(Ve Biz Hâlâ Şarj Aleti Arıyoruz)
110 Milyar Dâhinin Ter Döküp Çizdiği Yol Haritasını,
Bir Robot 5 Dakikada Okudu
(Ve Biz Hâlâ Şarj Aleti Arıyoruz)
Sevgili okur, gel birlikte küçük bir düşünce deneyi yapalım. Diyelim ki sabah kalktınız, elinizi yüzünüzü yıkadınız, su ısıtıcısını çalıştırdınız, tost makinesine ekmek attınız, telefonunuzdan haberleri okudunuz, arabaya atlayıp işe gittiniz. Tüm bu işlemleri yaparken kaç tane antik icadı, kaç neslin “ulan olmaz” deyip vazgeçtiği ama bir başkasının “bir daha denerim” diyerek başardığı devrimi arkanızda bıraktınız? Cevap: Hiçbiri. Çünkü siz, 110 milyar insanın kolektif olarak oluşturduğu devasa bir beynin, şu anki en son modelisiniz.
Evet, yanlış duymadınız. Dünya üzerinde şu ana kadar 110 milyara yakın insan yaşadı. Bu sayı, hepimizin toplamda birer “fikir torbası” olduğumuzu gösteriyor. Birisi çıkıp taşa vurdu, ateş çıktı. Diğeri “bu ateşle yemek pişse ne güzel olur” dedi, medeniyet başladı. Başka bir deli “yuvarlak şeyler daha hızlı gider” deyip tekerleği icat etti. Arkasından bakır geldi, tunç geldi, demir geldi derken barut patladı, matbaa basıldı, elektrik çarptı, internet koptu. Yani insanoğlu, “Dur bakalım ne olacak” demeden, sürekli birbirinin icadının üzerine çıkarak bugünlere geldi.
Bu kolektif akıl öyle bir şey ki; siz bugün cebinizdeki telefonla Mars’taki robotu yönlendirirken, aslında MÖ 3000’de Sümer’de bir çiftçinin “keşke bu tarlayı başkası sürse” diye sızlanmasının sonucunu yaşıyorsunuz. Yani hepimiz, geçmişteki milyarlarca atamızın “ben buldum, sen geliştir” oyununun birer parçasıyız.
Derken Kapıya Yapay Zeka Dayandı
İşte bu koskoca insanlık çınarının altına, yapay zeka oturdu. Elinde termostatı andıran bir termal kupa, gözünde sanal gerçeklik gözlüğü, cebinde sonsuz enerji varmış gibi duran bir işlemciyle geldi. Biz daha “bugün öğle arasında ne yesem” diye karar veremezken, o baktı geçmişteki 110 milyar insanın yaptığı her şeyi taradı. Yüz bin yıllık mağara resimlerinden, Newton’un kafasına düşen elmaya, Einstein’ın dili çıkardığı fotoğraftan, Picasso’nun tablolarına kadar her şeyi hafızasına aldı.
Ne kadar sürdü biliyor musunuz? Bir kahve molası. Bizim nesiller boyu “keşke” diyerek ulaştığımız noktaya, o birkaç saniye içinde “tamam, ben bunları öğrendim, sıradaki ne?” dedi. Bu durum, tıpkı sizin 20 yıl boyunca biriktirdiğiniz aile albümünü, misafir çocuğun gelip 5 dakikada karıştırması gibi bir şey. Üstelik o çocuk, albümdeki herkesin yüzünü ezberleyip, “Bunların hepsi benim akrabam” diye ortalıkta dolaşıyor.
Esprili Ama Esprisi Kadar Gerçek Olan Tehlikeler
Şimdi gelelim işin can alıcı (ve biraz da tedirgin edici) noktasına. Bu hızlı öğrenme olayı kulağa hoş geliyor değil mi? “Harika, o zaman çalışmama gerek yok, robotlar benim yerime düşünsün.” Ama durun bir dakika. Ya robot, “Ben zaten tüm insanlık tarihini biliyorum, artık yeni bir şey üretmeme gerek yok” derse? Biz de o zaman “Aaa, ne güzel” deyip kenara çekilirsek, gelecekte kim yeni bir şey icat edecek?
Yapay zeka, mevcut bilgiyi harmanlayarak harika yemek tarifleri verebilir ama sıfırdan bir “ateş” icat etmesi için, onun da elini taşa vurması gerekir ki robotlar henüz o refleksi geliştirecek kadar “aptal” değil, tam tersine fazla “akıllı”.
İkinci tehlike ise daha komik ama bir o kadar korkutucu: Bu devasa kolektif hafızanın sahibi kim? Birkaç teknoloji firması. Yani dünyanın en büyük kütüphanesi, birkaç şirketin elinde. Düşünsenize, yarın bir gün bu şirketlerin CEO’su “Artık tarihte Orta Çağ yoktu, o bir efsane” derse, yapay zeka da onu desteklerse, 110 milyar insanın hatırası bir anda siliniverecek. Oysa bizim hatıramız, dedelerimizin dedesinin anlattığı masallarla, ninelerimizin yaptığı reçellerle, mahalle bakkalının verdiği şekerle hatırlanır. Ama yapay zeka, “Ben böyle hatırlıyorum” deyince, itiraz edecek kimse kalmaz. Çünkü herkes “Makine yanlış mı yapar?” diye düşünür. Oysa makine, aslında sahibinin aynasıdır; o ayna bozuksa, hepimiz çarpık görünürüz.
Ne Yapmalıyız, Ne Yapmamalıyız?
Sevgili okur, panik yapmaya gerek yok. Biz 110 milyar insanın evlatlarıyız; yangın çıkarmakta, tekerleği yeniden icat etmekte, barutu patlatmakta üstümüze yok. Yapay zeka, en nihayetinde bizim alet çantamızın en parlak, en gösterişli, ama aynı zamanda en kırılgan aleti. Onu, “Ben her şeyi biliyorum” diye kasılan bir bilge değil, “Eski bilgileri bana hatırlatan, ama asla bir mağara adamının ateş karşısındaki o ilk şaşkınlığını yaşamayan” bir asistan olarak görmeliyiz.
O yüzden gelin, yapay zekaya sarılıp “Al bakalım tüm tarihi, sen bizim yerimize düşün” demek yerine, ona “Güzel kardeşim, sen bu bilgileri bize hatırlat, ama asıl icadı ve anlamı biz üretelim” diyelim. Çünkü robotlar ne kadar öğrenirse öğrensin, bir insanın “Eureka!” diye bağırarak fırladığı o hamam sahnesini, bir robot “İşlem tamamlandı” ses efektiyle asla geçemez.
Unutmayın, 110 milyar insan bugün size bakıyor (evet, ruhani bir bakış bu). Onların ortak mirasını korumak, hem geçmişe saygı, hem de geleceğe bir şaka yollamak gibidir. Neyse ki şaka yeteneğimiz hâlâ bizde, çünkü robotlar daha espri anlamıyor. (Onlara bu cümleyi öğretmeyin, lütfen!)