Günümüz insanı garip bir baskının ortasında yaşıyor: Her an iyi hissetmesi, mutlu olması, enerjik olması gerekiyor. Bu beklenti kimsenin açıkça söylemediği ama herkesin hissettiği görünmez bir zorunluluk gibi. Sanki mutsuzluk, durgunluk ya da yorgunluk artık doğal değilmiş gibi davranıyoruz. Biraz keyfin kaçsa hemen “Bir sorun mu var?”, biraz sessizleşsen “Neden moralin bozuk?” soruları geliyor. Halbuki bazen sebep yoktur; sadece insansındır.
Sosyal medyanın bu baskıda büyük bir payı var. Herkesin hayatı orada mükemmel, renkli, üretken ve sürekli mutlu görünüyor. Elbette bunun sadece seçilmiş bir vitrin olduğunu biliyoruz ama insan zihni yine de kıyaslamayı bırakmıyor. “Onlar mutlu, ben neden değilim?” düşüncesi, farkında bile olmadan içimize işliyor. Mutsuzluk görünmez hâle gelince, kendi normal hâllerimiz bile bize kusur gibi görünmeye başlıyor. Keyifsiz bir gün geçirmek bile neredeyse ayıp sayılıyor.
Oysa mutluluk sabit bir duygu değil. Hiçbir duygu sabit değil zaten. İnsan, gün içinde bile kaç kez değişiyor: Sabah motive, öğlen yorgun, akşam endişeli, gece sakin… Bu dalgalanma hayatın doğal ritmi. Biz ise ritmi düzleştirmeye, hep aynı çizgide hissetmeye çalışıyoruz. Sonuç? Daha çok baskı, daha fazla suçluluk, daha fazla “Neden iyi hissetmiyorum?” sorgusu.
Aslında sorun kötü hissetmek değil; kendimize kötü hissetmeyi yasaklamamız. Oysa mutsuzluk da gerekli, yorgunluk da, boşluk hissi de. Hepsi bir şey anlatır. Duygular sinyaldir, uyarıdır, bazen de sadece vardır. Ama çağımızda en masum duygu bile “aşılması gereken bir durum” gibi algılanıyor. Bir şey hissediyorsun ve hemen çözmen, düzeltmen, toparlaman bekleniyor. Sanki hayat sürekli bir kişisel gelişim yarışındaymış gibi.
Belki de asıl özgürlük, kendine şu cümleyi söyleyebilmekte: “Bugün böyleyim. Olabilir.” Bu kadar. Ne analiz, ne çözüm, ne baskı. İyi hissetmek zorunda olmadığını kabul etmek bile başlı başına bir rahatlama. Çünkü mutluluk bir hedef değil; gelip geçen bir misafir gibi. Zorla tutulmaya çalışıldığında daha çabuk kaçan bir şey.
Belki de en büyük iyilik, kendimizi sürekli iyi hissetmeye zorlamayı bırakmaktır. İnsan bazen mutsuz olur, bazen kararsız, bazen sıkılmış. Bu kötü değil; bu normal. Mutluluk bir görev değil, yaşadığımız duyguların içinden zaman zaman beliren bir ışık sadece. O yüzden belki de sormamız gereken soru şudur: “Bugün mutlu muyum?” değil; “Bugün kendime dürüst müyüm?”