Etrafımızda neler var?
bir duvarın dibinde unutulmuş gölge,
bir pencerenin ardında büyüyen korku,
bir de kimsenin görmediği
küçük bir iyilik var.
Gökyüzü güzel,
ama altında başını kaldırmayı unutan insanlar var.
Bir çocuk, kaldırımda çatlamış bir taşı tekmeliyor,
bir adam, cebindeki son parayı sayıyor,
bir kadın, eve götüreceği ekmeği
kimseye belli etmeden bölüyor.
Dünya böyle bir yer işte,
bir yanında çiçekler açarken
öte yanında kökler kuruyor.
Güzel olan ne mi?
Sabahın, kimseye borçlu olmadan doğması.
Bir kedinin, bütün sokaklara rağmen
hâlâ birinin dizine güvenmesi.
Yağmurun, kimin çatısı delik diye sormadan yağması.
Bir yabancının,
hiç tanımadığı birine yol vermek için
kendi yolundan vazgeçmesi.
Ve çirkin olan?
Bir insanın, başka bir insanı
kendinden daha az insan sanması.
Açlığın bir yerde kader,
başka bir yerde israf olması.
Bir çığlığın duyulup da
ses çıkarılmamış gibi davranılması.
Etrafımızda aynalar var,
ama herkes yüzüne bakıyor,
kimse ardında bıraktığı izi görmüyor.
Çöp kutusunun yanında
yarım kalmış bir oyuncak duruyor;
belki bir çocuk büyüdü,
belki bir çocuk büyüyemedi.
Bir apartmanın en üst katında
biri yalnızlıktan ağlıyor,
en alt katında biri kahkahasını
duvarlara çarptırıyor.
Aralarında yalnızca birkaç basamak var,
ama bazen iki insanın arasına
koca bir dünya sığıyor.
Kaldırımların üzerinde izler var,
kiminin ayakkabısından,
kiminin dizlerinden kalmış.
Bazıları bir yere yetişmek için yürüyor,
bazıları bir yerden kaçmak için.
Bazıları eve dönüyor,
bazıları ev dediği şeyin
hiçbir zaman var olmadığını biliyor.
Yine de bir yerlerde
çatlamış toprağa su döken biri var.
Kimsenin alkışlamadığı bir iyilik,
kimsenin fark etmediği bir güzellik,
dünyanın pas tutmuş yüzünde
küçücük bir parlaklık bırakıyor.
Belki de güzel olan,
çirkinliğin hiç var olmaması değil;
insanın, bütün çirkinliklere rağmen
içinde bir güzellik saklayabilmesi.
Belki dünya değişmeyecek
bir şiirin uzunluğu kadar kısa zamanda.
Ama biri bugün
bir başkasının yükünü hafifletirse,
bir el, yere düşeni kaldırırsa,
bir göz, kendinden başkasını da görürse,
dünya aynı dünya kalmaz.
Çünkü etrafımızda neler mi var?
Kırılmış şeyler,
kıran insanlar,
kırılmamak için taş kesilen kalpler...
Bir de hâlâ
taş kesilmeyi reddedenler var.
İşte ben en çok onları merak ediyorum.
Çünkü bu dünyanın
en güzel yeri bir bahçe değil,
en çirkin yeri bir enkaz değil.
Dünyanın en güzel yeri,
bir insanın başka bir insanı
yok sayabilecekken
var saydığı yer.
Ve en çirkin yeri,
bir kalbin,
başka bir kalbin kırıldığını görüp
kendi sessizliğini
masumiyet sanması.