Bir ilişki biter, ardından şöyle deriz: “Zaten bana göre değildi.”. Bir işten ayrılırız, “İçime de sinmiyordu.” olur. Bir fırsatı kaçırırız: “Çok da kazançlı değildi.” diyerek kendimizi rahatlatırız. İşler yolunda gitmediğinde, yolunda gitmesi gerektiğine inanmak isteyen tarafımızı rahatlamak için gerekçelerimize sığınarak konuyu kapatırız. Oysa asıl zihinsel ve duygusal mesaimiz bundan sonra başlar.
Hata yapmaktan çok hislerimizde yanılmış olmanın verdiği dayanılmaz his, süreç içerisinde söyleyemediklerimizi sonucun ardından rahatlıkla söylememizi sağlar. Çünkü zihnimizin, bizi iyi hissettirmek için kendini aklamaya ihtiyacı vardır. Gerçekleşmesini arzu ettiğimiz durum gerçekleşmediğinde, huzurlu hissetmek için zihnimizdeki çelişkiyi sonlandırmamız gerekir. Bunu da genellikle arzuladığımız durumdan kaçınarak yaparız. Bu kaçınma da “Zaten bana göre değildi.”, “Zaten içime sinmemişti.” ve benzeri cümlelerde kendini gösterir.
İçimizdeki bu huzursuzluğu gidermenin iki yolu vardır: Ya davranışımızı değiştireceğiz ya da durum sonrası öyküyü… Davranışı değiştirmek zor olduğundan daha çok öyküyü değiştirmeyi tercih ederiz; çünkü benliğimizi korumamız gerekir.
Hak ve mutluluk
Zaten ile başlayan bu koruma kalkanlarımız, kişisel tercihimizi ve mutluluğumuzu değil durumu kendimiz için katlanabilir kılmanın nesneleridir. Bunu yapmadığımızda, çok istediğimiz ama gerçekleşmeyen durumlar sadece duygularımızı değil kimliğimizi de sarsar. Epiktetos; “İnsan, başına gelenlerden değil onlara verdiği tepkilerden sorumludur.” der. İnsan aynı zamanda anlam arar. Varlığını sürdürebilmesi için bir anlama ihtiyacı vardır. Öykümüzün anlamsız olmasına katlanamayacağımız için zihnimiz bunu anlamlı kılacak gerekçeler üretir. Peki, bu bir sorun mudur?
Aslında sorun, gerekçelerimizin kendimizi görmemizi engellemesidir. Çünkü her durum sonrası ‘zaten’ ile başlayan cümleler kurduğumuzda öğrenme ve değişimi engelleyen döngüden çıkmamız pek mümkün olmaz. Bu döngüyü kırmak için ‘zaten’lere sığınmadan önce şunu sormamız yerinde olur: “Bu gerekçe daha önce de var mıydı yoksa sonradan mı ortaya çıktı?” Doğru olanı görmek ve kabul etmek yerine yaptığımıza doğru demeyi tercih etmeden önce de şunu sormak gerekir: “Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?” Sizin için hangisi?