$ DOLAR → Alış: 5,37 / Satış: 5,39
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10

SON DAKİKA:

SELANİK VAKASI

Dr. Muhammet Veysel ZORTUL
Dr. Muhammet Veysel ZORTUL
  • 17.06.2018
  • 602 kez okundu

6 Mayıs 1876/Selanik
Selanik Avrethisar’da bir köyde tahsilat memurluğu görevinde bulunan Emin Efendi, epeyce bir zamandır gönlünü Helena’ya kaptırmıştı. Helena ise bazen bir çeşme başında bazen de köy meydanında rastladığı Emin Efendi’nin imalı bakışlarının, manalı bıyık burmalarının nicedir farkındaydı.
Kendi halinde bir kızdı Helena ve bir Osmanlı memurunun ilgisinden elbette memnundu lakin duyguları karmakarışıktı. Ne zaman duyguları çetrefilleşip en zor alfabelerle yazılmış bir kitap gibi önünde dursa okumaya çalışmıyor, değer vermiyor ve bir el ilanı gibi sıradanmışçasına kaldırıp fırlatıyordu.
İlgisi zamanla derin bir aşka dönüşen Emin Efendi, gününün çoğunu tahsilat işlerinden ziyade Helena’nın ilk oğul balı gibi sarıya çalan parlak ela gözlerini düşünerek geçiriyordu. O güzel gözleri tahayyül ettiği demlerde içinde, mayisi mutluluk olan ılık bir şeyler akmaya başlıyor ve bu efsunlu sıvıyla gevşeyip her zerresiyle bir eski zaman mumyasına dönüşüyordu.
Derken mektuplaşmaya başladılar. Emin Efendi burma bıyıkları ile yapamadığını güçlü kalemi ile yapmış, Helena’yı ikna etmeyi başarmıştı. Aslında Helena’nın hissettikleri bir aşk değildi. Fakat Emin Efendi’nin iyi niyetli bir adam olduğunu hissetmişti. Hani donan bir gölün veya denizin altında berrak bir suyun olduğunu ya da envai çeşit balığın yüzdüğünü göremez ancak orada bir yerlerde olduklarını bilir ya insan. Aynen öyle de ne zaman aşığına baksa içinden geçenleri okuyabiliyor, hislerinin samimiyetine inanıyordu. İnandıkça da artık araya mesafe koymuyor, içinde henüz adlandıramadığı daha doğrusu adlandırmaya korktuğu bir tomurcuğun, bambu ağaçları gibi çok hızlı bir şekilde yeşerdiğini hissediyordu.
Bir akşam Emin Efendi’nin hiç beklemediği bir şey oldu. Helena küçük bir el çantası ile kapılarındaydı. O en inatçı telve gibi ruhuna yapışan ve kendisinin de bazen kanatırcasına çıkarmaya çalıştığı sevdası, bir eski zaman aynasından fırlamışçasına yarı hayal yarı gerçek siluetiyle taşlıkta arzı endam ediyor ve gülümseyerek Müslüman olduğunu söylüyordu. Sevincini bir türlü ifade edemeyen Emin Efendi, adeta donmuş ve kadim bir heykel gibi olduğu yerde kalakalmıştı.
Helena Müslüman olmuştu olmasına ancak Emin Efendi’nin ailesi bunu yeterli görmeyerek kızın Selanik’e gidip Müslüman olduğunu resmi olarak da onaylatmasını istediler. Helena vakit kaybetmeden ilk trenle Selanik’e doğru yola çıktı. Fakat olay duyulduğundan trenden iner inmez öfkeli Rumların saldırısına uğradı. Azgın kalabalık, yaşmağını çekiştiriyor, feracesini yırtıyordu. Kızı korumaya çalışmak için gelen üç zaptiye de yeterli olmadı. Kalabalık artınca araya Amerikan Konsolosu girdi. Ancak kızı Türk makamlarına vermek yerine konsolosluk olarak kullandığı kendi evine götürdü.
Olay, halk arasında büyük bir infiale neden oldu. Yapılanların kabul edilemez olduğunu düşünen Müslümanlar, Selanik Valisi Mehmet Ref’et Paşa’ya başvurdular. Paşa pasif kalınca Saatli Camiinde toplanarak Amerikan Konsolosluğuna yürümek üzere harekete geçtiler.
O sırada oradan geçmekte olan ve halkın konsolosluğa yürümesini engellemek isteyen Fransız Konsolos Moulin ve Alman konsolosu Abbott önce rehin alınıp ardından öldürülünce sıradan bir olay, bir anda uluslararası bir boyut kazanmış oldu.
Almanya, Fransa, Rusya, Avusturya ve İtalya gemilerini Selanik’e göndererek Osmanlı Devleti’ne ültimatom verdiler. Padişah Abdülaziz olayı iç sorun kabul ederek büyük devletlerin müdahalesine meydan vermedi ve bu konuda dik bir duruş sergiledi. Derhal Selanik’e savaş gemilerini göndertti ve olayda ihmali bulunan valiyi görevden aldı. Artık mevzu Osmanlı mahkemelerine intikal etmişti. Mahkeme sonucunda, konsolosların öldürülmesinde dahli olan 6 kişi idam edilirken 12 kişi de çeşitli cezalarla hüküm giydiler.
Ancak kızı kaçıranlara hiçbir şey yapılamaması üniversite öğrencilerinin tepkisini çekmiş, Payitahtı hareketlendirmişti. 11 Mayıs günü Enderun talebeleri ayaklanarak Şeyhülislam ve Sadrazamın istifasını istediler. Bir türlü önü alınamayan olaylar, 30 Mayısta Abdülaziz’in tahtan indirilmesine dek sürdü…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Yeni Çağrı Gazetesi 18 Haziran 2018 Pazartesi Tarihli Gazete Sayfaları

Gazetemizin tüm sayfalarına web sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Kapat