İKİNCİ HALİFE HAZRETİ ÖMER’İN ŞEHÂDETİ!...
Mel’un, yahûdî köle, Ebû Lü’lü, Hazreti Ömer’i şehid etmek için fırsat kollamaya başladı. Milâdî, 644 yılı’nın Zilhicce ayı’nın yirmi üçüncü günü’nün sabah namazını kılarken- kıldırırken, arkadan gizlice yaklaşıp Hazreti Ömer’i karnı civarında altı yerden ağır yaraladı. Hazreti Ömer’den başka, on kişiyi de yaraladı, yarananlardan dokuzu, hemen orada şehid oldular. Benî Esed Kabilesinden biri, Ebû Lü’lü mel’ununun başına bir ok attı. Hazreti Ömer bu meş’um hadiseden sonra Ka’bu’-Ahbar’ın söylediklerini hatırlayıp, “Allah’ın emri behemhal yerini bulan bir karardır,” (Ahzâb/33/38) meâlindeki âyet-i Celîle’yi okudu. Hazreti Ömer yaralandığında, Abdullah İbn-i Avf Hazret’lerine imam olup Müslümanlara namaz kıldırmasını emretti. Sonra, Hazret-i Ömer, Ashab-ı Kirâm’ı toplayıp şöyle buyurdu:- Siz mi söylediniz Ebû Lü’lü’ye beni öldürmesini? Ashab-ı Kirâm:- Hâşâ! Böyle şeyden bizim asla, haberimiz yoktur, deyip yemin ettiler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer şöyle buyurdu: - Cenabu Allah’a hamd-ü Senâ’lar olsun ki, bu ümmetin öldürdüğü bir kimse olmadım, bir yahûdî’nin eliyle şehîd oluyorum. Şehid olacağını anladığı için, hilâfet mes’le’sini şû’râ’ya havale edip, Aşere-i Mübeşşe’re’den,- dünya’da iken Peygamber tarafından cennetl müjdelenen)’lerden altı kişiyi müşâvere he’etine ta’yin etti ve:-Benden sonra halifeliğe bunlardan birisi lâyıktır, fakat, her birinde bir şey müşâhede ettiğim içindir ki, Halefelik şu veya buna lâyıktir diye, bir tavsiyede bulunmuyorum, buyurdu.Bu altı kişi şu isimlerden oluşuyordu: - Osman bin Affan, Alî bin Ebî Talip, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkas,Abdurrahman bin Avf.( Rıdvanu’llâhi aleyhim )… Hazreti Ömer amcasının oğlu olduğu için Said’i müşâvere hey’eti’ne koymadı, “Eğer Ebû Ubeyde hayatta olmuş olsaydı, onu Halife olarak ta’yin ederdim,” buyurdu.
Hazreti Ömer’in bu altı zatta görmüş olduğu, hilâfetle bağdaşmayacak hususlar şöyle açıklanmıştır
1) Hazret-i Osman (r.a.) akrabasını sever, onlara iş verir, sonunda aralarında husumet meydana gelmeye vesiyle olur şehid olmasına sebeb teşkil eder.
2) Hazret-i AlÎ ( r.a.) mizaha meyillidir, hilâfet Makamı ise ciddiyet ister.
3) Talha, iltifatı sever, Hilâfet Makamını muhafaza etmek gerekir.
4) Zübeyr, çok asabî’dir, Halifelik’te yumuşak olmak lâzım’dır.
5) Sa’d bin Ebî Vakkas, askerder, harb eder, Halifelik yapamaz.
6) Abdurrahman bin Avf, yumuşak huylu kimsedir, halife olacak kimsenin biraz sert olması gerekir.
Bu altı zât aralarında müşâvere ettikten sonra, hangisini halifeliğe seçerlerse, bütün Ashab-ı Kirâk onu halife olarak bilir ve ona itaat ederler.
Başka bir rivâyete göre, Hazreti Ömer’in şehid edilmesi hadisesi şöyle cereyan etmiştir: - Hazret-i Ömer, (r.a.), seher vakti Mescid-i Nebeviyye’ye namaz kılmak için giderken, Lü’lü Mel’unu karanlıktan istifade ile Hazret-i Ömer’i karnından hançerledi. Hazreti Ömer etrafına seslendi. Mübârek sesini duyanlar gelip, ağladılar ve evine götürüp yarasını tedavi etmek için yarıştılar, bu meş’um haber kısa zamanda etrafa yayılmıştı. Hâdiseyi duyan Ashab-ı Güzîn Hazret-i Ömer’in etrafını sardılar, Hazreti Ömer etrafında SahâbÎ’lere, hilâfet ve dînî hususları vasiyyet ederken, namaz vakti geldiği için müezzir ezan okudu. Hazret-i Ömer yarasını tedavi etmeye çalışan cerrah’a: - Abdest alıp namaz kılsam ne olur. Yarama zarar verir mi? Diye sordu, Cerrah:- Eğer yerinden kıpırdarsan, diktiğim yerden yaran sökülür ve ölümüne sebeb olur, dedi. Hazret-i Ömer (r.a.): - Namazı terk’etmektense ölmek daha iyidir, diyerek, birisini, oğlu, Abdullah’ı Hazret-i Âişe (r.a.) validemize gönderdi ve “İzin verirse, Ravza-i Mutahhara’da Arkadaşlarım, Peygamberiimz ve Ebû Bekir es_Sıddîk’ın yanında yatayım, diye sordurdu. Hazret-i Âişe Validemiz, ağlayarak Abdullah İbn-i Ömer’e şöyle dedi: - “Ey nazlı Ömer, babamın yâdigari Ömer, âhirete gidiyor, orasını ben kendim için ayırmıştım, fakat ona bağışlıyorum. Resûl-i Ekrem, salla’llâhu aleyhi ve sellem ve babamın yanına gittiğinde onlara benim selâmımı iletsin! Buyurmuştu. hazret-i Ömer oğlu Abdullah’a şöyle buyurdu:- Ashab-ı Kirâm namazımı kıldıkları zaman, yine git, Âişe Validemizden Hüce-i Saâdet’e defnedilmem için izin iste. Olurki, pişman olmuştur. Namaz vaktinin son anlarına gelindiğinde, müezzin kamet edince, abdest almak istedi, ayağa kalkınca, yarasının dikişleri söküldü ve Hazret-i Ömer hemen yere düştü ve o anda Ashab’a şöyle buyurdu:- “Elveda! Hakkınızı helal ediniz, sizle biz bir daha görüşmek kıyâmete kaldı,” deyip, ruhunu Cenabu Hakk’a teslim eylid. Oğlu Abdullah Hazret-i Âişe Validemize gidip, tekrar izin istedi, izin aldıktan sonra Mübârek cenazesini Ravza-i Mutahhare’nin kapısına getirdiklerinde Ashab-ı Kirâm’dan biri kalkıp: - Ey Allah’ın Resûlü! Allah’ın selâmı senin üzerine olsun! Ömer’i getirdik, izin verirseniz, onu, Ravza’nın içine defn’edeceğz, dedi. Orada bulunan bütün Ashab, Peygamber aleyhisselâm’ın sesini işittiler. Şöyle buyuruyordu: - “Benim dostumu benim yanıma getirin, defn’edin”. Ravza-i Mutahhare’nin kapısı o anda açıldı, bir de gördüler ki, Hazret-i Ebû Bekr’in (r.a.) yanında Hazret-i Ömer (r.a.) için bir yer hazırlanmış, Ashab-ı Kirâm’ın, Ravza-i Mutahhare’den bir elin uzanıp, Hazret-i Ömer’in boynuna dolandığını gördükleri rivâyet edilir.