EBÂ EYYÛB EL- ENSÂRÎ (R.A.)!...

Tübbâ’ Nesl’in’den, Mihmenderâni Peygamserî, Ebâ Eyyûb el- EnsârÎ, radiye anhü’l-Bârî hakkında,Tecrid-i Sarîh mütercimi ve şârih’lerinden, Dâru’l- Fünûn müderris’lerinden Merhum, Ahmed Naim Bey, Erfes bir tercüme-i hâl takrir etmiştir: aynen alıyorum. “ Ebû Eyyûb Hâlid bin Zeyd Ensârî Neccârî radiya’llâhu anh Akabe-i Sâniye’de( ikinci Akabe bî’atında) hazır bulunan sâbikîn-i evvelîn-i Ensâr’dan ve Nebiyyi Mükerrem salla’llâhu aleyhi ve selem’e ceddi Mükerrem’leri Abdülmuttalib’in vâidesi cihetinden karabeti( yakınlığı) olan sahâbe’dendir. Aleyhissalâtü ve sellem Efendimiz Mekke-i Mükerreme’den hicretle Medine-i Münevvereyi teşriflerinde 1 ay kadar,( sahih rivayetlere göre 4 veya 6 ay) kendilerine mihmandarlık hizmet-i mübeccelesinde bulunmuştur. Bedir’den başlayarak bütün meşâhid ve gazavât’da Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’den ayrılmamış, Alî Kerreme’llâhu Vechehû Hazret’lerinin iyyâm-ı hilâfetinde ( halifeliği günlerinde) bütün harplerinde berâber bulunmuş, havâriç harbinde de Nehrivan’da bulunmuş ve medâin-i Kisrâ’ya beraber gelmiştir. Bi’lâhere Hazreti Muaviye radiya’llâhu anh’in hilâfet günlerinde de Kostantıniyye’ye ilk gazâ edeceklere Lisan-ı Nebî ile va’d olunan ecr-i azîm’i ihraz için Yezîd bin Muaviye’nin kumandası ve güdümü altındaki ceyş-i müslimîn’e iltihak ederek Belde-i Kayser’e( Kostantıniyye- İstanbul’a) gâziyen gelmiş ve burada hastalanarak âlem-i Cemâle intikal ile sûr’un dibinde defn-i hâk-i rahmet kılınmıştır. ( HicrÎ,52)

El-İkdü’l-Ferid sahibi, End7ülüs’lü İbn-i Abd-i Rabbâh( vefatı:228) rivâyeten şöyle diyor: - İslâm Ordusu Kostantıniyye- Haliç’e vardığı vakit Ebû Eyyûb radiya’llâhu anh. Ağırlaştı. Yezîd ziyaretine gelip: - Bir isteğin var mı? Diye sordu O da. – Cevâben: - Sizin dünyanızın bana hiç lüzumu yok, lâkin, beni elinden geldiği kadar düşman diyarı içinde ileriye doğru gömüp defnet! Zîrâ, Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’den işittim,” Kostantıniyye sûru’nun dibinde sâlih bir kul defn’olunacaktır, buyurdu. Umarımki, o merd-i sâlih ben olayım,” dedi. Vefat ettiğinde Yezîd kefenlenmesini emretti, Örtüsü üzerine konduktan sonra da müfrezelerini çıkarıp ve siriri ihata edip harb ede ede ileriye yörüdü. Kayser bir cenâze etrafında mukâtele edildiğini görünce meraka düşüp Yezîd’ e : - Bu gördüğüm ne oluyor? Diye sordurmuş, O da: -Bizim Peygamber’imizin sâhibi’dir. Senin memleketinde ileri bir mevk’i’de defn’olunmayı vasiyyet etti. Biz de bu vasiyyetini ya infaz’a, yâhud canlarımızı Allah yolunda fedaya azmettik.” Cevabını vermiş, Kayser:- Bu ne acayip bir şey! Herkes baban için dâhî diyor, o ise buralara seni gönderiyor. Sen Peygamber’inizin sâhibini bizim Memleketimizde defn’etmek istiyorsun. Hiç düşünmüyomusunki, sen gittikten sonra biz onu kabrinden çıkarıp vahşî hayvanlara yedireceğiz? Diye bir daha haber gönderince Yezîd: - Vallâhi ben size söyleceğim bir sözü kulaklarınıza küpe olarak tevdi’ etmedikçe onu sizin topbaklarınıza tevd’i etmek niyetinde bulunmadım. Söyleceğim söz de şudur:- Eğer kabrini açtığınızı, yâhud cesedine bir şey yaptığınızı duyduğum vakit, Arap diyarında ben de katl’etmedik bin hıristiyan yıkılmadık bir kilise bırakırsam, bu meyyite bâis-i İkramım olan zât’ı, ya’nî aleyhi’s-salâtü ve sellem Efendimizi inkar etmiş olayım.” Cevabını vermiş, bu tehdid üzerine Kayser : - Senin baban seni benden iyi tanıyormuş, bu kabri muhafaza edeceğime ben de Mesîh’e kasem ederim,” diye, te’minat vermiş… İbn-i Abd-i Rebbâh rivâyetin sonunda,” Kabrinin üzerinde bir kubbe bina olunup bugüne kadar içinde kandil yakıldığını haber aldım,” diyor ( İnteha/ Cild/2/Sahife/237)

Ebû Eyyûb Hazret’lerinin rahmeti rahmana kavuşması, Milâdî, 670-672 Tarih’leri arasında ve Hirakliyüs hânedânından üçüncü Kostantin’in zamanına rastlamaktadır. Yezîd ile Kayser arasında geçtiği rivâyet edilen mâcera bu hükümdar’a aid olmak gerekir. Mücahid’in rivayetine göre, Kabr-i Şerif’i üzerinde bu hânedân’ın bütün müddeti saltanatça kubbe mevcud olduğu gibi kabrin kendisine a’zamî derece’de hürmet edildiği de anlaşılıyor.