Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş; sözde atalarımız demiş. Yalan demeye dilim varmaz, zinhar yakışmaz. Geçenlerde benim için önemli biri, “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok. Küsmek iyi bir şey değil,” demişti.

Madem atasözlerinden gidiyorum, bugün bir dağ türküsü tutturmuş susmaz dilim. Madem benim kitaplarıma, yazılarıma konu olmak ağır söz ettiriyor, demezler mi adama:

“Söz var dağa çıkarır, söz var dağdan indirir...”

Bir cümle kurmak göze almaktır; o cümlenin gölgesinde kalmayı da, fırtınasında sınanmayı da... Dağın haberi olmasa da kayanın yüreğe oturan ağırlığı aşikâr.

Küserim tabii... O dağa haber salın.

Dağlar ne kadar yüksek görünürse görünsün, yankısı kayalıklara çarpar da geriye döner. Oysa kelimelerin yükünü ve sızısını en çok, onlarla hemhâl olanlar bilir.

Yine de muhabbetin hatırı büyüktür insanda. Kırgınlığın sesi, bazen en kısık sesle tutturulmuş bir türküden bile daha sessizdir.

Dağa haber salmayın; önümüz kış, üşümesin. Tavşana da aldırmayın...

Güçlüdür o.