Bazı akademisyenler arasında, uluslarararası siyaseti uluslararası ilişkiler teorilerine indirgeme eğilimi yaygınlaşmaktadır. Ömrünü diplomaside geçirdikten sonra teori kitaplarına ilgi duyanlar da bunlara katılmaktadır. Bir emekli büyükelçimiz, devletler arasındaki ilişkileri açıklamanın tek yolunun teoriler olduğunu söylemişti. Kendi uzmanlık alanına göre uluslararası ilişkileri iktisadi ilişkilere, jeopolitik özelliklere, siyasi kültüre … indirgeyenler gibi.

2000’lere kadar lisans programlarında teori dersleri pek bulunmayıp bu alanda çalışanlar sınırlıydı. Günümüzde teori uzmanları artarken, küresel siyasetin sadece teorilerle açıklanabileceği iddiaları yaygınlaşmıştır. Akademik aşamalarda kazanılan kavram ve metotlar dışında farklı dünya gerçeklerinin görülememesi, akademik sömürgeciliğe/körlüğe maruz kalınmasına yol açmaktadır. Çünkü önde gelen teorisyenler önceki yüzyılın sömürgeci ülkelerinden çıkmakta, parlatılmaktadır.

Nice teorisyenlerin, ömrünü istihbarat şefi olarak geçirdiği sonradan öğrenilmiştir. Kutsal metin gibi okutulan kitaplarının, sömürü düzenini meşrulaştırma, emperyalist politikalara zemin hazırlama amacına dayandığı neden sonra anlaşılmıştır. Fransız İhtilali’nin aydınlanmacıları, dünya tarihinin en karanlık devrine, vahşi sömürgeciliğe sessiz kalmışlar, mutlu-müreffeh-medeni düzenlerinin devamı için diğer kıtadakilerin kanlarını/canlarını sıradan tüketim unsuru haline gelmiştir. Wilson, Carr, Morgenthau başta olmak üzere etki-tepki silsilesinde tabulaştırılan isimlerin, kendi ülkelerinin çıkarlarını meşrulaştırma dışında bilimsel bir kaygıları olmadıkları, yine kendi itiraflarıyla ortaya çıkmaştır.

Bir dönem kutsal kitap gibi okutulan “Modern Türkiye’nin Doğuşu”nun yazarı Bernard Lewis’in ömrünü İsrail’in saldırganlığını meşrulaştırmaya adayan kadrolu MI6 ve CIA görevlisi olduğu dikkate alınmamıştır. Aynı gerçekler Fuller, Henze, Kissinger yanında Avrasyacı teorisyeler Mackinder, Dugin vb. için de geçerlidir. Sorun bunların eserlerini lisans ve lisansüstü programlarda ders kitabı olarak okutmak veya tavsiye etmek değil. Çünkü bunlar küresel ilişkilerin ideolojik temelini oluşturmaktadırlar, dolayısıyla çok iyi bilinmelidir. Vahim olan ise bir akademisyenin kendi ideolojisine, inancına göre tercih ettiği bir yazarın/teorisyenin kitabını uluslararası ilişkiler alanında mutlak doğru olarak kabul etmesi, akademik bakışını buna indirgemesidir.

Kissinger’in veya Fuller’in oldukça önemli tespitleri arasına gizledikleri, gerektiğinde itiraf ettikleri emperyalist projeler, Avrasyacı teorisyenler Mackinder veya Dugin için de geçerlidir. Bunların önemli doğruları yanında gerçek hedeflerinin tespiti de her ülkenin kendi akademisyenlerinin görevidir. Buna karşın uluslararası arenadaki bir gelişmeyi, bir aktörün diğerleriyle ilişkilerini ve politikalarını sadece kendi zihnindeki teoriye yerleştirme yanlışı gittikçe artmaktadır. Bilimsel jürilerde bunun sıkıntısı yaşanmaktadır. Tek doğru olarak gördüğü bir teorinin son versiyonu durumundaki makaleyi okumamış olanın doçent olamayacağını söyleyen arkadaşlar gördük. Halbuki teori, birçok deney/gözlemle doğrulandığı halde yanlışlanması da mümkündür, yasa değildir. Bu yüzden hemen her yeni teorinin ömrü 10 yıl civarındadır. Öte yandan Batı Avrupa veya Rusya için geçerli olan bir teori, aynı dönemde dahi diğer coğrafyalarda anlamsız kalabilmiştir.

Jeopolitik teorilerin de anlamı sahibiyle bağlantılıdır. ABD’nin eski dünyada etkinlik kurması kıyısındaki okyanuslarda deniz gücüne bağlıdır. Dünyadaki uçak gemilerinin yarısından fazlasının ABD’ye ait olması başkanların Mahan’ı okumalarından veya Pentagon’daki akademisyenlerin ukelalığından ziyade coğrafi zorunluluğa dayanmaktadır. Mahan’ın yedinci göbekten dedesi doğmamışken Kânûnî’nin Kaptan-ı Deryası Barbaros Hayrettin Paşa “denizlere hakim olan cihana hakim olur” tespitini hatıratına yazmıştı. Harp akademilerimizde Mahan’ın teorisi okutulurken Hayrettin Paşa’nın bilinmemesi de akademik sömürünün doğal ürünüdür.

Kasaba knezliğinden Çarlığa dönüşen Rusya’nın son asırlarda yükselen gücünün çeşitli boyutları bulunmaktadır. Deli Petro, birçok yönüyle Kara Hakimiyeti Teorisiyle örtüşen vasiyetnamesini yazdığında Mackinder’in babası doğmamıştı. Fakat Baltık kıyılarından Kafkasya/Türkistan’a uzanan hedefleri zikrederken jeopolitik gerçekler dikkate almıştır.

Dugin Rus Jeopolitiği’ni yazdığında Putin, Kremlin’de yardımcı/müdürdü. 2000’deki iktidarından sonra Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Moldova politikalarını Dugin’in yazdıklarına bağlamak saçmalıktır. Fakat bölge jeopolitiğini dikkate alan, aynı görüşü paylaşan iktidar-muhalefet çevrelerinde birçok isim bulunmaktadır ki buna “Kremlin Aklı” denebilir. Uluslararası hukuku hiçe sayan işgalleri, saldırıları, soykırımlarını “aklı” ile tanımlamaya muhtemel tepkilere karşı “Kremlin Cinneti” veya “Kremlin Gerçeği” denebilir.

Komşu, bölge ve küresel alandaki gelişmeler karşısında Rus siyasetini önceden tahmin etmenin, hedef ülkeleri uyarmanın, yanlışları tahlilin gizli/açık/platonik/utangaç Rus aşkıyla tanımlamak Kremlin cinneti gibi anlamsızdır. Ayı tırmalar, yılan sokar diyerek bunlara karşı tedbir almak bu hayvanların doğal vahşetini sevmek anlamına gelmez. Fakat piknikçilerin dahi tedbirli olmasını, hastanelerde yılan serumunun hazır bulundurulması gerekmektedir.

Putin’in Kremlin’e yerleşmesi, aynı dönemde yükselen petrol fiyatları sayesinde ekonomisinin güçlenmesiyle Rusya Federasyonu’ndaki birimlerin özerkliğine son verilmesi, eski Sovyet cumhuriyetlerine yönelik baskı ve işgaller, aslında Yeltsin’in de arzu ettiği, fakat gücünün yetmediği politikalardır. Esasen Putin’i St.Petersburg Belediye Başkan Yardımcılığından Rusya Federasyonu başına bu “Kremlin Gerçeği” getirmiştir. Buna karşın ABD-İngiltere’nin Avrupa’yı Rus sopasıyla hizaya getirme stratejisinin temelinde Mackinder’in bulunduğunu iddia etmek de anlamsızdır. Fakat bu stratejileri izah ederken jeopolitik teorilere atıfta bulunmak, önceden yazılanları intihal yanlışından kurtarır, izahları kolaylaştırır.

Tarihi ve etnik gerçeği sorunlu Gürcistan’ın başında asrın diplomatı Şevardnadze varken Soros fonlarıyla beslenmiş Saakaşvili’yi ABD’den getirtmek, Rus ordusunun Gürcistan’da 2008 çapullarını meşrulaştırmaz. Ancak bu şartları hazırlayan ABD/Siyonist lobinin sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Rusya, Ukrayna ile Sivastopol Limanı kira sözleşmesini imzalamış, bir anlamda iki devlet arasında kalıcı barış güçlü bir zemine oturmuştu. Almanya-Rusya’nın kuzey hattı üzerinden doğalgaz projesi, ABD/İngiltere’nin hazmetmesi imkansız ekonomik, bir aşama olup kıtadaki siyasi sinerjisinin aort damarı haline gelmekteydi. Bunun yok edilmesi Atlantikçiler için acil bir görevdi. Kuzey hattının yok edilmesi Rusya’nın Ukrayna’daki katliamını kesinlikle meşrulaştırmaz. Fakat savaş sürecinde ABD/İngilere’nin kumpaslarını ortadan kaldırmaz. Savaş başlamadan Kiev’e “NATO’ya girmek hakkındır, arkanızdayız” diyenlerin bugün “Dombas’ı ver, NATO’yu unut” telkinlerindeki sahtekarlığın analizini, Rus seviciliğine indirgemek emperyalist stratejilere yaramaktadır.