İRAN’DA ŞAHLIK DÖNEMİ!..
Hazreti Ömer radiya’llâhu anh’in hilafeti döneminde, Milâdî 636’da, Necid, İran- Irak vali’i olarak ta’yin edilen, Sa’d bin Ebî Vakkâs radiya’llâhu anh. Efendimiz, Yüce İslâm Dini’ni kabul etmeyen, sâsânî, Mecûsî- Zerdüşt, Pers ve Förs batıl inancında olanları, İran- Irak topraklarından söküp atmıştı. Kûfe’de,Sa’d bin Ebî Vakkâs tarafından kurulan, İlk ehl-i Sünnet Devleti, bi’lahare, Emevî ve Abbâsi emîr ve melik’leri tarafından devam ettirilmiş, 1601-1736 yılları arasında 235 yıllık, Şahlık- Safavî Hanedanı’nın hümü sürdüğü yıllara kadar devam etmiştir.
Zaman zaman, internet vasatında, Sosyal Medya’da, câlib-i dikkat, tahliller (analizler) yayınlanmaktadır. Bu cümleden olmak üzere, Değerli Muharri, Murad Özer Beyefendi aktüel bir mevzu’u’da enteresan, câlib-i dikkat bir tahlil’de bulunmuştur. Ehemmiyyetine bina’en, sütunlarıma aynen aktarıyorum. Şöyle ki, “Suriye’de yüz binlerce insanın hayatına mal olan kıyam’ın 21. Asrın en büyük ehl-i Sünnet soykırımı olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Baas rejimi ülkedeki tüm eh-i Sünnet varlığının yok edilmesini plânlamıştı. Bu kulağa inanılmaz gelebilir.
Milyonlarca insanla birlikte içinde cami’i’ler ve medreselerin de olduğu bütün bir kültürel varlığın imhasının imkansız olduğunu düşünebilirsiniz. Oysaki, 16. Yüzyılda Şah İsmail ve onu ta’kip eden Safavî hükümdar’ları buna cür’et ettiler ve muvaffak oldular. Ya’nî Suriye’de Esad rejmi zafer kazanmış olsaydı, tarihte İran’da gerçekleşen durum beş asır sonra Suriye’de tekrarlanabilecekti. Çünkü kitseler kıyım ve kültürel birikimlerin imhası konusunda mevcud İran Devleti’nin kurucusu Şah İsmail, hâlâ, Şî’a’ya ilham vermeye devam ediyor.
Neden mi? Günümüzde 90 milyon nüfuslu İran’da sayıları bir-kaç milyonla ifade edilen, Kürt’ler, Beluç’lar ve Türkmen’leri çok az sayıda bir kısmı dışında ehl-i Sünnet neredeyse, (neredeyse değil), hiç yoktur. Oysaki İran bir zamanlar ehl-i Sünnet dünyasının ilim, irfan ve kültür havzasıydı. Bugün isimlerini ve eserlerini çok iyi bildiğimiz, müfessir, muhaddis, fakîh âlimlerin önemli bir kısmı İran’lıdır; meselâ kütüb-ü Sıhha’i Sitte olarak bilinen en mu’temed altı hadis Külliyatı’nın müellif’lerinden İbn-i Mâce, İran’ın Kazvin Şehrinde doğmuştur. Müslim Nişâbur’da, Nesâî, Horasan Bölgesindeki Nesâ Kasabası’nda, Ebû Dâvud, Sicistan Eyâletinde dünya’ya gelmiştir.
Sâdece onlar mı? Osmanlı Medreselerinde başucu eseri, Beydâvî Tefsirinin müellifi, Kadı Beydâvî, Şiraz, tarihçi ve müfessir Taberî Taberistan, Mutasavvıf, Ömer Sühreverdî, Zencan doğumludur…
Büyük İslâm âlimi, Bağdat’taki Nizâmiye Medrese’lerinin, Şeyh’i (Rektörü), Gazâlî tûs, sayılar teorisi ve optik bilimine yaptığğı büyük katkılarla bilinen Kemâleddin Fârisî, Tebrizli’dir. Liste’yi uzatmak mümkün. Câbir bin Hayyâm, Sâdî,Hafız-ı Şirâzî,İbn-i Bibi, Hâkuim Nişâburî ve Ömer Hayyam gibi pek çokları İran’lıdır.
9. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar İran ehl-i Sünnet dünya’sı’nın fıkıh, Kelâm, Tefsir gibi İslâmî İlim’lerde eser veren âlim’lerin merkeziydi. Aynı zamanda, coğrafya, matematik ve astronomi gibi pek çok sahada bilimsel çalışmalar yürüten medreselerle doluydu. Bunda 11. Yüzyıldan i’tibaren, Amul, İsfahan ve Nişâbur gibi İran şehirlerinde, “Nizâmiye,” isimli medreseler kurarak, ehl-i Sünnet idrakini müesseseleştiren (kurumsallaştıran) Nizamülmülk’ün te’siri büyüktür. Zâten, kendisi de Tûs Şehr’inde doğmuştur. Bugünkü Tahran, (Rey,) Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu, Tuğrul Bey’in doğum yeridir. Tıpkı, Müfessir, Tefsir-i Kebîr Sahibi, Fahraddin-i Râzî gibi. Fakat, her şey İran topraklarında Şah İsmail tarafından 1501’de Safevî Devleti’nin kurulmasıyla değişmiştir. 16. Yüzyıl İran’ın ehl-i Sünnet halkı ve ulemâsı için bir dönüm noktasıdır. Şî’î ve Râfizî olmayanlar kılıçtan geçirilecek, cami’i’ler kapatılacak, medreselerde eğitim yok edilecektir. Bizi bugün alakadar eden şey ise, beş yüz yıl sonra ikinci bir kültürel yok edilişi, Türk Devleti’nin ve Suriye Halkı’nın üstün gayretiyle, durdurduğumuz hakikatidir…