Bazı suç dosyaları vardır…
Bir telefon mesajıyla başlar, birkaç saat sonra bambaşka bir kriminal tablonun içine girersiniz.
Bu dosya da onlardan biri.
Önce yabancı ülke kodlu bir telefon numarası…
Ardından milyonlarca Euro'luk para talebi…
Sonra ölüm tehditleri…
Çocukların hedef gösterilmesi…
Araçların takip edildiğine ilişkin mesajlar…
Ve nihayet İstanbul'daki bir otel.
Otelin resepsiyonuna kadar gelen şüpheliler…
Ve hedefteki kişinin kaldığı yer.
İşte olayın en ürpertici noktası tam burası.
Çünkü artık ortada yalnızca telefondan gönderilen bir tehdit yoktur.
Birileri, karşısındaki insanın nerede olduğunu bilmektedir.
Üstelik onu bulup kaldığı otele kadar gitmiştir.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturmada, kamuoyunda “Çirkinler” olarak bilinen silahlı suç örgütüne yönelik operasyonun ayrıntıları ortaya çıktı.
Soruşturma kapsamında Zen Pırlanta'nın sahibi Emil Güzeliş ile yönetici Mehmet Diribaş'ın hedef alındığı belirtildi.
Savcılığın sevk yazısına yansıyan bilgilere göre, iş insanlarına yabancı ülke kodlu telefon numaraları üzerinden yağma amacıyla tehdit mesajları gönderildi.
Ve tehditlerin dozu giderek yükseldi.
İddiaya göre Güzeliş'ten 2 milyon Euro istendi.
Para verilmemesi halinde çocuklarının öldürüleceği yönünde tehditler savruldu.
Mesajlarda bir oğullarının tabutunun gönderileceği yönünde ifadeler bulunduğu da aktarıldı.
Ancak soruşturma ilerledikçe daha çarpıcı mesajlar da ortaya çıktı.
Mağdurlara gönderildiği belirtilen mesajlarda, “Sizi o bindiğiniz arabalarla havaya uçururuz” ve “Bindiğin Mercedes'e kadar biliyoruz” şeklinde tehditlerin yer aldığı bildirildi.
İşte burada kriminal açıdan çok önemli bir ayrıntı ortaya çıkıyor:
Tehdit yalnızca ölüm üzerinden yapılmıyor.
Hedef kişiye, günlük hayatının da izlendiği mesajı veriliyor.
Kullandığı otomobil biliniyor.
Nerede olduğu biliniyor.
Ailesi biliniyor.
Ve korkunun dozu her mesajla artırılıyor.
Sonra dosyada ikinci hedef ortaya çıkıyor.
Mehmet Diribaş.
Bu kez de yabancı numaralardan tehdit mesajları geliyor.
Ancak hikâye burada bitmiyor.
Tam tersine, olayın en dikkat çekici bölümü bundan sonra başlıyor.
Savcılık dosyasına göre Diribaş'ın 29 Eylül'de Ataköy'de bir otelde kaldığı tespit ediliyor.
Ardından telefonuna, kaldığı otelin bilindiğini gösteren tehdit mesajları gönderiliyor.
Ve kısa süre sonra şüpheliler gerçekten otele geliyor.
Resepsiyona çıkıyorlar.
Diribaş'ın kişisel bilgilerini biliyorlar.
Yukarı çıkmaya çalışıyorlar.
Ancak otel görevlisi durumu Diribaş'a haber veriyor.
Diribaş gelen kişiyi tanımadığını söylüyor.
Kolluk kuvvetlerine haber veriliyor.
Ve belki de dosyanın en kritik kırılma noktası burada yaşanıyor.
Çünkü tehdit, dijital dünyadan çıkıp gerçek hayata taşınmıştır.
Artık soru şudur:
Bir suç örgütü bir insanın telefon numarasını bulabilir. Peki kaldığı oteli ve kişisel bilgilerini nasıl buldu?
İşte soruşturmanın derinleşmesi gereken yer tam da burası.
Polis operasyonunun ardından 5 şüpheli gözaltına alındı.
Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda uyuşturucu madde ve hassas terazi ele geçirildiği bildirildi.
Dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde ise tehdit ve yağma eylemlerine ilişkin örgütsel nitelikte yazışmalar bulundu.
Fakat dosyadaki asıl dikkat çekici ayrıntılardan biri dijital incelemelerde ortaya çıktı.
Savcılığın sevk yazısında, bazı şüphelilerin örgüt içerisinde aktif olduğu değerlendirilen kişilerle örgütsel nitelikte yazışmalarının tespit edildiği aktarıldı.
Şüphelilerden Yusuf Oğulcan Ç'nin eylemde azmettiren konumunda değerlendirildiği, müştekileri yabancı ülke kodlu numaralardan tehdit eden ve örgüt içinde aktif olduğu belirtilen, hakkında kırmızı bülten bulunduğu aktarılan Mehmet Emin Y. ile yazışmalarının tespit edildiği bildirildi.
Başka bir şüpheli hakkında da örgüt içerisinde aktif olduğu değerlendirilen kişilerle birlikte hareket ettiğine ilişkin tespitlerden söz edildi.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü soruşturmanın yönü artık yalnızca “Kim tehdit mesajını gönderdi?” sorusundan ibaret değil.
Asıl soru şuna dönüşüyor:
“Talimat zinciri nereden başladı?”
Savcılık, gözaltına alınan 5 şüphelinin tutuklanmasını istedi.
Hakimlikteki işlemlerin ardından 3 şüpheli tutuklandı, 2 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Burada önemli bir gazetecilik kuralını hatırlatmak gerekiyor:
Hakkında soruşturma yürütülen kişiler, kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı sürece suçlu ilan edilemez.
Bu nedenle dosyada anlatılanlar, soruşturma makamlarının tespitleri, iddiaları ve adli sürece yansıyan bilgiler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Ancak soruşturmanın boyutu dikkat çekici.
Çünkü artık ortada yalnızca bir telefon tehdidi yok.
Gözaltılar var.
Dijital incelemeler var.
Örgütsel yazışma iddiaları var.
Otel bağlantısı var.
Ve tutuklama kararları var.
Beni bu dosyada en çok düşündüren ise başka bir soru:
Bu insanlar hedeflerini nasıl seçiyor?
Bir iş insanının telefon numarası nasıl bulunuyor?
Ailesine ilişkin bilgiler nasıl elde ediliyor?
Kullandığı araç nasıl öğreniliyor?
Hangi otelde kaldığı nasıl tespit ediliyor?
Ve daha da önemlisi…
Bu bilgiler örgütün eline kim tarafından ulaştırılıyor?
Çünkü suç dünyasının yöntemi değişiyor.
Eskiden tehdit, kapıya gelen birkaç kişiyle başlardı.
Şimdi ise önce telefon ekranında beliriyor.
Yabancı numara…
Mesaj…
Para talebi…
Aile bilgisi…
Araç bilgisi…
Konum…
Sonra otel.
Yani teknoloji, organize suçun yöntemlerini de değiştiriyor.
Bugün “Çirkinler” soruşturması olarak karşımıza çıkan dosyanın bundan sonraki aşaması bu nedenle çok önemli.
Çünkü 5 kişinin yakalanması soruşturmanın sonu değil.
Belki de başlangıcı.
Şimdi asıl cevaplanması gereken sorular var:
Bu talimatları kim verdi?
2 milyon Euro'luk talebin arkasında kim vardı?
Yabancı ülke kodlu telefonlar kimler tarafından kullanıldı?
Hedef kişilerin özel bilgilerine nasıl ulaşıldı?
Örgüt içindeki bağlantılar ne kadar geniş?
Başka iş insanlarına yönelik benzer eylemler oldu mu?
Ve en önemlisi:
Bu kişiler neden bu kadar rahat hareket edebileceklerini düşündü?
Kriminal dosyaların en çarpıcı tarafı bazen gerçekleşen suç değil, gerçekleşmek üzereyken engellenen suçtur.
Çünkü burada bir saldırı gerçekleşmeden önce alarm çalmış.
Bir tehdit mesajı soruşturmanın başlangıç noktası olmuş.
Bir otel, dosyanın en önemli duraklarından birine dönüşmüş.
Telefonlar incelenmiş.
Dijital yazışmalar ortaya çıkarılmış.
Ve soruşturma, görünen birkaç kişiden daha geniş bir bağlantının bulunup bulunmadığı sorusuna dayanmış.
Belki de suç örgütünün en büyük yanılgısı buydu:
Kurbanına çok yaklaşmak.
Çünkü insanları uzaktan korkutabilirsiniz.
Telefonun arkasına saklanabilirsiniz.
Yabancı numaralar kullanabilirsiniz.
Ama bir otelin kapısına kadar geldiğinizde geride iz bırakırsınız.
Kamera kaydı bırakırsınız.
Tanık bırakırsınız.
Zaman bırakırsınız.
Ve en önemlisi…
Kendinizi görünür hale getirirsiniz.
Şimdi herkes aynı sorunun cevabını bekliyor:
Bu planı kim yaptı ve talimatı kim verdi?
Çünkü görünen 5 şüphelinin arkasında başka isimler varsa, asıl hikâye henüz başlamış demektir.
Bir suç örgütünün birkaç üyesini yakalamak önemlidir.
Ama o örgütün para trafiğini, iletişim ağını, talimat zincirini ve gerçek hedeflerini ortaya çıkarmak çok daha önemlidir.
Bu nedenle Pırlanta sahiplerine yönelik tehdit soruşturması yalnızca bir haraç dosyası olarak görülmemeli.
Bu dosya, Türkiye'de “yeni nesil” olarak tanımlanan silahlı suç yapılanmalarının nasıl çalıştığını göstermesi açısından da yakından izlenmeli.
Çünkü bazen bir suç dosyasının en önemli delili bir silah değildir.
Bir telefon mesajıdır.
Bazen bir kamera görüntüsüdür.
Bazen bir resepsiyon görevlisinin gördüğü bir yabancıdır.
Bazen de bir otomobilin markasını bilen bir mesajdır.
Ve bazen…
Bir suç örgütünün kurduğu korku düzenini çökertecek olan şey, kendi bıraktığı küçücük bir izdir.
Bu dosyada o izlerin nereye kadar uzandığını şimdi soruşturma gösterecek.