KONUK YAZAR: HİLMİ ÖZDEN

Hi̇lmi̇ Özden-3

OSMANLI MEVLİD TÖRENLERİ

Osmanlılar'da daha önce saray, konak, tekkelerde hususi mahiyette yapılan mevlid merasimleri. III. Murad devrinde (1574-1595), 1590'da resmen imparatorluk teşrifatında yer aldı ve halk nazarında gittikçe artan bir rağbetle bir bayram mâhiyeti kazandı, önceleri Ayasofya'da. 1616'dan itibaren Sultan Ahmet Camii nde yapılan mevlid merasimlerine (mevlid alaylarına) pâdişâh, sadrâzam, şeyhülislâm, vezirler, kazaskerler, bilginler, şeyhler, ağalar, müderrisler dâhil, bütün devlet erkânı ve halk katılırdı.

İstanbul'da halka açık büyük mevlid alayları, II. Bâyezid devrinden itibaren Kara Mustafa Paşa dergahı'nda yapılırdı. Merasimlerin resmîleşmesinden sonra da bu dergâhtaki kutlamalar devam etmiştir. Pâdişâhın, hünkâr mahfilinde yerini almasından sonra, önce müezzin mahfilinde Kur'ân-ı Kerim tilâvet olunur, bunu takiben ta'rif okunurdu (Hz. Muhammed'in yüksek vasıflarına dâir izahlar. ur kürkler ihsan olunurdu.

Vaazlardan sonra ilk mevlidhân kürsüye çıkar, bir kısım okuduktan sonra inerdi. Ona dârüssaade ağası tarafından hil'at giydirilirdi. İkinci mevlidhân biraz okuduktan sonra müjdecibaşı, Emîrü'l-Hacc olan beylerbeyi veya vezirin, hacc kafilesinin Şam'a ulaştığını bildiren mektubunu sadrâzama teslim eder, o da reisül-küttâba verirdi.

Mektup pâdişâhın huzurunda okunduktan sonra, dârüssaade ağasına samur kürk, reîsülküttâb ve müjdecibaşıya hil'atler ihsan olunurdu. Pâdişâh peşkirağası vasıtasıyla sadrâzama Medine'den gelen hurmadan hediye ederdi. O da bunları çevresine dağıttırırdı. Hurma getiren peşkirağasına para ihsanında bulunulurdu.

Üçüncü mevlidhân kürsüye çıkınca Sultanahmed mütevellisi sadrazamın, Ayasofya mütevellisi şeyhülislamın, diğer vakıfların mütevellileri orada bulunan vezir, ulemâ ve ileri gelenlerin (hâcegân) önüne şeker tablaları koyarlar, sonra bu tablalar kaldırılırdı. Mevlidhân kürsüden indikten sonra pâdişâh saraya dönerdi ve bundan sonra halk dağılarak merasim biterdi.

Umumiyetle Sultanahmed'de yapılan mevlid törenleri, daha sonraları Bâyezid, Nusretiye, Beylerbeyi ve benzeri camilerde de yapıldı. II. Mahmud ve Tanzimat'tan sonra, eski teşrifat kaidelerine riâyet edilmekle beraber, devrin anlayışı içinde mevlid alaylarına yeni unsurlar da ilâve edildi: Geliş ve gidişinde pâdişâh için askerî merasim ve bununla beraber bazan resm-i geçit yaptırmak, gece minârelerin, sarayların ve resmî binaların donatılıp aydınlatılması, beş vakit harb gemilerinden ve tophaneden top atılması gibi. II. Mahmud zamanında Mekke'de de ayrıca resmî bir mevlid töreni tertiplenmeğe başlandı. Halen Muhtelif münâsebet ve vesilelerle (doğum, ölüm, sünnet, evlenme, kandil, adak, terhis, haccı kutlama, ev alma, bir işe başlama v.s. gibi sevinç, şükran veya üzüntü ve teselli konusu olan durumlarda) mevlid okunmaktadır, ölüm vesilesiyle okutulan mevlidler, yıldönümlerine veya yıl dönümlerine yakın anma günlerine rastlatılır.

Vefattan hemen sonra ise, ya ölünün toprağa verildiği gece veya 40. veyahut 52. gece okutulur. Doğumda, doğumun haftası tercih edilir. Mevlid, Türkler ve bütün müslümanlar arasında çok köklü bir gelenek halindedir ve mevlid merasimleri mukaddesattan sayılmaktadır. Mevlid toplantılarında (cemiyetlerinde) önce Kur’an-ı Kerim tilâvet edilir. Sonra mevlidhânlar Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inden sırayla mûsikî makamlarına uygun olarak bahirler (bölümler) okurlar. Her bahirden sonra Kur'an tilâveti tekrarlanır. Bâzı bahirler arasında ilâhi ve kasidelere de yer verilir. Acısı ağır olacağı için Mevlid'in Vefat (Rıhlet) Bahri (Peygamberimizin ölümünü anlatan kısmı) okunmaz. Velâdet (Doğum) Bahri'nde Peygamber i Ekber'in doğduğunu bildiren beyit

“Doğdu ol saatte ol sultânı-ı din
Nura gark oldu semâvât u zemin”
okunurken ayağa kalkılır ve ara duası yapılır. Kadınlar bu bölümde:
“Geldi bir ak kuş kanadıyla revân
Arkamı sığadı kuvvetle hemân”

beyti okununca doğumlarının kolay geçmesini temenni için uğurlu bir vesile olarak birbirinin belini sığazlarlar. Toplantıda şerbet veya şeker dağıtılması ve gül suyu serpilmesi âdettir. Anadolu'nun bâzı yerlerinde helva, kuru üzüm ve çörek cinsinden şeyler de dağıtılmaktadır. Sonunda yemek yenen yemekli mevlidler de vardır. Mevlid cemiyetleri uzun bir dua ile ve Fatiha okunarak sona erer.

Mevlid kutlamaları ve mevlid merâsimleri, Erbil Atabeği Muzafferüddin Gökbörü'den başlayarak Vesîle-tü'n-Necât'ın yazılış târihinden başlayarak devam eden bir Türk âdetidir. Bugün her seviyedeki mevlid törenleri, dînî ve millî kültürümüzün bir parçası ve sosyal hayatımızın vaz geçilmez tabiî bir müessesesi hâline gelmiştir.

Bu haliyle dînî telkinin de en şümullü, en kapsayıcı ve itiraf etmek lâzımdır ki en yüksek seviyesini temsil etmektedir. Hiç şüphe yok ki, Mevlid asırlardan beri Türk kültürünün Türk milliyetinin, Türk maneviyât ve mukaddesatının ana sütunlarından biridir ve böyle olmakta devam edecektir.

Vesîletü'n-Necât'ın bu sütun içindeki merkez ve mihrak rolünü bir kere daha belirtmek isterim. Mevlid tek başına bir kültür unsuru değil, birçok kültür unsurlarını bünyesinde toplayan bir kültür yumağı, bir kültür karmaşığıdır. İçtimaî dokuya derinlemesine ve genişlemesine nüfuz etmiş, kök salmıştır. Halkımızın, hangi vesilelerle mevlid okuttuğu, mevlid cemiyetlerinde toplandığı, bir kere daha göz önüne getirilirse, denilebilir ki Türk’ün yaşadığı göklerin altında mevlid okunmayan gün yoktur ve okunan mevlidler zamanın dilimlerine taksim edilirse, mevlid isabet etmeyen bir saat bile kalmadığı görülür. Hâdisenin ehemmiyetini şu basit muhakeme bütün açıklığı ile ortaya koymağa yeter zannediyorum:

Bunun içinde neler var? En başta insanoğlunun en yüce değerleri olan din ve îman var. Beşeriyetin en yüce, en ulvî inanç, duygu ve ürperti kaynağı olan Allah ve Peygamber sevgisi var. Allah kelâmı olan Kur'an var. Şiir hâlinde Türkçe ve en güzel, en duygulu, en içli insan sesi olan Türk mûsikîsi var.

En ulvî duygular, en üstün bağlılıklar, en hasbî ve yüce sevgiler, Türkçe şiirle Türk mûsikîsinin nârin kanatlarını takınmış olarak insanların baş ve gönül kulağına söyleniyor, üfleniyor... Hem zihne, hem kalbe hitab var. Işık var, karanlıklar içinde parlayan aydınlık var. Va'z ü nasihat var. En tatminkâr ruh gıdası olan dua ve niyaz var. İkram var ağız tadı ve damak lezzeti var. Ölülerinin ruhlarını da aralarına almış, hâtıralarına bürünmüş halde toplu oturan, toplu duran insanlar, aynı hassasiyet ve rikkatlerle toplu çarpan yürekler var. İman, duygu, fikir, zevk ortaklığı var.

Ruh huzuru ve sükûnu var. Derûnilik, dünya tantanasından bir ân için kopup kendi içine dönüş, kendi ruhunu temâşâ, nefs muhasebesi, psikolojik içe bakış var. Rikkatle akan inci tâneleri kadar saf ve kıymetli göz yaşları, yağmur sonrası güneşi kadar aydınlık göz bebekleri, en karanlık çehrelerde beliren cennet tebessümleri ve mahyaların aydınlığı var... Cemâat ruh ve şuuru var. Kardeş ve kaderdaş olma idrâki var. Varlığını bir cemâatin varlığı ile bir ve özdeş kılmaktan ve görmekten doğan kalb kuvveti var.

Her mevlidde Kur'an-ı Kerim, sanki orada bulunan cemaat için yeniden bir kere daha nâzil oluyormuş gibi gönülleri aydınlatır, ruhları serinletir. Her mevlidde Peygamber-i Ekber yeniden bir kere daha doğuyormuş gibi “bütün zerrât-ı cihan” ile birlikte "merhaba'larla ayakta selâmlanır. Alemlere rahmet yeniden iner. Daha doğrusu varlık ve kâinat, adetâ yeniden, var oluşunun sebebini anlar, var oluş hikmeti zâhir olur varlık neş'esi doğar. Mevlidde inanan gönüllerin gözleri önünde gökler açılır, Mi'râc sırrı ayân olur. İnsan olmanın erişilmez şerefi, “Kaabe kavseyn” mertebesinde tecellî eder...Mevlid dinî ve millî bir terbiye müessesesidir. Sessiz sedâsız kendi hâlinde işleyip duran bir millî birlik mektebidir.

Mevlid, her noktası Allah'ın Kitâbı'na ve Peygamber'in sünnetine uygun, zarif Türk dindarlığının estetik bir halidir. Neticeten Mevlid, ölümsüz ve doyumsuz “Güzel Türkçe” demektir. Türk ruhunun en hassas ince teli olarak inleyen Türk mûsikisi demektir.

Bin yıldır İslâm'a adanmış bir millet fertlerinin müşterek vicdânı ve bu vicdan etrafında birbirine kenetlenmesi, her toplanışta birbirine daha çok benzemesi demektir. Mevlid. Allah'a sunduğumuz elimizdir efendim! Mevlid “şefi'ül-müznibîn”, “rahmete'n li'l-âlemin”, “Ahmed ü Mahmûd-ü Muhammed” Efendimiz'in şefaatine arz-ı hâlimizdir efendim! Allah'ın dîdârına “Adı güzel, kendi güzel Muhammed”in “gül yüzü”ne hasretimizdir efendim! Türk milleti, mevlid yazan, mevlid okuyan, mevlid dinleyen, mevlid alayları ile dış ve iç dünyâsını aydınlatan, mevlid sofralarında nimetlenen ve bu sofralarda Allah'ın nimetlerine şükrünü edâ eden millettir ve bu sebeple uzak ve yakın atalarımızın inandığı kat'iyetle inanıyorum ki kıyâmete kadar pâyidar olacak millettir efendim!

“Mefhar - i Mevcudât, Hazret-i Fahr-i Alem / Muhammed Mustafâ yâ Salevât
Allâh adın zikredelim evvela /Vacib oldu cümle işte her kula
Allâh adın her kim ol evvel anâ / Her işi âsan eder Allâh anâ
Allâh adı olsa her işin önü / Hergiz ebter olmaya anın sonu
Bir kez Allâh dese şevkile lisan / Dökülür cümle günah misli hazan
İsm-i pâkin pâk olur zikreyleyen / Her murada erişir Allâh diyen
Aşk ile gel imdi Allâh diyelim / Dert ile göz yaş ile ah edelim……”

Devam edecek