YEZÎD’E LA’NET EDİLEMEZ!...

İran Şî’a’sı. Sâsânî, Zerdüşt, Molla’ların asırlardır devam ettirdiği, büyük fitne,” Hazreti Hüseyin radiya’llâhu anh’in, Yezîd’in emriyle, rızasıyla, şehid edildiği,” iftirasıyla, yalnız Şî’a taraftarları değil, Şî’a kaynaklarına bakarak, Şî’a propagandasının te’siriyle, ba’zı ehl-i Sünnet âlimleri bile, ma’alesef, Yezîd’e la’net etmişlerdir. Bunlarda birisi de, Ömer en- Nesefî’nin “Metn-i Alâka” sı üzerine, "Şerhu’l- Akâid’i,” te’lif eden, Allâme-i Teftezânî’dir. Allâme-i Teftezânî, Şerhu’l-Akâid’in alakalı bölümünde,” Yezîd, Hazreti Hüseyin’in katlini emrettiği, rıza gösterdiği için, la’nete mazhar olmuştur,” der ve la’net eder. Oysaki, Yezîd’in Hazreti Hüseyin’in katlini emrettiği, rıza gösterdiği hususunda, Gulât-ı Şî’a iftira ve iddialarından başka hiçbir delil ve hiçbir emare yoktur.
Sâsânî, Zerdüşt ve Molla’lar rejminden olamayan, kısaca, Gulât-ı Şî’a’dan olmayan insaflı, Şî’a kaynaklarında bile, Hazreti İmam-ı Hüseyin’i Kûfe’ye da’vet edenler, sonra da Kerbelâ’da şehid edenler, Şî’î, haricî’ ler’dir. Haricî’ler, günümüzdeki Terör Örgütleri benzeri, kimler adına, kimlere vekâleten eylem yaptıklarını bilmeyen şuursuz bir toplum. Hazreti Hüseyin’i şehid eden bu terör örgütü, Fitne-i Uzma’nın zuhur etmesine sebebiyyet veren, Hazreti Osman bin Affan radiya’llâhu anh’i de şehid eden örgüttür.
Hazreti İmam-ı Hüseyin’in ve beraberindekilerin Kerbelâ’da şehid edilmesi üzerine ziyadesiyle kahr’olan a’zamî derece’de üzülen, Yezîd olmuştur.Zira, Babası, Hazreti Muaviye, radiya’llâhu anh, Efendimiz, oğlu Yezid’e, "Ehl-i Beyt mensuplarına, daima, güzelliklerle davranmasını, onları üzecek herhangi bir harekette, bulunmamasını tenbih ve vasiyyet etmişti, Filhakîka, İmam-ı Hüseyin’in kafilesinde geri kalanlar, Şam’a ulaştıklarında, büyük bir teveccüh ve hüsn-ü kabul ile karşılanmışlar, Saray’ın en mûtenâ köşelerinde ta’ziz edilmişler, (ağırlanmışlar,) Yezîd, Hazreti Hüseyin’in kardeşi, Zeynel Abidîn bin Ali olmaksızın sofraya oturmamış, sabah kahvaltısı dahil bütün öğün yemeklerin beraberce yemişlerdir.İmam-ı Hüseyin Ailesi, ablaları, kardeşleri Medine’ye dönme arzularını izhar edince, Yezîd, en iyi develer ve vatlardan oluşan güçlü muhafızlar eşliğinde bir kafile tertip ederek, Kemâl-i Hürmet ve muhabbet hisleriyle ve gözyaşları eşliğinede Kafile’yi Şam’dan Medine’ye uğurlamıştır.
Mürşid-i Kâmil, Medâr Mürşid ve Müceddid, Süleyman Hilmi Silistrevî, (k.s.) Efendi Hazret’leri, şu veya bu sebeble hata’ya düşmüş, mü’ellif ve musannif’lerin bu hatalarını tashih buyururdu. Tedris sırasında bu noktalara gelindiğinde, talebe’yi ikaz eder ve hatayı tashih buyururlardı. 1954 Yılı’nın yaz aylarında, İstanbul_Küçük Çamlıca, Çilehâne’de, Tertip edilen Tekâmül Kursunda, Şerhu’l-Akâid takrir edilirken, Yezîd’e la’net bahsine gelindiğinde, “Dur Bakalım Hocaefendi! O kadar ileri gitme! Yezîd’in Hazreti Hüseyin’in katline, (Şehâdeti’ne), emir verdiği, rıza gösterdiği hususunda. Gulât-ı Şî’a’nın iddia ve iftiralarından başka hiçbir delil, hiçbir mesned bulunmamaktadır, aksine, Hazreti Hüseyin’in Şî’a Haricî’leri tarafından şehid edilmesi üzerine büyük üzüntü duyduğu, Hazreti Hüseyin Kafilesi Kûfe’den sonra, Şam’a gelip, benim misafirim olacaklardı, Ben kendilerini Şam’da tehâluk ile bekliyordum, Bana gelecek misafirimi yolda niçin katlettireyim?demiştir.Bu sebeble, Biz, asla, Yezîd’e la’net etmeyiz, Susar, Allah’a havale ederiz.” buyurmuşlardı…
Hem sonra, Mihmendar-ı Peygamberî, Hazreti Ebâ, Eyyüp el- Ensâri, Halid bin Zeyd radiya’llâhu anh başta olmak üzere, Ashab-ı Güzîn’in büyüklerinden pek çoğu, Yezîd Kumandasındaki orduya iştirak etmiş, İstanbul’u (Kostantıniyye’yi) kuşatmış, Halid bir Zeyd başta olmak üzere pek çoğu burada şehid düşmüştü. Yezîd la’net edilecek birisi olsaydı, elbette bunlardan hiçbirisi bu orduya iştirak etmezlerdi…