Birçok insan daha sağlıklı olmak istediği için kilo vermeye çalışır. Ancak tartıda görülmesi istenen sayıya odaklanıldığında, hedef artık sağlıklı kilo vermek olmaktan çıkar, hızlı kilo kaybetmeye dönüşür. Bir yazarın ya da sanatçının başarısı, nitelikli ürünler ortaya koymasıyla ölçülmediğinde bunlar yerini o kişinin popülaritesine bırakır. Eğitim hayatı da böyle değil midir? Eğitim içeriğini öğrenmek ve hayata entegre etmek ana hedef olmaktan çıktığında, sınavlarda yüksek not almak eğitim hedefi haline gelir.
Ekonomide Goodhart yasası olarak tanımlanan ve siyasetten aile ilişkilerine, eğitimden sosyal medyaya kadar pek çok alanda kendini gösteren bu durum şu sözle özetlenebilir: “Bir ölçüt hedef haline geldiğinde, iyi bir ölçüt olmaktan çıkar.”
Eğitim sistemleri bu durumun en net örneklerinden biridir. Birçok ülkede öğrenci başarısı sınav notuyla ölçülür. Bu durum, bilginin varlığının somut ölçümü için gereklidir. Ancak sınav notu bir ölçüt olmaktan çıkıp hedef haline geldiğinde, öğrenci bilgiye değil yüksek sınav notuna sahip olmaya yönelir. Böylece bilgiye ulaşmak, amaç değil araç haline gelir.
Sayılanlar, sayılamayanlar ve diğerleri
Benzer durum iş hayatında da söz konusudur. Bir çalışanın performansı sadece satış rakamlarıyla, bir öğretmenin performansı sadece sınıfın not ortalamasıyla ölçülmeye başlandığında ölçülen artık verimlilik değildir. Yapılan iş yahut öğrenilen bilgi anlamlı olmadığında, onun karşılığı olan sayı anlam kazanır. Bu durumun zamanla motivasyonu da düşürür. Sosyal medyada da farklı işlemeyen bu yasa iletişim kurmak ve fikirleri paylaşmak amacıyla kurulan platformların; zamanla beğeni, etkileşim ve takipçi sayılarının ölçüldüğü alanlara nasıl dönüştüğünü açıklar.
Bu şekilde yaşayan insan, zamanla her şeyi ölçmek ister ve nitelik artık yerini niceliğe bırakır. Başarı ölçülür, mutluluk ölçülür, popülerlik ölçülür. Her şey ölçülür. Ancak insan davranışı mekanik değildir. Gün gelip de ölçülen şeylerin değer verilen şeylerin yerini almaması için sorulması gereken şudur: “Gerçekten değeri mi ölçüyoruz, yoksa ölçtüklerimizi mi değerli sayıyoruz?”