Etem Sevik

DEĞERLİ OKURLAR: İnsanların dünyanın neresinde olursa olsun fotoğraf ve video çekmeye karşı duyduğu yoğun ilgi, belki de anların geçiciliğine karşı verilen sessiz bir direnişin, yaşadıklarını zamana karşı sabitleme ve başkalarına aktarabilme arzusunun modern çağdaki en görünür yansımalarından biridir.”

Bugün herhangi bir meydanda, turistik bir sokakta ya da sıradan bir kafede etrafınıza bakmanız yeterli. İnsanların büyük bir kısmı bir anı yaşamaktan çok, o anı kaydetmeye çalışıyor. Bir gün batımı, masadaki kahve, arkadaşlarla yapılan kısa bir yürüyüş… Hepsi birkaç saniye içinde telefon kameralarının hafızasına aktarılıyor. Çünkü modern insan artık yalnızca görmekle yetinmiyor; gördüğünü saklamak, paylaşmak ve yeniden hatırlamak istiyor.

Belki de bunun nedeni, hayatın eskisinden daha hızlı akıyor olmasıdır. Günler, haftalar ve yıllar fark edilmeden geçip giderken, insanlar küçük anları bile kaybolmaktan kurtarmanın yollarını arıyor. Fotoğraf ve video bu noktada adeta bir zaman kapsülü gibi çalışıyor. Yıllar sonra açılan bir dosya ya da eski bir galeri, insanı bir anda geçmişteki bir gülüşe, bir yolculuğa veya çoktan bitmiş bir güne geri götürebiliyor.

Fakat burada ince bir çizgi de var. Bazen anı yakalamaya çalışırken, o anın kendisini kaçırabiliyoruz. Gözümüz manzarada değil ekranda, sohbetin içinde değil kadrajın ayarında oluyor. Belki de asıl mesele, anları sadece kaydetmek değil; önce gerçekten yaşayabilmek. Çünkü en güçlü hatıralar bazen hiçbir fotoğrafa sığmayan, sadece insanın hafızasında kalan anlardır.

KISACASI fotoğraf ve video çekme alışkanlığı günümüz insanının zamanı durdurma ve yaşadığı anları kaybetmeme isteğinin bir sonucudur. Ancak anları kaydetmenin yanında onları gerçekten yaşayabilmek de aynı derecede önemlidir; çünkü en değerli hatıralar bazen hiçbir kadraja sığmadan insanın hafızasında yaşamaya devam eder.