SÜLEYMAN Efendi (k.s.) EFENDİ HAZRET’LERİ İÇİN!...
Süleyman Efendi Hazretleri,(k.s.) 16 Eylül 1953 tarihinde ebediyyete irtihal ve intikal buyurmuşlardı. 19 Eyül 2026 tarihi, Efendi Hazret’lerinin ebediyyete intikalinin 67. Sene-i Devriyesiydi. Silsile-i Saâdât’ın Silsile-i Zeheb’in, ya’nî Tarîkat-i Naşibendiyye-i Âliyye’nin altın Silsilesi’nin Resûl-i Zîşân salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimizden i’tibaren 34. Hazreti Ebû Bekr es- Sıddîk radiya’llâhu anh Efendimizden itibaren 33. Ve son halkası olan, Mürşid-i Kâmil ve Mükemil, Medâr Mürşid ve Müceddid, (Asr’ımızın Müceddidi,) Süleyman Hilmi Silistrevî, (K.S.) Eş-Şeyh, Ebu’l-Fâruk, el-M’arûf, bi’ Tunahan’nın Sene-i Devriyesi münasebetiyle, Emekli, Edebiyak muallim’lerimizden ve Yeniakit Gazetesi muharrirlerinden, Pek Muhterem, Ahmed Çelen Beyefendi muhteşem bir manzume- Mersiye inşad etmiştir; Ehemmiyyetine binâ’ en, büyük bir zevkle sütumuna alıyorum.
SEN GİDİNCE:
Sen gittin gideli dünya bir garip
Dertler baştan aştı, derman kalmadı. Akıllar şaşırdı, diller dolaştı.
Doğruyu gösteren ferman kalmadı.
Adım adım gezdin diyâr-ı Rûm’u Ümide çevirdin fecî durumu
Binbir emek ile attın tohumu, Ekinleri yaktık harman kalmadı.
Pusula hep tersi gösterir oldu, Artık Mesleğimiz sırf kibir oldu.
Gönül sarayları yerle bir oldu, Ayağa kaldırır Sinan kalmadı.
Hep ümed i ile bakmıştın yarına, Miras’ın ilimdi evladlarına.
Üzgünüm gidecek şimdi zoruna, Bir ezber kaldı da irfan kalmadı.
İstikamet üzere gitmez ayaklar, Helal ile dolmaz oldu kursaklar.
Karaya karıştı süt gibi aklar, Kılı kırk yaracak iz’an kalmadı.
Tugla tuğla ördün sen bu hisarı, Bilmiş miydin yaşanacak hasarı?
Hakk’ı söyleyenler kapı dışarı, Doğruya sığınak liman kalmadı.
Yıkıldı hayaller, kırıldı düşler, Küfre kuyruk olup yardım edişler.
Yalan dolan ile görüldü işler, İ’timat sarsıldı, eman kalmadı.
Nursuzların arkasına takıldık, Takıldık da tepe üstü çakıldık.
Çıfıtla bir olduk hepten yıkıldık, Gayri bizden korkan düşman kalmadı.
Kâfirlerle aramız yarılmayınca, Bütün mü’minlerle karılmayınca.
Alah’ın ipine sarılmayınca, Bizi sabit tutan urgan kalmadı.
Karakış ortası, bir dağ tepesi, Küstürdük duyulmaz bir dostun sesi.
Bir ana kucağı, baba nefesi. İçine saracak yorgan kalmadı.
Farklı telden çaldık ayırdık dili, Ümmetin bu yüzdenn gönlü perdeli.
Burguyu çok gerdik kopardık teli. Şarkımızı çalan keman kalmadı.
Bahçivan gidince çiçekler soldu, Son kalan gülleri hoyratlar yoldu.
Aslan yatağına tilkiler doldu, Eyvah ki, kovacak aslan kalmadı.
Her kapı kapandı, bunaldık dar’da, Yokluk’da iyiyidik bozulduk dar’da.
Kaybolduk sahrâ’da, yittik dağlarda, Bizdn haber veren duman kalmadı.
Lükse hayran kaldık, konfora kandık, O günden beridir, ütüldük yandık.
Gavura özendik “biz” den utandık, Uygarlık bastırdı umran kalmadı.
Yılkılar dağınık, süvari bir hoş, Bir meçhule doğru vargücünle koş.
Bilmem ne kazandık helbeler bomboş, Buğdaydan vcazgeçtik saman kalmadı.
“Her evladım bir Süleyman” demiştin, “ Allah düşmanları düşman,” demiştin.
“ Tefrika yapmayın aman,” demiştin, İçi yanık bir Süleyman kalmadı…
( Ahmed Talip Çelen Yeniakit Muharriri 17.092026)