O RİSALE SÜLEYMAN EFENDİ HAZRET’LERİNE AİD DEĞİLDİR!...(2 )

“ Ma’lûm olmak lazımdır,ki; benim tarîkatta Hazreti Fahruâlem ve Cenab-u Hâlık-ı âlem’e olan, Nisbet-i İrtibat ve İntisab-ı hâsım Kutbü’-Evliya-i vâsılîn, Gavsu’l-Kibriya-i el- Muhakkıkîn Mevridi evsaf ve ahlâk-ı İlâhÎ Varis-i TÂM VE Ekmel-i Muhammedî, Şeyhuna ve Mürşidinâ, es- Seyyid Ahmedü’l-Kürdiyyü’l-Hüseynî( Radiye anhü’l-BârÎ) Hazret’lerinden i’tibâren 33 vasıta ile müselsel ve muttasildir. Bu intisab ve ittisal sahih-i kat’î ve hakîkî bir isnad ve itisaldır.ki, fi zamanına misli belki, nâyâb’dır.

Her silsile bidâyetinden nihâyetine kadar inkıta’sız silsile-i irşad ve hidayet olmaz. Zamanımızdan son yarım asra kadar olan silsilelerin hemen ekseriyyeti mutlakası birer silsile-i teberrük ve teşerrüftür.”

Hiçbir şüphe ve tereddüde mahal bırakmayacak bir şekilde tam bir kat’iyyet ve Kaziyye-i Muhkeme halinde ifade etmek istiyoruz,ki, Mürşid-i Kâmil ve Mükemmil, Medâr Mürşid ve Müceddid, eş- Şeyh Ebu’l- Faruk, Süleyman Hilmi Silistrevî,(K,S,) el-Ma’ruf, Bi’Tunahan Efendi Hazret’leri’nin Mürşidi, Tarîkat-i Nakşibendiyye-i aliyye’nin, Silsile-i Saâdât- Silsile-i Zeheb’in 32. Halkasını teşkil eden, eş- Şeyh Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ sİrâcüddîn(k.s.) Efendi Hazret’leridir.

Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn Hazretleri Milâdî,1938 yılında, Kıgızistan’ın Oş şehrinde dünya’ya gelmiş,1879’a ilk haccı’nı eda ederken, Medine-i Münevvere’de, Silsile-i Saâdât- Silsile-i Zeheb’in 31. Halkası, Mürşid-i Kâmil ve Müceddid, eş- Şeyh, Muhammed Mazhar 8K.S.9 Hazret’lerinin ma’nev$i irşad, ihda, tecdid ve ma’nevî terbiyesine girmiş, Seyr-i Sülûkini tamamlamış, çilesini doldrurp ihda,irşad ve tecdid vazifesine başlamıştır..

Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn Hazret’leri, sık sık İstanbul’a gelir, irşad,ihda ve tecdid vazifesini burada deruhte ederdi. Ulu Hâkân, Sultan 2. Abdülhamid Han Hazret’leri de Efendi Hazret’lerinin mürid’leri arasındaydı. Sultan 2. Abdülhamid Han Tahta çıktığında, “Kılâdet-i Seyf,” ( Kılıç kuşanma) Merasiminde hazır bulundu,Bu Merasim için Eyüpsultan’a gidilirken Saltanat Kupası’nın hemen arkasındaki Kupa’da, Efendi Hazret’leri bulunuyordu.Meşrutiyet Meclis’inin hal ( Taht’dan indirilmesine dair,) Fetvası, kendisine tebliğ edildiğinde de Yıldız Sarayında Abdülhamid’in yanındaydı.Selânik’den gelen Hareket Ordusuna karşı konulmamasını, Ümmet-i Muhammed’in hiçbir ferdinin kanının akıtılmasını tavsiuye eden,” Bu Aziz ve Alîm olan Allah’ın Takdiridir,” Takdire rıza göstermesi gerektiğini söyleyen Efendi Hazret’leridir.

Süleyman Efendi Hazret’leri,20’li yaşlarına eriştiği, genç bir Medrese talebesi iken, 1908 yılında,( Hicrî,1326 Ramazan/ Ekim 1908 İstanbul’daki İmaret’lerden birisinde Ulema ve Vüzera’ya verilen bir iftar yemeği sırasında müşerref oldu.Ta’âm Du’asını genç Süleyman Efendi Hazret’leri yapar. Efendi Hazret’leri Abdest aldıktan sonra, Süleyman Efendi Hevlusunu tutar, Efendi Hazret’leri, “ Süleyman Evladım,Biz buraya senin Seyr-i Sülûkini tamamlamak için gönderildik. Nasib-i Ezeliğin ile sende tam bir ma’nevî iştaha ve cezb buluyoruz.Mevlânâ Sirâcüddîn Efendi Hazret’leri 1910 yılının başlarına kadar İstanbul’da kalır, Süleyman Efendi Hazret’leri yoğun bir Seyr-i Sülûk ile mertebe’ler kat’eder ve Sirâcüddîn Hazret’leri kendisine, “ Evlâdım Süleyman! Bende olan ne varsa sana verdim, Sende daha büyük bir ma’nevî, iştah ve cezbe görüyorum, bu bakımdan seni Üveysî olarak, doğrudan İmam-ı Rabbânî, Müceddid-i Elf-i Sânî, Ahmed-ü Farukî, es-Sirhindi(k.s.) Efendi Hazret’lerine bağlıyorum. Bundan sonra, onun terbiyesi altında Seyr-i Sülûkini tamamlayacaksın,” buyurdu.

Ba’zı yayınlarda, Salâhuddîn Efendi Hazret’leriyle, Süleyman Efendi Hazret’lerinin ç birlikte Bursa’ya gittikleri, Emirsultan Cami’i’nde veya Uludağ’da “Erbaîn,” çıkardıkları yazılmışsa da böyle bir durum kesinlikle olmamıştır, hilâf-ı hakikattir. ( Doğrusunu burada bulacaksınız.)