Tahran 28 Şubat itibarı ile yalnızca bir başkente değil, bir psikolojik savaşın merkezine dönüştü. Meydanı dolduran kalabalık, sadece bir yas atmosferinin değil, aynı zamanda öfkenin, meydan okumanın ve belirsizliğin fotoğrafını verdi.

Ali Hamaney' in şehit edilmesinden sonra , İran ın yeni dini lideri Ayetullah Arafi kürsüye çıkarak ettiği “intikam” vurgulu sözler, içeride bir kenetlenme çağrısıydı; dışarıya ise açık bir mesaj.
Bu konuşma, sıradan bir taziye hitabı değildi. Bu, doğrudan doğruya Washington’a gönderilmiş siyasi bir bildiriydi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “özgürlüğün zamanı” ve “kralınızı geri alın” çağrısı, İran sokaklarında karşılık bulmadı. En azından görüntü bu.
Aksine meydandaki tablo, dış müdahale söylemine karşı refleks geliştiren bir toplumsal direnç izlenimi veriyor. Bu direncin ne kadar sürdürülebilir olduğu ayrı mesele; fakat ilk refleks net: İran halkı dışarıdan dayatılan bir değişim çağrısına mesafeli.
Burada kritik soru şu: Bu kalabalık gerçekten rejime mi sahip çıkıyor, yoksa dış baskıya karşı ulusal refleks mi gösteriyor?
İran tarihinde bu tür anlar yabancı değil. Baskı arttığında içeride saflar sıklaşır. Dış tehdit algısı, iç siyasi ayrılıkları geçici olarak askıya alır.
Bugün meydanda gördüğümüz tablo tam olarak bu olabilir.
Ancak şunu da unutmamak gerekir: Meydan görüntüleri her zaman toplumun tamamını temsil etmez. Kamera nerede durursa gerçek oradan görünür.
Washington’ın Hesap Hatası mı?
Amerika Birleşik Devletleri uzun süredir İran iç kamuoyunda çatlaklar olduğu varsayımıyla hareket ediyor. Ekonomik yaptırımların ve siyasi baskının, içeride rejime karşı ciddi bir kırılma yaratacağı düşünülüyordu. Fakat dışarıdan yapılan “özgürlük” çağrılarının İran toplumunda tarihsel olarak ters teptiği bilinen bir gerçek.
Bu nedenle Trump’ın söylemi, İran’da beklenen çözülmeyi değil, kısa vadeli bir kenetlenmeyi tetiklemiş olabilir.
Benim Gözümden: Bu Bir Güç Gösterisi Değil, Zaman Kazanma Hamlesi
Bir gazeteci refleksiyle : Bu tür meydan konuşmaları çoğu zaman askeri değil, psikolojik cepheyi tahkim etmek için yapılır.
Yeni dini liderin “intikam” vurgusu, askeri bir planın ilanından çok, içeride moral üstünlüğü koruma çabasıdır. Çünkü asıl soru şu: İran bu krizi uzun süreli bir çatışmaya dönüştürebilir mi?
İntikam söylemi sokakta alkış alır.
Ama savaşın faturası ekonomiyle, enerjiyle, bölgesel dengelerle ödenir.
Eğer Washington geri adım atmazsa ve Tahran söylemden eyleme geçerse, Orta Doğu yeni bir asimetrik çatışma dönemine girebilir. Eğer bu bir kontrollü gerilimse, önümüzdeki günlerde perde arkasında temasların başladığını görebiliriz.
Sonuç: Ama Bir Eşik aşıldı
Tahran meydanında yükselen ses, yalnızca bir öfke değil; bir irade gösterisiydi.
Ancak tarihin bize öğrettiği bir şey var: Meydanlarda atılan sloganlar kadar, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar da belirleyicidir.
İran diz çökmeyecek görüntüsü veriyor.
ABD geri adım atmayacak mesajı veriyor.
Gerçek savaş ise tanklarla değil, sinir uçlarıyla yürütülüyor.
Ve bu hikâye henüz bitmedi.
...