NEBî’LER - VELÎ’LER!...

Son zaman’larda, süfehâ ve humeka takımından ba’zıları, kendilerince degğr verdikleri kişi için, hâşâ ve kellâ! Sümme, sümme hâşâ ve kellâ!2 kendisine iki Peygamber tasarrufu verildi,” gibi, hezeyanda bulunmuşlar, mes’ele, bilenler, bilmeyenler tarafından kesif bir şekilde münaza’a ve münakaşe edilmiştir.

“ Allah meleklerden de rasûller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, görendir.” ( Hac/ 22 /75) Allah melek’lerin Peygamberlerini ve Yeryüzüne insanları için gönderdiği Peygamber’lerini âlem’i Ezelde, ruhlar âleminde seçmiştir. Hiçbir kimse, ibadetle takva ile asla ve kat’â Peygamberlik mertebesine ulaşamaz. Dolaysiyle hiçbir velî, mertebesi ne olursa olsun, aslâ ve kat’â Peygamberlik mertebesine ulaşamaz, dolaysiyle de hiçbir veli, asla ve kat’â, her hangi bir Peygamber’in tasarrufunu kullanamaz.

Bu hususta en Salahiyyetli, İmam-ı Rabbânî, Müceddid-i Elfi Sânî,(K.S.) Hazret’lernin, Mektûbât-i Kudsiyelerinden, mevzu’umuzla, yakından alakalı, 1. Cild/ Sahife/ 181’deki 268. Mektubun bir hulasasını teberrüken ve mevzu’umuza aydınlatacağı için aşağıya alıyorum.

“ İşbu Mektup,” Peygamber’lerden mevrûs ilim ve “Benim Ümmetimin âlim’leri, İsrailoğullarının Peygamberleri gibidir, hadisi Peygamberlerden merûs ilmin, velilerin konuşdukları Tevhid-i Vücûdi ilmin beyanı hakkındadır, Han-ı Hân’a yazılmıştır. “ Allah’a sonsuz hamd,Allah’ın seçtiği kullarına da selâm olsun! İyi bilesin ki, bu sğınırlara ve bu vazi’yyete olanla fakirlerin halleri hamdi istivcab etmektedir; Allah’u Sübhanehû ve Te’âlâ’den selametiniz, afiyetiniz ve istikamet üzere olmanız en büyük isteğimizdir. Verâset ilmi meyanındaki bahisler hakkında, vaktin gereği, bu makûle’de bazı kelimeler yazmak istedim. Haberlerde varid olduğuna göre,

“ Âlim’ler, Peygamber’lerin vâris’leridir’ler.” Buhârî, Müslim ve diğer iki râvî. Ebu’d-Derda radiyalla’anh’den rivayet etmişlerdir.) Peygmber’lerden bakî, Ahkâm ve Esrar ilimleri olmak üzçere iki nev’a ayrılır. Vâris âlim iki nev’i ilimde sehmi olan, ancak bir nev’i ilimde nasibi olandır.Bu ise gerçek verasete münafidir. Oysaki gerçek varis muris tarafından bırakılan mirasın bütün nev’ilerinden nasibi olandır. Yoksa, bazısına varis, dier ba’zısına olmamak, mahrumlara dahil olmak demektir. Peygamber’imiz salla’llhu alyhi ve sellem buyurmuşturki,

“ Benim Ümmetimin âlimleri İsrailoğullarının Peygamberleri gibidir,” Buradaki ulema’dan murad varis olan ulemadır, yoksa mahrumlar değillerdir.Zira mahrumlar bu alakadan hali oldukları için, mahrumlar terekenin ba’zısından nasiplerini alırlar.Bir kimse varis değilse, âlim de değildir, ancak sadece bir nev’i ilimle kaydolunur. Deriz,ki: o sadece ahkâm ilimlerinin âlimidir.

Mutlak âlim ise o’durki, her iki ilim’de de, tam varis ve tam nasibi olandır.Ba’zıları, Sahv(ayıklık), sekr( ma’nevî serhoşluk) biribirine karıştırmışlardır.Enbiya’nın İlmi, Ahkâm ilmi olsun, Esrar ilmi olsun, bütünüyle,gayet ve tamamen sahv’den neşet eder, zerre kadar sekr söz konusu değildir.Belki, bu maarif velayet makamına münasiptir.Bu mkamda ma’nevî serhoşluğa sağlam bir adım atılmıştır

“ Ba’zen, karınlık gecede Bedr’in nurları ortaya çıkar da, Sehiy yıldızının gizlenmekten başka bir mecali yoktur.”

Şüphesiz, ben mektuplarımda ve risalelerimde tahkik ettim,ki: Nübüvvet( Peygamberliğin Kemâlâtı Bahr-i Muhit Yeryüzünü tamamını kaplayan Okyanus gibidir; Velâyet’in velî’lerin Kemâlâtı ise onun yanında hakîr- küçük bir damla gibidir. Ne yapılım,ki: Kemâlât-i Nübüvvet hakkında zerre kadar idraki bulunmayan bir topluluk da: Velâyet Nübüvvetten daha faziletlidir, demişler, başka bir taife de bu kelamı şöyle tevcih etmişlerdir. Bundan murad, Nebî’ nin velâyeti Nübüvvetinden daha faziletlidir. Her iki fırkada Nübüvvetin hakikatini bilmeden gaibe hükmetmişlerdir. Bu hükme benzer bir başka hüküm de ma’nevî serhoşluğu, ayıklık sahv haline tercih etmeleridir. Sahv’in (ayıklığın) hakikatini bilenler, skr’in ma’nevî serhoşluğun sahiv( ayıklık) ile asla münasebeti olmadığını da bilir. Ferşî’nin Arşî ile münazebeti gibi,” Eyne’l-Ferş, Eyne’l-Arş( yatak nerede Arş-u âlâ nerede?!..

Külliyen acayip olan ise, “ Bir türlü anlamıyorlar,ki: Peygamberler aleyhimü’-Salâtü ve’s-Selâm bu azamet ve celâe velâyet yoluyla değil Nübüvvet yoluyla nail olmuşlardır; velâyetin gayesi ancak, Nübüvvete hizmet etmektir. Velâyetin Nübüvvet üzerinde bir meziyyeti bulunsaydı, Velâyetleri bütün velâyetlerden mükemmel olan melek’ler Peygamberlerden daha faziletli olmaları gerekirdi. Bu kavimden bir taife de velâyetin Nübüvvetten daha faziletli olduğunu söylediler ve Mele-i âlâ meleklerinin Peygamber’lerin velâyetinden daha faziletli olduğunu ön gördüler ve sonra da zarûrî olarak,” melekler Peygamber’lerden daha faziletlidir,” dediler ve bu husuta ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat Cumhurundan ayrı düştüler.Bütün bunlar Nübüvvetin Kemalatının hakikatine muttali’ olmadıklarından neş’et etmiştir.

Bu hususta bi’zzarûre kelamı çok uzattık gerçek muamele’nin hakîkati üzerindeki perdeleri kötü kokuları kaldırdık. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, bütün İşlerimizde israf’tan koru, ayaklarımızı din-i İslâm üzere sabit kıl kafir kavimlere karşı bize yardım et. Bu sınırda-mevzu’u’da tereddüt edenlerden Kardeşim, Erşad Meyan Davud için bir açıklama olmuştur…