Değerli Canlar,
İnsanoğlu dünyaya insan olarak gelir. Ancak insan olarak dünyaya gelmekle, ömrünün sonuna kadar insan kalabilmek aynı şey değildir.
İnsan olmak yaratılışımızın; insan kalabilmek ise ahlakımızın, vicdanımızın ve hayat boyunca verdiğimiz mücadelenin bir neticesidir.
Şöyle bir etrafımıza bakalım…
Teknoloji ilerledi, bilim gelişti, hayatımız kolaylaştı. Bir zamanlar hayal bile edemediğimiz imkânlara kavuştuk. Dünyanın öbür ucundaki insanlarla saniyeler içerisinde haberleşebiliyoruz. Ancak yanı başımızdaki komşumuzun derdinden haberdar değiliz.
Evlerimiz büyüdü ama gönüllerimiz daraldı. Sofralarımız zenginleşti ama paylaşma duygumuz fakirleşti. Tanıdıklarımız çoğaldı ama güvenebileceğimiz dostlarımız azaldı.
Peki, ne oldu bize?
Bir zamanlar büyüklerimizin yanında sesimizi yükseltmekten çekinir, komşumuz açken tok yatmaktan utanırdık. Bir yetimin başını okşamayı, bir mazlumun gözyaşını silmeyi insan olmanın gereği sayardık.
Bugün ise insanların acılarını seyrediyor, haksızlıkları görüyor ama çoğu zaman ses çıkarmıyoruz.
Daha da kötüsü, yanlışlara alışmaya başlıyoruz.
Oysa insanı insan yapan yalnızca aklı, bilgisi, makamı veya serveti değildir. İnsanı değerli kılan; vicdanı, merhameti, adaleti ve güzel ahlakıdır.
Bir insan çok zengin olabilir ama gönlü fakir olabilir. Çok bilgili olabilir ama hikmetten mahrum kalabilir. Çok ibadet edebilir ama kul hakkına riayet etmiyorsa dönüp kendi davranışlarını sorgulaması gerekir.
Çünkü güzel ahlak yalnızca dilde söylenen güzel sözlerden ibaret değildir. Güzel ahlak, insanın davranışlarında kendisini gösterir.
Bir taraftan doğruluktan bahsedip diğer taraftan yalan söylemek; adaleti savunup kendi menfaatimiz söz konusu olduğunda haksızlığa göz yummak; merhameti anlatıp ihtiyaç sahibini görmezden gelmek nasıl bir çelişkidir?
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) şu hadisi ne kadar anlamlıdır:
“Sizden biriniz, kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”
(Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)
Peki, bu ölçüyü hayatımıza ne kadar uygulayabiliyoruz?
Kendimiz için adalet isterken başkalarına adaletli davranıyor muyuz? Kendi evladımızın üzülmesine dayanamazken dünyanın başka bir köşesinde acı çeken çocukların feryadını duyabiliyor muyuz?
Gazze'de yaşanan insanlık dramına bakarken de aynı soruyla karşılaşıyoruz:
Bir çocuğun gözyaşının dili, dini, ırkı olur mu? Bir annenin feryadı dünyanın neresinde yükselirse yükselsin insanın vicdanına dokunması gerekmez mi?
İnsan kalabilmek, yalnızca kendi acımıza değil, başkasının acısına da duyarlı olabilmektir.
Değerli Canlar,
Asıl mesele başkalarının ne kadar yanlış yaptığı değildir. Asıl mesele, bütün bu yanlışların arasında bizim ne kadar doğru kalabildiğimizdir.
Herkesin menfaat peşinde koştuğu bir ortamda dürüst kalabilmek, kötülüğün sıradanlaştığı bir zamanda iyiliği savunabilmek, güçlünün yanında durmanın kolay olduğu yerde haklının yanında durabilmek gerçek bir karakter meselesidir.
Unutmayalım ki insanın en büyük imtihanlarından biri de kendi nefsiyle olan mücadelesidir.
Başkalarının kusurlarını görmek kolaydır. Zor olan, kendi kusurlarımızla yüzleşebilmektir.
Bir insanın değerini sahip olduğu servetle, oturduğu makamla veya çevresindeki insanların çokluğuyla ölçmek doğru değildir.
Asıl değer, geride bıraktığı güzel izlerde saklıdır.
Bir gönle dokunabildiysek, bir yetimin yüzünü güldürebildiysek, bir mazlumun yanında durabildiysek, bize yapılan kötülüğe rağmen iyilikten vazgeçmediysek insan kalabilme yolunda önemli bir adım atmışız demektir.
PEKİ, İNSAN KALMAK NEDEN ZORLAŞTI?
Zannımca bugün üzerinde durmamız gereken asıl soru budur.
Eskiden insanların imkânları daha azdı ama gönülleri daha zengindi. Şimdi imkânlarımız çoğaldı fakat kanaatimiz azaldı. Eskiden ayıp sayılan pek çok davranış bugün normal karşılanmaya başladı.
Peki, değişen zaman mı, yoksa insanın kendisi mi?
Burada sıkça söylenen bir söz aklıma geliyor:
“Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.”
Acaba gerçekten öyle mi?
Zaman değişti diye doğrularımızdan vaz mı geçeceğiz? Çevremizde yalan çoğaldı diye biz de mi yalan söyleyeceğiz? Haksızlık yaygınlaştı diye biz de mi haksızlığa ortak olacağız? Menfaatçilik arttı diye biz de mi menfaatimizin peşinden koşacağız?
Bence hayır.
Belki de söylememiz gereken şudur:
Zaman sana uymazsa,
Sakın sen zamana uyma.
Sen ilminle amel et,
Zaman eğilir sana.
Bana göre doğru olan da budur.
Çünkü zamanın değişmesi, doğrunun yanlış; yanlışın da doğru olduğu anlamına gelmez.
Doğruluk dün de güzeldi, bugün de güzeldir. Yalan dün de kötüydü, bugün de kötüdür. Adalet dün de gerekliydi, bugün de gereklidir. Kul hakkı dün de haramdı, bugün de haramdır. Merhamet dün de insanı yüceltiyordu, bugün de yüceltmektedir.
Değişen hakikat değil, çoğu zaman bizim hakikate olan mesafemizdir.
Belki de en büyük yanlışımız, çağın imkânlarından faydalanmakla çağın yanlışlarına uymayı birbirine karıştırmamızdır.
Elbette zamanın gerisinde kalmayacağız. Bilimi, teknolojiyi, yeniliği takip edeceğiz. Öğreneceğiz, gelişeceğiz, üreteceğiz.
Ancak bütün bunları yaparken değerlerimizi zamanın rüzgârına teslim etmeyeceğiz.
Çünkü mesele zamana ayak uydurmak değil, zamanın içinde doğru kalabilmektir.
İlimle amel etmek de burada önem kazanıyor. Bildiğimiz doğruyu hayatımıza geçirmediğimiz müddetçe bilginin bize ne faydası olabilir?
Doğruluğu bilip yalan söylüyorsak, adaleti bilip haksızlık yapıyorsak, kul hakkını bilip başkasının hakkına giriyorsak, merhameti anlatıp mazluma sırtımızı dönüyorsak mesele bilgisizlikten çok, bildiğimizle amel edememektir.
İnsan kalmanın zorlaştığı yer de belki tam burasıdır.
SÖZÜN ÖZÜ
Bu dünyaya insan olarak gelmek bizim tercihimiz değildi. Ancak nasıl bir insan olarak yaşayacağımız, büyük ölçüde kendi tercihlerimizle şekillenecektir.
Zaman değişebilir. Devir değişebilir. İnsanların alışkanlıkları, hayat tarzları ve imkânları değişebilir.
Ama adalet, doğruluk, merhamet, vicdan ve güzel ahlak eskimez.
Öyleyse zamana uymak adına kendimizden vazgeçmeyelim.
Çağın nimetlerinden faydalanalım ama çağın yanlışlarına teslim olmayalım.
İlim sahibi olalım ama daha önemlisi, ilmimizle amel edelim.
Ve kendimize zaman zaman şu soruyu soralım:
“Dünya değişirken biz de mi değiştik, yoksa dünyanın bütün değişimine rağmen insan kalmayı başarabiliyor muyuz?”
Rabbim bizleri; zamanın rüzgârına kapılıp doğrularından vazgeçmeyen, bildiğiyle amel eden, vicdanını, merhametini ve güzel ahlakını kaybetmeyen kullarından eylesin.
Selam ve dua ile…