Bazen inanç, sabır ve doğru akıl; milyonlarca sterlinlik bütçeleri de, yıllardır kurulmuş ezberleri de yerle bir eder. İşte Hull City’nin 2025-2026 sezonunda yazdığı hikâye tam da böyle bir şey.

Sezon başında İngiltere’de birçok futbol otoritesi, bırakın Premier Lig hayalini, Hull City’nin Championship’te ligde kalma savaşı vereceğini ön görüyordu. Çünkü geçtiğimiz sezon kümede kalmayı son anda başaran bir takımın, bir yıl sonra Premier Lig biletini cebine koyması, İngiliz futbol kültüründe neredeyse ‘imkânsız senaryo’ olarak görülüyordu. Ancak futbolda bazen bir kişi çıkar ve “Neden olmasın?” sorusunu cesurca sorup tüm ezberleri bozar.

İşte o isim Acun Ilıcalı oldu.

Türk televizyonculuğunda elde ettiği başarıyı İngiliz futboluna taşımak isteyen Ilıcalı, Hull City’ye yalnızca yatırım yapmadı. Kulübe bir hayal, bir enerji ve en önemlisi de bir kimlik kazandırdı. Taraftarla kurduğu bağ, aşıladığı aidiyet duygusu, kulübün içine yerleştirdiği mücadele ruhu ve vazgeçmeyen yönetim anlayışı, Wembley’deki zaferin temel taşlarından biriydi.

Elbette bu başarı yalnızca yönetimsel bir zafer değildi.

Kulübedeki teknik adamın da bu işte büyük payı vardı: Sergej Jakirovic.

Hırvat teknik adam, sezon boyunca Hull City’ye disiplinli ama korkusuz bir futbol oynattı. Özellikle sezonun kırılma anlarında takımını mental olarak ayakta tutmayı başardı. Play-off baskısının İngiltere’de ne kadar ağır olduğunu herkes bilir. Wembley’e çıkan birçok takım, daha maç başlamadan o atmosferin altında ezilir. Ancak Jakirović’in Hull City’si, Middlesbrough karşısında sakin kalmayı bildi.

Ve sonra; dakikalar 90+5’i gösterdiğinde sahneye çıkan Oli McBurnie, yalnızca bir gol atmadı; şehrin tam on yıldır beklediği rüyayı yeniden hayata geçirdi. Middlesbrough karşısında gelen 1-0’lık zafer, Hull City’yi yıllar sonra yeniden Premier Lig’e taşıdı. Championship’i altıncı sırada tamamlayan bir takımın, play-off ateşinin içinden geçerek İngiltere’nin en büyük sahnesine çıkması, futbolun hâlâ romantik tarafının ölmediğini gösterdi.

Belki de bu hikâyenin en güzel tarafı şu: Hull City, bu başarıyı devasa bir bütçeyle değil; inanç, doğru organizasyon ve vazgeçmeyen bir ruhla elde etti. İngiliz futbol kamuoyunun küçümsediği bir takım, bugün Premier Lig kapısından içeri başı dik şekilde giriyor.

Ve artık kimse Hull City’ye “Kümede kalabilir mi?” diye bakmıyor…

Herkes aynı soruyu soruyor: “Acaba bu masal Premier Lig’de nereye kadar sürecek?”

Hoşçakalın…