Perdenin Ardındaki Cesaret: “Afife” ve Demet Evgar’ın Büyük Hesaplaşması
Türk tiyatro tarihine adını bir daha silinmemek üzere yazdıran Afife Jale’nin sahnedeki yankısı, bu sezon Demet Evgar’ın nefes kesen performansıyla yeniden hayat buluyor. “Afife”, yalnızca bir biyografik anlatı değil; sahneye çıkmanın bile yasak olduğu bir dönemde kadın olmanın, sanatçı olmanın ve var olmanın nasıl bir mücadele gerektirdiğini yüzümüze çarpan güçlü bir tiyatro eseri.


Demet Evgar’ın yorumladığı Afife, bir insanın yalnızca sahne sevdasıyla değil, kendi kimliğini bulma çabasıyla da çatıştığı bir figür. Evgar, bu çatışmayı sadece oyunculukla değil, beden dili ve ses kullanımındaki müthiş kontrolle işliyor. Sanki sahnenin tozu onun nefesinde yeniden can buluyor. Necip Memili, Tilbe Saran, Boran Akkaş, İdil Sivritepe ve dev oyuncu kadrosuyla oyunu izlerken gözlerinizi bile kırpmayacaksınız. Giydikleri karakterleri seyirciye yaşatarak oynuyorlar.

Oyunun büyüsünü artıran en çarpıcı unsurlardan biri ise kuşkusuz muazzam dekor tasarımı. Sahne, Afife’nin hayatındaki dönüm noktalarını yalnızca temsil etmekle kalmıyor; adeta onun iç dünyasının yaşayan bir uzantısına dönüşüyor. Mekân, ışık ve gölge oyunlarıyla sürekli değişerek Afife’nin ruh hâlini, yalnızlığını, sıkışmışlığını ve sahneye olan tutkusunu görünür kılıyor. Her dekor geçişi, izleyiciye yeni bir duygusal kapı aralıyor; sanki Afife’nin zihninde dolaşıyormuşsunuz hissi uyandırıyor.
Oyunun en etkileyici yanı ise Afife’nin hikâyesinin bir “efsane” olarak değil; tüm kırılganlığı, öfkesi, arayışı ve çaresizliğiyle bir “kadın” olarak anlatılması. Afife’nin kimliğini toplumun inşa etmeye çalıştığı çerçeveden çıkarıp onu gerçek bir insan olarak karşımıza koyuyor. Yönetmenin tercih ettiği yalın anlatım ve zaman zaman içsel monologlara dönüşen sahneler, izleyiciyi Afife’nin zihninin içine çekiyor.
Demet Evgar’ın Afife’si, sadece oyun boyunca değil, perde kapandıktan sonra da izleyicinin zihninde dolaşmaya devam ediyor. Çünkü bu rol, bir oyunculuk gösterisi olmanın ötesine geçip bir yüzleşmeye dönüşüyor: Hem sanatın bedeli, hem kadınlığın yükü, hem de unutulmakla hatırlanmak arasındaki o ince çizgi.
“Afife”, izleyenlere bir biyografi değil; bir miras sunuyor. Ve Demet Evgar, bu mirası sahnede taşıyan, büyüten ve yeniden yorumlayan güçlü bir aktör olarak tarihe bir kez daha not düşüyor.
Aşkın Bedeli, Paranın Gölgesi: “Aşk ve Para” Sahnedeki En Acımasız Sorgulama
Tiyatro Fam ile sahnelenen Aşk ve Para oyunu günümüzde yaşadığımız modern sorunlarımıza ışık tutuyor. Sahnede tecrübeli oyuncu Alayça Öztürk Gidişoğlu, Tevfik Şahin, Tuba Karabey, Sefa Tantoğlu var. Onların oyunculuklarıyla birlikte izlediğimiz oyun daha keyifli bir hal alıyor.

Günümüz ilişkilerinin görünmez çatlaklarını büyük bir ustalıkla ortaya seren “Aşk ve Para”, bu sezon sahnede en çok tartıştıran ve en çok düşündüren yapımlardan biri olmaya aday. İnsanların duygusal beklentileri ile maddi çıkarlarının birbirine nasıl dolandığını incelikle işleyen oyun, izleyiciyi hem rahatsız eden hem de kendine baktıran bir ayna görevi görüyor.
Oyun, sıradan bir çiftin ilişkisi üzerinden ilerliyor gibi görünse de aslında toplumun büyük bir kısmının sessizce yaşadığı bir gerçeği sorguluyor:
Aşk dediğimiz şey, gerçekten saf bir duygu mu; yoksa ekonomik koşulların, beklentilerin, korkuların, statü arayışının gölgesinde biçimlenen bir alışveriş mi?

Sahnedeki tansiyon hiç düşmüyor. Karakterlerin birbirlerini sevme biçimlerinin arkasındaki hesaplar, farkında bile olmadan kurdukları güç dengeleri ve paranın yaşamı şekillendirme biçimi, seyirciyi sürekli tetikte tutuyor. Diyalogların keskinliği, karakterlerin acımasızca kendini ve birbirini ortaya koyması, oyunun dramatik etkisini artırıyor.

Sahne tasarımı, modern hayatın soğukluğunu yansıtan minimal ve keskin bir düzenlemeye sahip. Dekor adeta karakterler arasında görünmeyen bir duvar gibi; yakınlaşmalarını engelliyor, mesafelerini büyütüyor. Yönetmenin mekânı duygusal bir alan olarak kullanma tercihi ise oyunun tüm temalarını destekler nitelikte.
Oyunculuklar ise oyunun asıl gücü. Karakterler arası çatışma o kadar doğal ve sahici ki, izleyici zaman zaman sahnede tanıdık yüzler değil, kendi ilişkilerinin izdüşümünü görüyor. Özellikle duygusal bağımlılık, kıskançlık, güven sorunları ve ekonomik eşitsizlik üzerinden kurulan sahneler, oyunun sert bir tokat gibi çarpmasını sağlıyor.
“Aşk ve Para”, finaliyle de uzun süre akılda kalıyor. Çünkü oyun, ilişkilerin romantik masallardan değil, çoğu zaman görünmez hesaplardan ibaret olduğunu söylemekten çekinmiyor. Hayal kırıklığı, beklenti, güven ve şeffaflık gibi temel kavramları sorgulatarak izleyiciyi yüzleşmeye davet ediyor.
Sonuç olarak; “Aşk ve Para”, bu sezonun en çarpıcı ve en gerçekçi yapımlarından biri... Aşkın kırılganlığı ile paranın ağırlığını aynı terazide tartmak isteyen herkes için kaçırılmaması gereken bir deneyim.