Bir dönemin gönüllere dokunan yüzlerinden biri olan Süleyman Yağcı, nam-ı diğer Fisfis İsmail, bugün yeniden hatırlandıkça içimizde hem bir tebessüm hem de bir özlem bırakıyor. Televizyonun samimi, sade ve insanı yormayan zamanlarından kalan bu karakter, sadece bir oyunculuk başarısı değil; aynı zamanda bir duruşun, bir mütevazılığın temsilidir.

Bugün “Kanlı Nigar” gibi yapımların yeniden sahnelenmesi, geçmişin değerli isimlerini tekrar gündeme getirirken, Fisfis İsmail gibi karakterlerin eksikliğini daha da belirgin hale getiriyor. Çünkü o, sadece güldüren bir figür değildi — aynı zamanda kalbi temiz, doğal ve abartısız bir insan profilini yansıtıyordu. Yapaylıktan uzak, zorlamadan güldüren bir karakterdi.

Günümüz ekranlarında ise bu doğallığı yakalamak her geçen gün zorlaşıyor. Gürültülü, hızlı ve çoğu zaman derinlikten uzak içeriklerin arasında, Fisfis İsmail gibi karakterlerin yeri daha da kıymetli hale geliyor. Oysa toplumun özellikle çocukların, gençlerin; saf, temiz ve iyi niyetli karakterlerle büyümeye ihtiyacı var.

Keşke yeniden başlasa…

Keşke çocuklar tekrar onun o içten sesini duysa…

Keşke ekranlar yeniden sade ve samimi hikâyelere yer verse…

Bu bir nostalji isteğinden öte — bu bir ihtiyaçtır. Çünkü toplum, kendini iyi hissettiren, değer aşılayan, yormayan içeriklere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır.

Fisfis İsmail gibi karakterler, sadece geçmişte kalmamalı. Onlar yeniden hayat bulmalı — yeni nesillerle buluşmalı. Çünkü bazen bir tebessüm, en güçlü mesajdır.