MİLLETİ’MİZİN İZZETİ, DEVLETİ’MİZİN UHTİŞAMI!...

Bu yıl’ın Temmuz ayı’nın 7. Ve 8. Günlerinde Nato İttifakı’nın Zirvesi, Türkiye’mizde, Başkentimiz Ankara’da yapıldı. 32 Nato Müttefikı ülke’nin Devlet ve Hükûmet başkanlarının yanında ondan fazla ittifak dışı ülke’nin Devlet ve Hükûmet Başkanları da Ankara’da misafr edildiler.Bu zirve, bütün dünya’ya bir kerre daha Aziz Milleti’mizin izzetini ve Devletimizin ihtişamını göstermieştir. Zirve’nin hazırlıkları, takribî bir yıl önce başlatılmıştı. Ahkara’da Etemusut’da, ancak küçük uçakların inip-kalkabildiği bir Askerî Hava Limanı, 7 ay gibi kısa bir zaman zarfında, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız tarafından, dünya’nın en geniş uçklarının bile iniş-kalkış yapabileceği, pist’lere ve Türk Misafirperverleğinin nişanesi, Misafr karşılama ve ağıırlama Misafirhanesine kavuşturulmuştur.Ankara’da alınan tedbirlerle, bu Hava Limanı’na inen misafirler en kısa zamanda, kalacakları otellere ve toplantıların yapılacağı Millet Külliyesine kısa zamanda intikal etmişlerdir. “Türkiye Cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan rica etkesiydi, aslâ Nato Zirvesine katılmayacaktım,” diyen A.b.d. Başkanı’nın Uçağı da, bu Hava Limanı’nı indi. Ankara’nın geniş ve tertemiz caddelerinden kısa bir müddet zarfında Külliye’ye ulaştı. Ankara’nın geniş Caddeleri ve tertemiz sokaklarını medh’etti, bütün dünya’ya ilân etti.

Nato İttifakı, Devlet ve Hükûmet Başkanlarıyla, diğer ülke’lerin Devlet ve Hükûmet Başkan’ları Millet Külliye’sinde Cumhurbaşkanımz ve Refikası Hanımefendi tarafından, Kadîm Tarihimizi, Milletimizin kurduğu 16 Devletimizi temsil eden, neferler, Yeniçeriler, Dünya Ordu’larının en güzel ve birinci marşı olan Mehter Marşıyla, Mehter Takımıyla karşılandılar.Tesadüf veya tevâfuk, Yunanistan Başbakanı ve eşi karşılanırken, Mehter Takımı tamda, “Ceddid deden, Neslin baban, hep Kahraman Türk Milleti, Türk Milleti! Türk Milleti! Aşk ile sev milliyeti, Kahret Vatan düşmanını çeksün o melun zilleti! Marşını söylüyordu. Hele, dünya birincisi Yıldız Takımımızın, A.b.d. Başkanı’nın karşılanması esnasında, sanler içeriusinde gökyüzünde Amerikan Bayrağının renk’lerini çizmeleri bütün dünyayı kendilerine hayran bırakmıştır.

Ne hazindirki, İçimizdeki Hollandalı’lar, vesâyet Rejmi, İttihad ve Terakkî bakiyesi, eskisiyle, yenisiyle C.H.P. Aziz Milletimizin bu haklı gururunu paylaşmamıştır. Nato Zirvesi’nin yapıldığı bütün mekanların bulunduğu Ankara- Çankaya İlçesinin Belediye Başkanı izine çıkmıştı.

C.H.P.’nin paylamadığı bu gururu bakınız, Komşu Ülke’nin, Bulgaristan’ın bir yazarı, Sophia Proneikos nasıl paylaşmış!... “ Tarih beni şaşırtmaktan asla vezgeçmeyen bir alışkanlığıa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz, sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenirki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar. Tam da bu yüzden Ankara’daki Nato Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne ilk el sıkışmasından hemen önce yaşandı; Yirmbirinci yüzyılın en güçlü Askerîg İttifakının liderlri, dünya’nın en eski Askeri Bandosu, “ Mehter’in” sesiyle, Cumhurbaşkanlığı Külliyesine “ Hoşgldin,” derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihî üniformalı, askerler duruyordu. Ne muhteşem tarihsel bir güzellik hissi. Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak, 1949’da kurulan bir Askerî ittifak, kökenleri onüçüncü yüzyıla uzanan bir askerî Sgeleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na giriyor. Mehter asla bir askerî bando değildi, bir silah’dı. Osmanlı Orduları, Belgrad’a, Kostantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a veya Viyana’ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey,” Kös”, davullarının gök gürültüsüydü; ardından “zurna’lar”ın keskin sesi, sonra prinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; Çünkü müzik sadece orduya eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı. Gayesi askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok, önce düşmana bir İmparatorluğun bizzat onlara doğru geldiğini söylüyordu. Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordu’larının kdemeli olarak, Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde Türk usulü’nü benimsemesi tesâdüf değildir; bu usûl daha sonra, Mozart, Haydın ve Beethoven’ın müziğine bile yolunu bulacaktı Çünkü, ba’zen tarih bir medeniyyeti kılıçla feth’emez, bir ritim yeter. Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar böyüleyici buldum. Kimse Osmanlı mparatorluğu’nu canlandırmaya çalışmıyor, diye değil, Türkiye’nin büyük medeniyyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını farkettiğm için; geçmiş bir yük değil bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar, çünkü ba’zen bir-kaç davul vuruşu yeter… Ne enterasan bir tahlil değil mi?!..