Savaşın geleceğini bugünden öngörebilmek mümkün değil; ABD’nin B planında İran misillemesine yer verilmediği anlaşılıyor. Hamaney’in öldürülmesiyle İran’da rejimin değişebileceğini sananlar yanıldılar.

ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı ve İran operasyonun yöneticisi Brad Cooper’ın SDG Komutanı Mazlum Abdi ile Erbil’de biraraya gelmesi Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken çok önemli bir gelişmedir.

Yarınlar hakkında görüşler net değil, fakat bölgemizi ve insanlığı neşeli günlerin beklediğini söyleyemiyoruz.

Allah yardımcımız olsun..

Bütün dünya nefesini tutmuş, İran’ın İsrail/ABD tarafından vurulmasıyla başlayan gerilimin ne gibi sorunlar üretebileceğini öngörmeye çalışıyor. Yanıtı merak edilen soru şu:

“İran ne olacak?”

Sorunun doğru yanıtını bulabilmek için İran’ın neden ve hangi amaçla vurulduğunu görebilmek gerekir.

ABD/İsrail, İran’ı vurma gerekçesi, “İran’ın nükleer silah üretiminde ısrarcı olması.” 2003’te Irak’ın işgalinde kullanılan gerekçe “Saddam’ın kimyasal silahları”ydı. Yıllar sonra bu gerekçenin bir kurgu, bir aldatmaca olduğu ortaya çıktı. İran’ın nükleer silah üretmenin eşiğine geldiği iddiası da bir kurgu olabilir.

Trump, Kongre’nin onayını almadan başlattığı saldırının gerekçesini açıklarken, “İran ABD’yi vurabilecek silahlar üretmeye çalışıyordu, ben Amerikan halkını korudum” diyordu. “Saddam’ın kimyasal silahları” gibi, “İran’ın nükleer silah üretiminde son noktaya gelmiş olduğunun” da, bir kurgu, bir aldatmaca olduğunu belki yıllar sonra öğreneceğiz.

İsrail/ABD-İran savaşının nedenlerini irdelerken enerji jeopolitiğinin önemini gözardı edemeyiz. II. Dünya Savaşı’nda, 7 Aralık 1941 sabahı, Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri’nin Hawai Adaları’nın Oahu Adası’nda bulunan Pasifik Filosu ve Pearl Harbor askeri üssüne beklenmedik bir saldırı düzenlemesi sonrasında ABD Japonya’yı abluka altına almıştı. ABD’nin hedefi, Japonya’nın ikmal yollarını kontrol altına almak ve Japonya’yı teslim olmaya zorlamaktı.

ABD’nin bugünkü hedefi de Çin’e enerji ulaştıran kaynak ve kanalları kontrol altına almak ve Çin’i üretemez duruma düşürmektir. Çünkü Çin, üretim için yeterli eleman ve teknolojiye sahip olsa da, enerji olmadan mevcut üretim çarklarını çalıştıramaz.

1.5 milyarlık bir nüfusa sahip olan Çin, enerji konusunda olduğu gibi, gıda konusunda da dışa bağımlı olmaktan kurtulabilmiş değildir. ABD Çin’i özellikle bu iki konuda kontrol altına almaya çalışıyor. Aksi takdirde Çin, 2013 yılında Kazakistan’ın Başkenti Astana’da duyurduğu “Bir Yol, Bir Kuşak Projesi”ni hayata geçirerek, küresel ekonominin lideri olacak.

Küresel ekonominin lideri olmak, küresel lider olmak demektir. Bu da, sırtında 38 trilyon dolar borç yükü bulunan ABD’nin kabul edebileceği bir durum değildir. 2013’ten bu yana, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan gelişmelerin arka planında, ABD ile Çin ve taraftarları arasında yaşanmakta olan “Kuşak ve Yol” merkezli çatışmanın rolü büyüktür.

ABD/İsrail ile İran arasında yaşanmakta olan savaşın Büyük Ortadoğu Projesi’yle (BOP), İsrail’i “vaad edilmiş topraklar”a kavuşturma hedefiyle olan ilgisi elbette görmezden gelinemez, ama ABD’nin öncelikli hedefi, Çin’in “Kuşak ve Yol Projesi”ni hayata geçirmesini engellemektir.

ABD’nin 20025-2009 yılları arasında görev yapan eski Dışişleri Bakanı Gondoleezza RİCE, 2003 yılında yazdığı bir makalesinde, “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek” demişti. O günden bugüne bölgemizde yaşanan gelişmeleri dikkate aldığımızda, Rice’ın bu sözlerini kişisel bir görüş olmadığı anlaşılıyor. Hatırlarsınız, o günlerde, Rice’ın bu sözlerinin Türkiye’yi de kapsayıp kapsamadığı epeyce tartışılmıştı.

ÇİN’İN ENERJİ ve GIDA KAYNAKLARI

Çin üretim için muhtaç olduğu petrol ve doğalgazı İran başta olmak üzere, Asya’daki Türk cumhuriyetlerinden, Afrika ve Güney Amerika’dan sağlıyor. ABD, Devlet Başkanı Maduro’yu bir baskınla alıp kaçırmasından sonra Venezuela’nın enerji kaynakları ABD’li petrol devlerinin kontrolüne geçti; artık bu ülkeden Çin’e tek bir varil petrol gönderilemez. Maduro olayından sonra, diğer Güney Amerika ülkelerinin de Çin’e, eskisi kadar petrol ve gıda ürünleri gönderebileceğini sanmıyoruz.

Bir devleti maddi ve manevi olarak çökertebilmek için. enerji ve gıda konularında dışa bağımlı hale getirmek ve zamanı geldiğinde bu kanalları kontrol altına almak gerekir.

Uzmanlar Trump’ın, yaklaşan ara seçimlerde, İsrail’e yardım ettikleri oranda sevap kazanacaklarına iman etmiş olan Evanjeliklerin oylarını alabilmek amacıyla Netanyahu’ya destek verdiğini savunuyorlar. Eski ortağı Epstein’in arşivini ele geçiren Netanyahu’nun Trump’ı amaçları doğrultusunda yönlendirdiğini savunanlar da var.

İran’ın bombalanması konusunda Kongre’nin onayını almaya gerek duymayan Trump’ın Netanyahu’nun etkisinde olduğu gerçek olabilir, ama bu konuda Pentagon’un sessiz kalmasının nedeni, yalnızca seçmenlerin yüzde 30’unu oluşturan Evanjelikleri memnun etmek değildir. Pentagon da, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’nin ABD açısından bir beka sorununa dönüştüğünü kabul ediyor.

Pentagon, ABD’nin “demokrasinin yılmaz savunucusu” imajıyla çelişen ve Kongre’nin onayı alınmadan gerçekleştirilen İran saldırısının günahlarını Trump’ın sırtına yükleyebilmek amacıyla, şimdilik, bu gelişmeden kendi hedefleri doğrultusunda elde edebileceği sonuçları not etmekle yetinmektedir.

Bir taraftan İran bombalanırken, diğer taraftan ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temilcisi Tom Barrack, ABD Merkez Komutanlığı Komutanı ve İran operasyonunun yöneticisi Brad Cooper Erbil’de, kafalarındaki bir haritanın önünde SDG komutanı Mazlum Abdi ( Şahin Cilo) ile biraraya gelerek hatıra fotoğrafı çektiriyorlar. Trump, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’yle uzun bir telefon görüşmesi gerçekleştiriyor.

SIRA KAŞGAR-GVADAR KORİDORUNDA

ABD’nin “Kuşak ve Yol”u hayata geçirecek koridorların önlerine barikatlar kurmaya devam ediyor. “Kuşak ve Yol”un en önemli koridorlarından biri olan ve Pekin’i 13 günlük bir tren yolculuğu ile Avrupa’ya bağlayan Orta Kuşak’ın önünde, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesine göz yumarak, Doğu Avrupa’da, İsrail’in Gazze katliamına göz yumularak da, Kaşgar-Gvadar-Akdeniz koridorunun önünde çok güçlü setler oluşturuldu. Şimdi hedef İran ve Belücistan, daha doğrusu Kaşgar-Gvadar koridoru..

İRAN HÜRMÜZ BOĞAZI’NI NEDEN KAPATTI?

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının nedeni, uğradığı saldırıdan dolayı yaşadığı acıları dünyaya hissettirmek olduğu kadar, başta Çin olmak üzere, yaptığı petrol ihracatının engellenmesinden duyduğu rahatsızlıktır.

Çin’i, Büyük Okyanus’u ve Malakka Boğazı’nı dolaşmaktan kurtaran 2700 kilometrelik Kaşgar Gvadar koridorunun önüne de bir set çekmek isteyen ABD, Gvadar çevresindeki Belucileri kışkırtarak Pakistan’dan bağımsızlıklarını ilan ettirmişti. ABD Belücistan’ı Pakistan’dan koparıp kendi yörüngesinde bir “bağımsız devlet” yapmayı hedefliyor. Belücintan’ın “bağımsız bir devlet” olmasıyla ABD, Çin’in dünya piyasalarına ulaşmasında büyük avantajlar sağlayan Kaşgar-Gvadar koridorunun Hürmüz Boğazı’na ulaştığı bölgeyi kontrolü altına almış olacak. Pakistan’ın önce Hindistan, sonra da Afganistan ile çatışmasının arka planında ABD’nin “Bağımsız Belücistan” hedefi yatmaktadır. Tahran, ABD’nin bu konudaki çalışmalarından büyük rahatsızlık duyuyor.

Körfez’de Hürmüz Boğazı’nı kullanan pekçok ülke var, fakat İran baskın karakterdir. İran Körfez’deki tankerlere “Boğaz’dan geçmeyin” uyarısı yapıyor. Dünyanın en büyük armatör şirketi APM-Maersk Hürüz Boğazı’ndaki geçişleri bir süreliğine durdurduğunu duyurdu. Hürmüz Boğazı’nın hem güneyinde hem de kuzeyinde pekçok tanker hareketsiz bekliyor. Bu durum petrol fiyatlarının yükselmesine neden olacağından, bütün ülkeler açısından enflasyonist baskı oluşturacaktır. Bunun bize de olumsuz yansımaları olacaktır; üretim ve taşıma girdilerini etkileyecek olmasından dolayı fiyatlarda istenmeyen artışlar yaşanacaktır.

NELER OLACAK?

ABD, daha doğrusu Netanyahu’nun peşine takılıp Kongre onayı bile almadan İsrail’le elele İran’a bombalar yağdıran Başkan Trump saldırıdan umdukları sonucu alamamış olacak ki, düzenlediği basın toplantısında İran’dan söz etmesi beklenirken, o Beyaz Saray’ın altın renkli perdelerinden söz etti.

İran saldırılar karşısında caydırıcı bir savunma sergileyemedi, ama pek de tahmin edilemeyen bir misilleme yaptı. Tahran yönetiminin Körfez ülkelerine ve Suudi Arabistan’a yaptığı füze saldırıları, “İran düşmanlarını çoğaltıyor” şeklinde değerlendirildiği gibi, “İran, ben yanarsam siz de yanarsınız mesajı verdi” şeklinde de değerlendiriliyor..

Peki bundan sonra neler yaşanabilir?

ABD/İsrail saldırının ilk günlerinde bekledikleri sonucu alamamış görünüyorlar. ABD, “İran koşullarımızı kabul etti” diyerek saldırılarına ara verir mi?

İsrail Lübnan’da Beyrut’un güney bölgelerinde konuşlanan Hizbullah’a yöneldi. Lübnan ordusu sınırdan çekildi. İsrail Lübnan’ı kontrol altına aldıktan sonra mı, “nerede kalmıştık?” diyecektik?

İngiltere ve Fransa deniz kuvvetleriyle bölgeye yönelmelerinin amacı nedir?

Savaşın geleceğini bugünden öngörebilmek mümkün değil; ABD’nin B planında İran misillemesine yer verilmediği anlaşılıyor. Hamaney’in öldürülmesiyle İran’da rejimin değişebileceğini sananlar yanıldılar.

ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı ve İran operasyonun yöneticisi Brad Cooper’ın SDG Komutanı Mazlum Abdi ile Erbil’de biraraya gelmesi Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken çok önemli bir gelişmedir.

Yarınlar hakkında görüşler net değil, fakat bölgemizi ve insanlığı neşeli günlerin beklediğini söyleyemeyiz.

Allah yardımcımız olsun..