Futbolun yalnızca ayakla oynanan bir oyun olmadığını anlatan hikâyeler vardır… Ve bazı isimler, o hikâyelerin tam ortasında dimdik durur. Bugün size, Beşiktaş’ın hafızasına kazınmış o isimlerden birini, ‘Baba Hakkı’yı kısaca anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, ölümünün 37. yılında mezarı başında anılan Hakkı Yeten, yalnızca bir futbolcu değil; bir duruşun, bir anlayışın ve bir karakterin temsilcisiydi.

Bugünün futboluyla, onun sahaya çıktığı yıllar arasında neredeyse tarif edilemez bir fark var. O dönemlerde forma, sıradan bir kıyafet değil; sadakatin, aidiyetin ve karakterin simgesiydi. Beşiktaş formasıyla 439 maçta 382 gol atan bir oyuncudan söz ediyoruz. Elbette bu rakamlar başlı başına etkileyici… Ancak onu ‘efsane’ yapan, istatistiklerin ötesinde taşıdığı değerlerdi.

Takdir edersiniz ki, ‘Baba’ sıfatı, öyle herkesin omuzlayabileceği bir yük değildir. Bu kelime; güveni, otoriteyi, sevgiyi ve saygıyı aynı potada eriten bir anlam taşır. Sahada da bunun karşılığı vardır. Takım arkadaşlarını peşinden sürükleyen, tribünlerle bağ kuran ve bunu gürültüyle değil, duruşuyla hissettiren bir liderlik… Hakkı Yeten’in kaptanlığı işte tam olarak buydu. O, sadece oyunu değil, oyunun ruhunu yöneten bir figürdü.

Hayat hikâyesine baktığınızda bu karakterin tesadüf olmadığını anlarsınız. Küçük yaşta babasını savaşta kaybetmiş, zorluklarla büyümüş bir çocuğun futbola sarılışı, Avrupa’dan gelen tekliflere sırt çevirip Beşiktaş’a kendini adaması ve bugün sıkça telaffuz edilen ‘vefa’ kavramının içini dolduran en somut örneklerden biriydi ‘Baba Hakkı’.

Derbi performansları ise başlı başına bir hikâye, Fenerbahçe ve Galatasaray’a attığı goller, yalnızca skor tabelasına yazılmadı; camianın hafızasına kazındı. Çünkü o goller, rekabetten çok daha fazlasını, bir aidiyet duygusunu temsil ediyordu.

Futbolu bıraktıktan sonra da Beşiktaş’tan kopmadı. Teknik direktörlük, yöneticilik yapıp, kulüp başkanlığı görevini üstlendi. Onun için Beşiktaş bir dönem değil, bir ömürlük sevgiydi. Bugün ‘kulüp kültürü’ diye anlatılan kavramların canlı karşılığıydı aslında.

Aradan geçen onca yıla rağmen mezarı başında yapılan anmalar bize şunu hatırlatıyor: Değerler asla kaybolmaz, sadece hatırlanmaya ihtiyaç duyar. Modern futbol daha hızlı, daha gösterişli ama bir o kadar da yüzeysel bir hâl almış durumda. Oysa ‘Baba Hakkı’nın hikâyesi, başarının sadece kazanmakla değil, nasıl kazandığınla anlam bulduğunu anlatır.

Belki de bu yüzden, Beşiktaş’ın o meşhur sözü hâlâ kulaklarımızda yankılanır: “Şeref’inle oyna, Hakkı’nla kazan.”

Kalın sağlıcakla…