İnanın, bu antlaşmanın ismi bile bana heyecan veriyor. Bu antlaşmanın hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi ve diğer Müslüman ülkelerin de bu oluşuma katılması en büyük temennimdir.

Mekke Antlaşması, ilk önce bana merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca'nın D-8'leri kurduğu zaman Meclis'te yaptığı konuşmayı hatırlattı. En çok da şu sözleri gündem olmuştu:

Cebinden bir demir para çıkararak şöyle dedi: “Onların eurosu varsa bizim de İslam dinarımız var.”

Tabii, bu konuşmadan sonra ne olduysa oldu. Avrupa Birliği ve ABD, emellerine büyük bir bent çekildiğini fark edince düğmeye basıldı ve sonuç hepimizin malumu.

Ama Allah'a şükürler olsun ki bugünler eskide kaldı. Artık Türkiye Cumhuriyeti gözünü kırpmadan önüne bakmaktadır. Teknolojide, ekonomide, kültürel hayatta ve siyasi hayatta en ileride olmayı hedeflemiş bir ülkemiz var. Elhamdülillah.

Mekke Antlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ülkelerinin bir araya gelerek kurdukları bir ortaklık.

Bu ülkelerin nüfuslarına baktığınızda Pakistan 259,4 milyon, Türkiye TÜİK verilerine göre 86 milyon 92 bin 168, Suudi Arabistan da 35,2 milyon nüfusa sahip ülkelerdir. Toplamda 360 milyonu aşan bir nüfusa sahip ortaklıktan bahsediyoruz.

Tabii ki bu ortaklığın ekonomik yönleri de vardır. Ancak ekonomik yönünün yanında, yıllarca Müslüman Türk milleti olarak bizler Mekke'ye ve Medine'ye hizmet etmiş bir milletin torunlarıyız. Bu sebeple bu sevinç bizleri ikiye katlamalıdır.

Bizler, kendisini “Hâkimü'l-Haremeyn” (Mekke ve Medine'nin hâkimi/efendisi) olarak anan hatibe müdahale ederek, “Hayır, Hâdimü'l-Haremeyn deyiniz; biz bu kutsal toprakların hâkimi değil, ancak hizmetkârıyız.” diyen bir neslin torunlarıyız.

Osmanlı hâkimiyeti altına giren İslam topraklarında, bu saatten sonra tahta gelen her Osmanlı padişahı Mekke'nin ve Medine'nin kutsallığını unutmamış ve buralara hizmet etmiştir.

Gerek Medine'nin gerekse Mekke'nin altyapısından tutun da aşevine, yoluna ve suyuna kadar birçok hizmet verilmiştir.

Ravza'da ve Beytullah'ta hep Osmanlı'nın izi vardır. Osmanlı, o muhteşem mimarisini oraya da taşımıştır.

En son örneği, Abdülhamid Han Hazretleri'nin başlattığı Hicaz Demir Yolu Projesi'dir. Demir yolu Medine'ye yaklaştığında, Peygamberimiz (SAV) rahatsız olmasın diye aylara keçe döşenmesi hiç akıllardan çıkmamaktadır.

Dolayısıyla Mekke ve Medine'nin bizim için manevi yönden de önemi çok büyüktür.

Gelelim projenin, yani bu ortaklığın bize katkılarına.

Taraflardan birine yöneltilen saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır ki bu, kolektif bir savunmayı gerektirir. Taraflar arasında da husumete müsaade etmez.

Türkiye'nin savunma teknolojileri, Suudi Arabistan'ın finansal gücü ve Pakistan'ın askerî/nükleer kapasitesi birleşir. Böylece karşı duran ülkelere karşı bir güç birliği oluşturulmuş oluyor. İslam ülkeleri arasında nükleer güce sahip olan ülke Pakistan'dır.

Sınır ötesi tehditlere ve terör unsurlarına karşı ortak duruş sergilenir. Bölgesel caydırıcılık, tehditleri ortadan kaldırır.

Deniz ticaret yolları ve enerji nakil hatlarının güvenliği pekişir. Özellikle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan petrol taşıma sıkıntısına bir çözüm olacağı kesindir.

Sanayi ortaklığı, savunma sanayisinde ortak üretim ve teknoloji paylaşımı imkânı doğurur. Savunma sanayisindeki teknoloji alışverişi hızlanır. Ekonomi dışarıya akmaz.

İhracat desteği, bölgesel istikrar sayesinde dış ticareti ve ekonomik istikrarı destekler.

Her türlü terörle ortak mücadele edilmesine vesile olur ki buna tüm dünya ülkelerinin ihtiyacı vardır.

Temennimiz odur ki en kısa zamanda diğer İslam ülkeleri de bu Mekke Antlaşması'nın bir üyesi olsun ve katkıda bulunsun.

Bu yeni oluşumun tüm dünya Müslümanlarına hayırlar getirmesini temenni ederim.

Selam ve dua ile...