Bazı şeylerin nedeni yoktur. Bazı duyguların, bazı özlemlerin, bazı sızıların izahı bulunmaz. Bir anda gelirler. Hiç ummadığınız bir vakitte, kalabalığın ortasında ya da gecenin sessizliğinde usulca düşerler gönlünüze. Neden şimdi, neden bugün diye sorarsınız kendinize. Bir cevap bulamazsınız. İşte bugün yine öyle oldu. Durup dururken aklıma düştü babam.
İnsan babasını kaybedince yalnız bir insanı kaybetmiyor aslında. Bir gölgeyi, bir sığınağı, bir yön duygusunu da kaybediyor. Yaş kaç olursa olsun fark etmiyor. Saçlarınıza aklar düşse de, omuzlarınıza yılların yükü binse de içinizde bir yer hep çocuk kalıyor. Ve o çocuk, dönüp dolaşıp babasını arıyor.
Şairin dediği gibi, savaşta komutansız kalmaktır babasız kalmak. İnsan yürümeye devam ediyor elbette. Hayat kimse için durmuyor. Sabahlar oluyor, akşamlar oluyor, yıllar geçiyor. İnsan gülüyor, çalışıyor, dostlarıyla oturuyor, yeni insanlar tanıyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerinde görünüyor. Ama kalbinizin bir köşesinde eksik kalan bir oda var. Kapısı hiç kapanmayan, ışığı hiç sönmeyen bir oda... İçinde hep babanızın hatırası oturuyor.
Ankara'nın karşı yakasında bir mezar var. Kimi için sıradan bir kabristan köşesi. Kimi için birkaç taş ve birkaç satır yazıdan ibaret. Ama benim için öyle değil. Benim için dünyanın en sessiz, en huzurlu yeri orası. Belki de bu şehirde kalma sebebim. Çünkü ruhum, başka hiçbir yerde bulamadığı sükûnu orada buluyor.
Ne zaman yorulsam, ne zaman içim daralsa, ne zaman hayatın gürültüsü ruhumu sıkıştırsa, yolum oraya düşüyor. Toprağın altında yatan bir insanla konuşulur mu, bilmem. Ama ben konuşuyorum. Bazen sesli, bazen içimden. Anlatıyorum. Geçen yılları anlatıyorum. Yaşadıklarımı anlatıyorum. Eksik kalan cümleleri tamamlamaya çalışıyorum. Sonra uzun uzun susuyorum.
İnsan bazen en çok mezarlıklarda hayatı düşünüyor. En çok orada anlıyor zamanın ne kadar hızlı geçtiğini. Bir zamanlar elinden tutan, yol gösteren, düştüğünde kaldıran adamın şimdi bir mezar taşında yazılı bir isim oluşunu kabullenmek kolay değil. Belki de insan hiçbir zaman tam olarak kabullenemiyor.
Derler ki zaman her şeyin ilacıdır. Ben buna tam inanamıyorum. Zaman acıyı azaltıyor olabilir ama özlemi azaltmıyor. Bilakis bazı özlemler yıllandıkça derinleşiyor. Babanın yokluğu da öyle. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, insanın içinde aynı boşluk duruyor. Sadece onunla yaşamayı öğreniyor.
Bugün yine aklıma düştü baba. Sebebini bilmiyorum. Belki gökyüzünün rengi, belki bir sokak, belki de hiçbir şey. Bazı şeylerin nedeni olmuyor çünkü. İnsan durup dururken özlüyor. Durup dururken sesi kulağına geliyor. Durup dururken gözleri doluyor.
Ve sonra anlıyor ki bazı insanlar bu dünyadan gitse de hayatımızdan hiç gitmiyor. Sen de onlardan birisin baba. Toprağın altında değil, dualarımda; mezar taşında değil, kalbimin en derin yerindesin. Ben yaşadıkça, seni anlatan birkaç cümle hep olacak. Ve ben ne zaman yorulsam, ne zaman sığınacak bir liman arasam, yolum yine sana çıkacak.
Çünkü bazı insanlar ölmez baba.
Sadece özlenir.