Değerli Canlar;

Zannediyorum Trabzon insanı kadar toplumsal sorunlara ilgi gösteren başka bir topluluk yoktur.

Uzun zamandır devam ettirdiğimiz Gazze yürüyüşlerimize yeniden başladık. Güzel ve anlamlı bir başlangıç oldu. Katılım oldukça yoğundu, kalabalık tatmin ediciydi. Atılan sloganlar ise yürüyüşün duygu ve mesajını güçlü bir şekilde yansıttı.

“Kahrolsun İsrail! Kahrolsun Amerika!”, “Nehirden denize özgürlük!”, “Trabzon Gazze’nin yanında!”, “Gazze’ye selam, direnişe devam!”, “Gazze yalnız değildir!” ve “Yaşasın özgür Filistin!” şeklinde sloganlar atıldı.

Buradan hanım kardeşlerimize bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Hem kermesi idare ettiler hem de yürüyüşe katılarak destek verdiler.

Bu akşam da Filistin’le ilgili kısa metrajlı filmler, 15 Temmuz Şehitleri Alanı’nda gösterime girecek. Ayrıca hafta boyunca her akşam Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde Filistin ve Gazze ile ilgili çeşitli programlar gerçekleştirilecek.

Yürüyüşe halkın yanı sıra KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve Avrasya Basın Yayın Birliği olarak bizler de katkı sağlamaya çalıştık.

İskenderpaşa Camii önünde başlayan yürüyüş, Uzun Sokak güzergâhından devam etti ve Ziraat Bankası önünde yapılan basın açıklamasıyla sona erdi.

Basın açıklamasında dikkat çeken bazı hususlar vardı. Bunları siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

GAZZE İÇİN, ÖZGÜR KUDÜS İÇİN, İNSANLIK İÇİN (7 Ekim, Trabzon Özgür Gazze Yürüyüşü Konuşması)

Aziz Trabzonlular, Kıymetli kardeşlerim,

Bugün 7 Ekim. Takvimde sıradan bir gün gibi duruyor. Ama biz biliyoruz ki bazı tarihler takvimden geçip gider, bazıları insanlığın vicdanına kazınır.

Üç yıl oldu. Üç yıldır Gazze'de zaman durdu. Üç yıldır o topraklarda anneler çocuklarını kefensiz gömüyor. Üç yıldır dünya seyrediyor.

Bize bir yıl önce "ateşkes" dediler. Hangi ateşkes? Bombası susmayan ateşkes mi? Yardım tırını kapıda bekleten ateşkes mi? Çocuğu mamaya, hastayı seruma muhtaç bırakan ateşkes mi? Bu ateşkes değildir kardeşlerim. Bu, zulmü dünyanın gözünden düşürme planıdır. Ekranlar karardı diye zulüm bitmedi. Haber azaldı diye ölüm azalmadı.

Bugün Gazze'de hayatını kaybedenlerin sayısı, kayıplarla birlikte yüz bini aştı. Yirmi binden fazla çocuk. Binlerce anne. Görevi başında öldürülen doktorlar, hemşireler, gazeteciler, yardım görevlileri.

Ama biz rakam konuşmuyoruz. Hiçbir insan bir sayı değildir. Her rakamın arkasında bir isim var. Boş kalmış bir okul sırası var. Enkazın altından çıkan küçük bir ayakkabı var.

Kardeşlerim,

Filistin bizim için uzak bir coğrafya değildir. Filistin, bin yılı aşkın bir süredir bu milletin emanetidir.

Dokuzuncu asırda Tolunoğulları'nın sancağı Kudüs'te dalgalandı. Ardından İhşidiler geldi, Selçuklular geldi. Yavuz Sultan Selim 1516'da o kapıdan geçti ve Kudüs dört asır sürecek bir huzura kavuştu. Bugün Kudüs'ü çevreleyen o surlar Kanuni Sultan Süleyman'ın eseridir.

İslam o topraklara her girdiğinde huzur getirdi. Hazreti Ömer şehrin anahtarını teslim aldığında tek bir kilise yıkılmadı. Müslüman da, Hristiyan da, Yahudi de o şehirde kendi ibadetini korkusuzca yaptı.

Kudüs zulmü ilk kez 1099'da tanıdı. Haçlılar şehre girdiğinde sokaklarda kan diz boyu aktı. Camiye sığınan da, sinagoga sığınan da kılıçtan geçirildi. Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü geri aldığında ise tek bir sivile dokunulmadı. İşte fark budur kardeşlerim. Biri girdiği yere kan götürür, öbürü adalet.

Bir başka hatırlatma yapalım.

1492'de İspanya'da Engizisyon ateşleri yanarken, Müslümanlarla birlikte Yahudiler de yurtlarından sürülüyordu. O gün o insanlara kapısını açan kimdi? Sultan İkinci Bayezid'di. Kemal Reis'in gemileriydi. Bu milletti. Selanik'te, İstanbul'da, İzmir'de onlara yurt veren bu milletti.

Ne hazindir ki bugün o halkın adına konuştuğunu iddia eden siyonist yönetim; sivil demeden, yaşlı demeden, çocuk demeden, hayvan demeden, ağaç demeden, mabet demeden bir katliam sürdürüyor.

Oysa bizim medeniyetimizde savaşın bile ahlakı vardır. Hazreti Ebubekir ordusunu uğurlarken şöyle dedi: "Çocuğa, kadına, yaşlıya dokunmayın. Meyve ağacını kesmeyin. Hayvanı boş yere öldürmeyin. Mabedine çekilmiş olana ilişmeyin." Bu sözlerin üzerinden on dört asır geçti. Bugün Gazze'de bu sözlerin her biri çiğneniyor.

Kardeşlerim,

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya bir söz verdi: "Bir daha asla!" Cenevre Sözleşmeleri yazıldı. Soykırım Sözleşmesi imzalandı. Mahkemeler kuruldu.

Peki şimdi soruyoruz: Hastaneler bombalanırken o sözleşmeler neredeydi? Camiler, kiliseler yerle bir edilirken o beyannameler neredeydi? Uluslararası Adalet Divanı tedbir kararı verdi; uygulandı mı? Uluslararası Ceza Mahkemesi tutuklama kararı çıkardı; infaz edildi mi?

Edilmedi. Ve o kararların muhatabı, geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıkıp bütün dünyayı tehdit etti. Dünya da sustu.

Bugün hukukun bildiği en ağır kelimeler bile yetmiyor. Soykırım diyoruz, yetmiyor. İnsanlığa karşı suç diyoruz, yetmiyor. Savaş suçu, etnik temizlik diyoruz, yetmiyor.

Akademi yeni kavramlar üretmek zorunda kaldı: Bir şehrin bütünüyle silinmesine "şehir kırımı" dediler. Evlerin, mahallelerin yok edilmesine "yurt kırımı" dediler. Okulların, üniversitelerin, hocaların hedef alınmasına "eğitim kırımı" dediler. Toprağın, suyun, zeytin ağacının yakılmasına "doğa kırımı" dediler.

Şunu bilin ki tarih bu zulmü bugünkü kelimelerle yazmayacak. Tarih, siyonizmin bu zulüm karakterine kendi adını verecek. Ve o isim, insanlığın hafızasında utançla anılacak.

Şimdi bize kimse hak ve hukuktan bahsetmesin. Kendi çocuğu için kalkan olan, Gazzeli çocuk için örümcek ağına dönen bir hukuk, hukuk değildir.

Veto ile korunan bir zalim, cezasız kalmış bir zalimdir. Ve unutmayın: Zalime silah satan, zalimle ticaret yapan, zalimi kürsüde alkışlayan, o zulmün ortağıdır.

Kardeşlerim,

Bu kardeşliği sadece taş ve sur kurmadı. Kan kurdu. Çanakkale'de bizim Mehmetçiğimizle aynı siperde Kudüslü, Nablus'lu, Gazzeli askerler şehit düştü. 1917'de Gazze önlerinde İngiliz'e karşı omuz omuza savaştık.

Biz oradan çekildik. Filistin'in yüz yıllık çilesi de o gün başladı. 1917'den bu yana o topraklarda zulmün görmediği bir yüz kalmadı. 1948'de başlayan göç dalgası bugün milyonlarca Filistinliyi yurdundan etti. Yüz yıldır kan durmuyor. Bu yüzden diyoruz ki: Filistin meselesi bizim için bir dış politika başlığı değil, bir vefa borcudur.

Peki ne yapacağız?

Önce şunu söyleyelim: "Biz ne yapabiliriz ki?" cümlesini bu meydanda bırakın. Çok şey yapabiliriz.

Fert olarak: Unutmayacağız. Unutturmayacağız. Çocuklarımıza anlatacağız. Ve cebimizdeki her kuruşun hesabını soracağız. Zalimin malını alan, zalimin mermisine ortak olur. Boykot, silahı olmayanın silahıdır. Boykot, mazlumun yanında duranın sessiz ama güçlü sesidir. Bir ürünü rafta bırakmak, bir çocuğun hayatını kurtarabilir.

Kurum olarak: Barolarımız, odalarımız, sendikalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız… Belgeleyin. Kayda geçirin. Uluslararası mahkemelere taşıyın. Bu soykırımın her delili, gelecekteki hesap gününün dosyasıdır.

Devlet olarak: Zalimle her türlü ticari, askeri ve diplomatik bağ koparılmalıdır. İsrail ordusunda bu katliama katılan kim varsa, vatandaşlığına bakılmaksızın yargı önüne çıkarılmalıdır. Uluslararası mahkemelerin kararları kâğıt üzerinde kalmamalı, infaz edilmelidir. Başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti bütün dünyada tanınmalıdır.

Kardeşlerim,

Mazlumun dini olmaz. Zalimin karşısında durmak için Müslüman olmak gerekmez, insan olmak yeter. Bugün Londra'da, New York'ta, Madrid'de, Cape Town'da milyonlar sokağa dökülüyor. Üniversite gençliği ayakta. Vicdanlar uyanıyor. İnsan onuru, dünyanın dört bir yanında aynı cümleyi kuruyor: Yeter!

Bize düşen ise daha ağırdır. Bu milletin sabrı var, sebatı var.

Müslümanın imanı ona sorumluluk yükler. Mazlumun yanında durmak, bizim için bir tercih değil, bir vazifedir.

Gazze bombaların ağırlığını taşıdı. Açlığı taşıdı, yetimliği taşıdı, göçü taşıdı. En ağırını da taşıdı: Dünyanın sessizliğini.

Ama Gazze diz çökmedi. Enkazın altından çıkan çocuk hâlâ zafer işareti yapıyor. Çadırda yaşayan anne hâlâ "Bu toprak bizim" diyor.

Bilin ki gecenin en karanlık anı, sabaha en yakın andır. Bu karanlık da bitecek. Bir gün Gazze'de çocuklar gökyüzüne korkmadan bakacak. Bir gün Kudüs'ün sokaklarında yeniden ezan sesi aynı huzurla yükselecek. O gün gelecek. Çünkü zulüm ne kadar uzun sürerse sürsün, ömrü kısadır.

Biz buradan söz veriyoruz: Susmayacağız. Yorulmayacağız. Unutmayacağız.

Ve buradan, bu meydandan, en gür sesimizle haykırıyoruz. Yüz yıl önce bu toprakların küçücük bir köşesine sığınıp bugün yerleşimci küstahlığıyla Filistin'in tamamına göz diken siyonist işgalciye sesleniyoruz

Katil İsrail, Filistin'den defol! Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir! Gazze yalnız değildir! Yaşasın özgür Filistin! Zafer İnananlarındır.