YEZÎD BİN MUÂVİYE VE HACCÂC-I ÂLİM HAKKINDA!.. (4)
Bu sefer, Müslümanların ilk deniz zaferi idi. Kıbrıs Adası’nın fethi için ihtiyâr edilmişti. Bu cihetle Ashab’ın Sâdâtından (ileri gelenlerinden) pek çok kimseler iştirâk etmişti. Vâkidî gibi, pek çok siyer müelliflerinin beyânı’na göre, bu deniz seferi Hicret’in 28 inci senesinde vukû’ bulmuştur ki, Hazreti Osman’ın hilâfeti zamanına müsâdiftir. Bu cihetle hadis metnindeki (Muâviye zamanında) ta’birini, (Şam Valiliği) zamaniyle takyîd ettik.
İzahiyle meşgul bulunduğumuz Ümm-i Harâm hadisini Buhârî sevk ederken bu faziletli kadınla zevci Ubâde Hazret’lerinin bu deniz seferine nasıl iştirâk ettiklerine de kısaca işâret etmiştir ki, tarihî kıymeti hâiz olduğundan, onu da şârihlerin izahlarından da istifâde ederek bildiriyoruz: İki Akabe bi’atinde bulunan ve Hazrecî’lerin nekâbetini (Murahhas delegeliğini) ihrâz eden, Ubâde İbn-i Sâmid Peygamberimizin irtihâlinden sonra Şam’a gönderilen ilmî hey’et içinde bulunmuş ve Humus’da ihtiyâr-ı ikâmet etmişti. Kıbrıs Seferi açılınca, Ubâde Zevcesi Ümm-i Harâm ile birlikte mâlikhânesinden çıkarak Akdeniz Sahiline, Trablus Şam’a gelmiştir. O sırada orada bulunan Tâbi’î, büyüklerinden Umeyr İbn-i Esved tercüme ettiğimiz hadis’i Ümm-i Harâm’ın bizzât ağzından işitmiştir. Ümm-i Harâm, Hazreti Muâviye’nin karısı ve Karaza’nın kızı Fâhite de refâkat etmiştir. Hazreti Muâviye İbn-i Ebî Süfyân radiya’llâhu anh de bu vapurla hareket etmişti.
Kıbrıs Adası’nın bir vergiye bağlanarak sulhan veya uhveten fethi müyesser olup da Şam’a hareket edileceği sırada Ümm-i Harâm’ın binmesi için bir katır getirilmişti. Çok yaşlı olan bu kadıncağızı bindiği bu hırçın hayvan üstünden atarak başüstüne düşmesine ve boynu kırılarak şehid olmasına sebeb olmuştur. İslâm tarihinde nâmı ebedîleşen bu Muhtereme kadın Resûlu’llah’ın haber verdiği gibi, deniz gazâsı yolunda vefat etmiş ve şehid’ler kâfilesine iltihâk eylemiştir.
Hadis’in ikinci kısmında İslâm ordusu’nun hareketi bildirilen Kayser Şehriyle murad bütün hadis şârihleri tarafından, Şarkî Roma İmparatorluğu’nun hükûmet Merkezi olan Kostantıniyye= İstanbul olduğu bildirildiğinden, Tercümemizde kavis içinde gösterdik. Bu sefer de Hicretin 52 inci yılında ve Yezîd İbn-i Muâviye’nin kumandasında vukû’ bulmuştu. Kostantıniye seferine iştirâk eden asker’in hakkındaki Peygamber’in sitâyişine mebni, İbn-i Ömer, İbn-i Abbâs, İbn-i Zübeyr, Ebû Eyyûb el- Ensârî gibi Ashâb’ın Sâdât’ından( İleri gelenlerinden) pekçok güzîde’ler de iştirak etmişlerdi. Hattâ Ebû Eyyûb el- Ensârî’nin Vefatı İstanbul Surlarının yakınında vukû’ bulduğu için, vasiyyeti üzerine, Surların en yakınına defn edilmişti. Rum’lar, Ebû Eyyûb’un kabrine hürmet edegelmişler ve kurak zamanlarda yağmur talep etmişlerdir.
Ebû Eyyûb el- Ensârî, Lisah-ı Nesevi ile va’a’d olunan büyük mükâfatı ihraz için Yezîd İbn-i Muâviye’nin kumandasındaki ilk Ceys-i Müslimîn’e iltihâk ederek Belde-i Kayser’e gâzî olarak gelmiştir. Ve burada şehî’den âlemi Cemâle intikal ile sûr’un dibine defn-i hâk-i rahmet kılınmıştır. ( Hicrî -50) yâhud ( Hicrî- 52)
El- İkdü’l-Ferid sahibi Endülüs’lü İbn-i Abd-i Rabbah(246-328) Utbî’den ( vefatı 228) rivâyeten şöyle diyor: - İslâm ordusu Haliç’e vardığı vakit Ebû Eyyûb radiya’llâhu anh’in durumu ağırlaştı. Yezîd ziyâretine gelip bir dileğin var mı? Diye sordu o da cevaben,:- “ Sizin dünyanızın bana hiç lüzumu yok. Lâkin, beni elinden geldiği kadar düşman diyârı içinde ileriye doğru götürüp defn et! Zirâ, Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve selem’den işittim, Kostantıniyye sûrunun dibinde sâlih bir kimse defnolunacaktır. Umarım ki, o merd-i sâlih ben olayım, dedi. Vefat ettiğinde, Yezîd yıkanmasını ve kefenlenmesini emretti Tabutu üzerine konulduktan sonra da üzerindeki silah ve mühimmatı çıkararak, harb ede ede ileriye sürdü. Kayser bir cenaze etrafında mukatele edildiğini görünce meraka düşüp Yezîd’e: Bu gördüğüm ne oluyor, diye sordurmuş, O da,” Bizim Peygamber’imizin sahibidir, senin Memleketinde ileri bir mevki’de defnolunmayı vasiyyet etti. Biz de ya vasiyyeti infaz, yâhud canlarımızı Allah yolunda fedâ’ya azmettik” cevabını vermiş. Kayser: Bu n9e acayip şey! Herkes Baban için dahî diyor, o ise buralara seni gönderiyor. Sen Peygamber’inin sâhibini bizim memleketimizde defnetmek istiyorsun. Hiç düşünmüyormusun ki, sen dönüp gittikten sonra biz onu kabrinden çıkarıp vahşî hayvanlara yedireceğiz,” diye bir daha haber gönderince… (devam edecek)