Bu haftaki yazım bana da çok ilginç geldi. Umarım siz de beğenirsiniz.

Yıllar öncesinin bir eşek hikayesi…

İnsan türü, yeryüzünde yürüdüğü günden beri "medenileştirme" adı altında doğayı tarumar etme konusunda eşsiz bir yetenek sergilemiştir. Ormanları kesmiş, nehirlerin yönünü değiştirmiş, türleri yaşam alanlarından söküp atmış, ardından da aynı türleri korumak için milyarlarca dolar harcamıştır. İşte bu çelişkinin en ironik ve umut verici örneklerinden biri, 1968 yılında, Soğuk Savaş'ın tam ortasında, İran ve İsrail arasında yaşandı.

Dönemin İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, İsrail'e 11 adet İran yaban eşeği (Persian onager) sattı. Bu hayvanlar, bölgede yüzyıllar önce insan eliyle avlanarak ve yaşam alanları işgal edilerek yok edilmişti. Aynı insanlar, şimdi bu hayvanları uçakla Negev Çölü'ne taşıyıp esaret altında çoğaltmaya karar vermişti. İnsanın doğayla ilişkisinin özeti gibi: Önce yok et, sonra kurtarmaya çalış.

1970'lerde Etiyopya'dan getirilen Afrika yaban eşekleriyle genetik çeşitlilik artırıldı. Kimse o gün, bu 11 hayvanın 40 yıl sonra çölde, insan müdahalesi olmadan, bir mucize yaratacağını tahmin edemezdi. Çünkü insan, doğanın kendi kendini iyileştirme gücünü hafife almayı hep sevmiştir.

Negev Çölü'ne bırakılan bu 11 eşek, bugün 500-600 bireylik dev bir popülasyona ulaştı. Ama asıl çarpıcı olan, sayıların ötesinde yaptıkları iş. Bu hayvanlar, insanların çölde açamadığı kuyuları, güçlü toynaklarıyla kazarak yer altı sularına ulaştı. 2 metre derinliğindeki bu kuyular, kurak mevsimde bölgenin tek su kaynağı haline geldi. Bilim insanları buna "ekosistem mühendisliği" diyor. İnsan mühendisleri, devasa makinelerle kilometrelerce boru döşerken, bu hayvanlar sadece içgüdüleriyle bir su şebekesi oluşturdu.

Ama bu kadarla kalmadı. Yaban eşekleri, yedikleri bitkilerin tohumlarını sindirim sistemlerinden geçirerek çimlenmeye hazır hale getirdi ve dışkılarıyla toprağa geri bıraktı. Her bir eşek, adeta hareket eden bir tohum ekim makinesi ve doğal gübre fabrikasına dönüştü. Akasya ağaçları yeniden yeşerdi. Ceylanlar, tilkiler, kuşlar, yarasalar geri döndü.

İşte bu noktada ironi kaçınılmaz: İnsan, kendi kimyasal gübreleriyle toprağı zehirlerken, yaban eşekleri kendi dışkılarıyla toprağı canlandırdı. İnsan, suyu şişeleyip satarken, eşekler suyu keşfedip paylaştı. İnsan, doğayı "ıslah" etmeye çalışırken, eşekler sadece var olarak her şeyi iyileştirdi.

Negev Çölü'ndeki bu dönüşüm, bilim dünyasında "canlı bir koruma modeli" olarak tanımlanıyor. Yani, doğanın kendi kendini onarma gücünün en çarpıcı örneklerinden biri. İnsan, bu hayvanları sadece bir uçakla taşıdı. Gerisini doğa yaptı.

Peki ya insan, bu süreçte ne yaptı? Ormanları kesmeye, türleri yok etmeye, karbon salmaya devam etti. Sadece 2023 yılında, dünya genelinde tropikal ormanların kaybı 3,7 milyon hektarı buldu. İnsan, kendi medeniyetini inşa ederken, eşeklerin inşa ettiği ekosistemi hiçbir zaman tam olarak anlayamadı.

Belki de Negev Çölü, insanlığa unutulmaması gereken bir ders veriyor: Doğayı yönetmeye çalışmak yerine, bazen sadece geri çekilip izlemek gerekir. İran yaban eşeği, sadece hayatta kalmadı; yaşadığı yeri yeniden diriltti. Ve bunu yaparken, ne bir strateji belgesi hazırladı, ne bir çevre politikası yayınladı, ne de karbon kredisi sattı. Sadece kazdı, yedi, gezdi ve yaşadı.