Galatasaray, Şampiyonlar Ligi son 16 turu rövanş maçında Liverpool ile karşı karşıya geldi. İlk mücadeleyi 1-0 kazanan sarı-kırmızılı ekip, Anfield Road’dan iyi bir skorla çıkması halinde tam 13 yıl aradan sonra yeniden çeyrek finale kalacaktı ancak bu maçta işler hiçbir anlamda planlandığı gibi gitmedi. Bazı planlamalarda en başından hata vardı, özellikle de taktiksel anlamda. Mental olarak takımın Juventus rövanş maçından farkı yoktu, biliyorsunuz ki o turu 5-2’den veriyordu az daha Galatasaray, aynı öyle bir hava vardı. Galatasaray şu an için buraları tam randımanlı oynayamıyor onu görmüş olduk. Alışması gereken, düzeltmesi gereken noktalar eksiklikler var. Geçtiğimiz 2 seneden ders çıkarıp nasıl da bu sene son 16’ya kaldıysa takım, gelecek sene de bu seneki derslerinden yola çıkılmalı.

Maç içerisindeki şanssızlıklar zaten enteresandı; Dünyanın en iyi hakemlerinden Marciniak maça atanıyor, Marciniak maçtan önce sakatlanıyor ve maçı 4. hakem yönetiyor. Kendisi ‘herhangi bir adam’ statüsünde bana göre, Anfield Road’da öyle bir etki altında kaldı ki çoğu kararı yanlıydı. Üstüne Osimhen’in kolu kırılması… Bir de kendini o şekilde oynamaya zorladı Victor, takımın taktiğinin bozulması bir yana bir süre de 10 kişi oynadı resmen takım. Noa Lang’ın reklam panolarından dolayı ileri derecede kesilen parmağı da artık işin finali oldu. 4-0’lık skorla değil sadece, her anlamda tatsız bir veda oldu Galatasaray için. Taktiksel kısıma da gelirsek; Davinson yerine Singo ile başladınız mecburi tamam, kadroda başka oynamalara, özellikle de Sallai - Boey arka arkaya oynatmanın bir alemi yoktu, hücum anlamında ideal kanatlarınızla çıkmalıydınız. Hoca maç öncesi söylediği “Biz skoru korumaya çıkmayacağız, kazanmaya çıkacağız” lafını kendi kendine eritti resmen. Sallai maça kötü başlamıştı bir de. Osimhen’in sakatlığıyla birlikte ilk yarı sonunda 2 değişiklik yapıldı ama bir tanesi hatalıydı. Osimhen yerine Sane girdi o kısım tamam, Sallai çıkacağına Boey çıktı, üstüne bir de Lemina stopere çekildi Singo orta sahaya geçti bir ara. Hoca kontrolü ilk orada kaybetti. Takımın dağılımının alakasızca değişmesi bir kenara, top tutabilen bir adam bile yoktu ve Liverpool saldırdıkça saldırıyordu. Uğurcan Çakır olmasa tarihi fark gelecekti. İlkay’ın oyuna alınmamasının hiçbir izahı yok bana göre. Hoca üstüne Torreira’yı oyundan alıp Yunus’u oyuna sokarak saha içerisindeki hakimiyeti tamamen Liverpool’a verdi ve takımın fişini çekti. Dediğim gibi takımın da hocanın da eksiklikleri var, geçtiğimiz 2 senedeki durumdan nasıl ileri seviyeye atlandıysa bu seneden de dersler çıkarılmalı. Onun dışında Avrupa’da gayet güzel bir seneydi, ben kendim adına teşekkür ederim bizlere yaşattıkları için. Yine güzel galibiyetlerle dolu, daha da ilerleyeceğimiz Avrupa serüvenlerinde görüşmek üzere diyelim…