Bugün sokakta yürürken gözlerimizi kaçırdığımız ama içten içe hepimizin bildiği bir acı gerçek var: Gençler mutsuz, yorgun ve kayıp. Parkta oturan, kahve köşelerinde vakit öldüren bir gencin yüzüne baktığınızda gençlik enerjisinden ziyade, derin bir çaresizlik görüyorsunuz. Peki, bu hale nasıl geldik?
Önce "Neden bu kadar mutsuzlar?" sorusunun cevabı açık: Çünkü bu ülkede genç olmak, maçın başından 2-0 yenik başlamak gibi. Gençler ne kadar çalışırsa çalışsın, emeğinin karşılığını alamayacağını biliyor. Okul okuyor, diplomasını alıyor ama iş bulamıyor; iş bulsa asgari ücrete mahkum oluyor. Amiyane tabir ile dayısı, torpili olmayan genç kapıların yüzüne kapandığını görüyor. Hayal kurmanın bile lüks olduğu bir ekonomik düzende, geleceğini göremeyen insan mutlu olamaz. Gençlerimiz mutsuz çünkü onlara bu ülkede "değerli" olduklarını hissettiremedik.
İşte bu büyük boşluk, bu derin umutsuzluk kapıyı çalan başka bir felakete zemin hazırlıyor: Uyuşturucu batağı. Hayatından umudunu kesmiş, yarınına inancı kalmamış gençlerimiz, bu acı gerçeklikten kaçmak ya da ruhlarındaki uyuşukluğu bastırmak için zehir tacirlerinin kucağına itiliyor. Spor, sanat, müzik gibi alanlar pahalı birer hayale dönüşmüşken; el uzatmadığımız gençlerimizi ne yazık ki bu karanlık sokaklar kucaklıyor. Uyuşturucu kullanımının bu kadar artması sadece bir suç değil, gençlere sunduğumuz hayatın ne kadar yoksul olduğunun aynasıdır.
Bu tükenmişlik ve sıkışmışlık hali, toplumun geneline de haliyle öfke ve şiddet olarak dönüyor. İnsanlarımız neden bu kadar gergin, neden en ufak bir trafikte ya da sırada birbirini boğazlayacak raddeye geliyor? Çünkü herkes dolu bir barut fıçısı gibi. Geçim derdi, yarın korkusu, "Hakkım yeniyor" duygusu ve adaletsizlik içimizde dağ gibi öfke biriktiriyor. Derdini anlatacak, sesini duyuracak yer bulamayan insan, bu çaresizliği maalesef şiddetle dışa vuruyor. Trafikteki kornadan evdeki tartışmalara kadar her şey, aslında bu sistematik mutsuzluğun patlamasıdır.
Eğer bu ülkenin yarınlarını kurtaracaksak, önce bu gençlerin sesini duymak zorundayız. Onlara liyakatin, adaletin ve en önemlisi insanca yaşamanın mümkün olduğu bir ülke borçluyuz. Yoksa bugünün görmezden gelinen mutsuz gençliği, yarınlarımızın en büyük yıkımı olacaktır.