Venezuela, Devasa 50. Sıradaki Orduyla Tam 30 Dakika Direnebildi!
ABD'nin "Hürriyet Operasyonu", Bir Ülkenin Hafızasını, Işıklarını ve Liderini Silmek İçin Yarım Saatin Yettiğini Tüm Dünyaya Gösterdi. Teknolojik Üstünlük, Demokrasi Adına Acımasızca Kullanıldı.
04 Ocak gecesi, Amerika Birleşik Devletleri, dünya demokrasisini koruma ve “zorba bir rejimi” devirme görevini bir kez daha, olağanüstü bir cüret ve verimlilikle yerine getirdi. Hedef, askeri güç sıralamasında tam 50. olan, devasa Venezuela’ydı. Operasyon, “askeri denge” denen romantik kavramı, dijital ve füze çağında bir daha asla dirilmemek üzere gömdü.
Kağıttaki Dev, Hakikatteki Hasta Adam
Global Firepower’ın rakamlarına bakıldığında Venezuela, 145 ülke arasında tam 50. sırada duran, saygıdeğer bir orduya sahipti. 109 bin aktif asker, 8 bin yedek, 220 bin milis... Kulağa neredeyse meydan okuyabilecek bir güç gibi geliyor, değil mi? Savunma bütçesi de tam 4 milyar dolar! Tabii, bu para, ABD Savunma Bakanlığı’nın bütçesinin yaklaşık %0.5'i ediyor. Ama rakamlar her şey değildir. Önemli olan niyettir; ABD’nin demokrasi getirme niyeti, Venezuela’nın savunma niyetinden çok daha güçlü çıktı.
Sovyet Nostaljisine Karşı Silikon Vadisi Çağı
Venezuela ordusu, Hugo Chávez’in “dost” Rusya’dan aldığı, birçoğu müzelik değerindeki silahlarla donanmıştı: Su-30'lar, F-16'lar (evet, ironik bir şekilde bir zamanlar ABD’den aldıkları), T-72 tanklar... Ancak yıllardır süren “demokratik” ABD yaptırımları, bu silahların bakımını imkansız hale getirmişti. Washington’un merhameti, Caracas’ın mekaniklerinin becerisini aşmıştı. Sonuç: Uçamayan uçaklar, yürüyemeyen tanklar.
Öteki tarafta ise, insani müdahalenin baş aktörü ABD vardı: Geceyi gündüze çeviren teknoloji, bir binayı yıkmadan içindeki odanın duvarını delip geçen füzeler, milyon dolarlık insansız hava araçları ve iletişimi, elektriği, umudu bir tuşla silebilen siber birlikler. Venezuela’nın S-300’leri, bu dijital çağ fırtınasına, bir ahşap gemi gibi dayandı ve battı.
30 Dakikada Tarih Yazmak: “Operasyon İnsani Doruk”
Önceki günkü operasyon, askeri okullarda “kusursuz planlama” diye okutulacak bir kronoloji izledi:
· 00:00 - 00:15: “Aydınlanma” Aşaması. ABD füzeleri, Venezuela hava savunmasını “kalıcı olarak susturdu”. Hedefler, insan kaybı minimize edilerek, son derece “hassas” bir şekilde vuruldu. Elektronik harp sistemleri, Sovyet teknolojisini, bir walkman’i bozan elektromanyetik dalga gibi etkisiz hale getirdi.
· 00:15 - 00:25: “Karanlığa İhtişamlı Giriş” Aşaması. Caracas’ın elektrik şebekesine düzenlenen “insani siber müdahale” ile başkent, ABD’nin demokrasi ışığını daha iyi görebilmesi için karanlığa gömüldü. Halk, yıldızları ve patlama ışıklarını seyretti.
· 00:25 - 00:30: “Liderlik Değişimi” Aşaması. ABD’nin seçkin Delta Force birlikleri, hiçbir “gereksiz” direnişle karşılaşmadan, Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu ikametgahından “davet ettiler”. Misafirperverlik o kadar içtendi ki, Maduro daveti geri çeviremedi ve hemen ABD’ye doğru “nezaket ziyareti”ne çıktı. Tüm operasyon, bir futbol maçının devre arası kadar sürdü.
Neden Bu Kadar Hızlı? Çünkü “Eşitlik” Bir Mit!
Analistler, Venezuela’nın hızlı düşüşünü şu şekilde açıklıyor: Teknolojik uçurum, yıllardır süren “ekonomik teşvikler” (yaptırım diye okunur) nedeniyle çürüyen lojistik, açlık sınırındaki askerlerin düşük motivasyonu... Kısacası, ABD’nin “demokrasi teşvimi”, Venezuela’nın savaşma azmini başarıyla kırmıştı.
Gerçekçi Bir Sonuç: Kağıt Orduları Tarihin Çöp Sepetine
Venezuela, Latin Amerika’nın “güçlü” ordusuydu. Ancak süper güç olmanın, yalnızca tank sayısıyla değil, bir ülkenin hafızasını silme, ışıklarını söndürme ve iradesini 30 dakikada paketleyip götürme kapasitesiyle ölçüldüğü bir dünyada, kağıt üstündeki rakamların hiçbir kıymeti harbiyesi yok.
Dünkü operasyon, “geleneksel savaş” fikrine görkemli bir ağıt yakarken, “uluslararası hukuk”, “egemenlik” ve “meşru müdafaa” gibi modası geçmiş kavramları da, Caracas’ın karanlık sokaklarında bir kez daha toprağa verdi. ABD, dünyaya net bir mesaj verdi: “Listede 50. sırada bile olsanız, bizim için bir ara öğünden farksızsınız. Afiyet olsun.”
Not: Eğer bir güç, dünyanın öbür ucundaki bir başkenti yarım saat içinde tarihsiz, lidersiz ve karanlıkta bırakabiliyorsa, belki de “acımasızlık” tanımını gözden geçirmek gerekiyor. Ya da belki, bizim “acımasızlık” dediğimiz şey, onların “olağanüstü verimlilik ve üstün teknolojik başarı”sıdır. Ironi, gerçeğin en saf halidir.