Son dönemlerde edebiyat dünyasında “serbest şiir” adı verilen bir anlayış giderek daha fazla karşımıza çıkıyor. Kafiyenin, hecenin, ölçünün ve belirli bir mısra düzeninin bulunmadığı bu şiir anlayışı, bana göre şiirin temel unsurlarından önemli ölçüde uzaklaşmaktadır.

Şiir yalnızca kelimeleri alt alta sıralamak değildir. Şiirin bir musikisi, ritmi, ahengi ve bütünlüğü olmalıdır. Hece, durak, kafiye, redif, kafiye düzeni, ritim ve anlam bütünlüğü, şiiri sıradan bir söz yığınından ayıran temel unsurlardır. Elbette her şiirin bütün bu unsurları aynı ölçüde taşıması şart değildir. Ancak şiirin kendi içinde bir estetik düzeni ve edebî bir yapısı bulunmalıdır.

Büyük şairlerin bir mısra üzerinde günlerce, hatta haftalarca düşündüğünü biliyoruz. Bir kelimenin yerini değiştirmek, bir heceyi düzeltmek, kafiyeyi güçlendirmek veya şiirin ritmini yakalamak için büyük emekler verilmiştir. Çünkü gerçek şair için şiir, yalnızca yazılan bir metin değil, üzerinde titizlikle çalışılan bir sanat eseridir.

Bugün ise bazen birkaç cümle veya dağınık düşünceler alt alta yazılıyor ve bunun adına “şiir” deniliyor. Üstelik bu metinleri yazan kişiler kısa sürede kendilerini “şair” olarak tanımlayabiliyor. Bana göre asıl tartışılması gereken nokta da budur.

Eleştiri, sanatın gelişmesi için gereklidir. Geçmişte büyük şairlerin eserleri bile eleştirmenler tarafından incelenmiş, tartışılmış ve farklı açılardan değerlendirilmiştir. Çünkü ortada incelenebilecek bir yapı vardır: ölçü, ritim, kafiye, dil, anlam, imge ve estetik.

Oysa hiçbir ölçüsü, ritmi veya şiirsel düzeni olmayan bir metni değerlendirmek çoğu zaman “Bu şiir neden şiirdir?” sorusuna kadar dayanır.

Serbest şiiri, benim gözümde, kâğıttan yapılmış bir çiçeğe benzetmek mümkündür. Adı çiçektir, şekli de çiçeğe benzeyebilir. Fakat gerçek bir çiçeğin zarafetine ve kokusuna sahip değildir. Aynı şekilde bir metne “şiir” adını vermek, onu kendiliğinden şiir yapmaz.

Şiir, kelimelerin yan yana gelmesinden çok daha fazlasıdır. Şiir, kelimeler arasındaki ahenktir. Şiir, okuyanın içinde bir duygu uyandırabilmektir. Şiir, okunduğunda kulağa bir ritim, zihne bir anlam ve ruha bir iz bırakabilmelidir.

Bugün serbest şiir yazanların sayısının giderek artması ve buna bağlı olarak herkesin kendisini şair olarak tanımlaması, Türk edebiyatının geleceği açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Çünkü şairlik yalnızca “şiir yazıyorum” demekle kazanılabilecek bir sıfat değildir. Şairlik, dil bilgisi, edebî birikim, sanat anlayışı, kelime hâkimiyeti, sabır ve büyük bir emek gerektirir.

Türk edebiyatının çok köklü bir şiir geleneği vardır. Yunus Emre'den Fuzûlî'ye, Karacaoğlan'dan Yahya Kemal'e kadar uzanan bu büyük miras, şiire verilen emeğin ve gösterilen özenin önemli örnekleriyle doludur.

Bu nedenle şiiri kolaylaştırmak adına onun estetik değerlerini tamamen ortadan kaldırmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Şiir özgür olabilir, fakat özgürlük, kuralsızlık anlamına gelmemelidir.

Çünkü şiirin sınırlarını kaldırmak başka şeydir, şiirin kendisini ortadan kaldırmak başka...

Büyük şairlerin bıraktığı mirasa sahip çıkmak, yalnızca onların eserlerini okumakla değil, şiirin sanat olma niteliğini korumakla da mümkündür. Aksi hâlde şiirin adı kalır, fakat ruhu yavaş yavaş kaybolur.