Futbol, sadece yeşil çimler üzerinde yaşanan bir rekabet değil, milyonların ortak heyecanı, ortak neşesi, ortak hayalidir. Son zamanlarda ise o saf duygunun yerini, ne yazık ki gün geçtikçe ağırlaşan bir karanlık almaya başladı.
Bugün neredeyse her maçın sonucundan çok, hangi yorumcu eşinin üzerinden, hangi hakem kendi yönettiği maça, hangi başkan büyük meblağlarla bahis oynamış, hangi pozisyonun arkasında neler var bunları konuşup, bunları düşünüyoruz.
Şike ve teşvik söylentilerinden, son oynanan Galatasaray Samsunspor maçının üzerinde en fazla tartışılan anı olan, uzatma dakikalarındaki penaltı olayı gibi hakem kararları üzerinde oluşan şaibelerine dek gelen bir süreç.
Anlayacağınız, futbolun etrafını saran sis iyiden iyiye koyulaştı. Bu sisin içinde en çok yükselen kelime, futbolun doğallığını belki de en çok öldüren kelime: bahis.
Bahis öyle bir çark hâline geldi ki sadece tribünleri değil, oyuncuları, hakemleri, yöneticileri bile içine çeken bir girdaba dönüştü. Bir golden sonra sevinirken bile, “Acaba bu golün arkasında başka bir şey var mı?” şüphesi aklımızdan çıkmıyor. Bu duygu, futbolun en temel dinamiği olan güveni lime lime eden bir duygu. Futbolu sevdiren şey belirsizliğin güzelliğiydi aslında. Şimdi o belirsizlik, bir keyif değil, bir şüphe kaynağı oldu.
İşin ilginç tarafı, tüm bu kirliliğe karşın ortalıkta dolaşan paranın bol sıfırlı EURO’lar, dolarlar, milyonluk sponsor anlaşmaları, dev yayın gelirleri…
Yani, futbol bir yandan kirlenirken, diğer yandan ekonomik olarak giderek büyüyor. Sanki içi çürümeye başlamış ama dışı hâlâ pırıl pırıl parlayan bir meyve gibi.
Oysa çözüm, öyle çok karmaşık da değil. Futbolun yeniden doğması için önce üzerindeki ağırlıktan kurtulması şart. Bu yüklerin başında da bahis kabusu geliyor.
Futbolcudan hakeme, yöneticiden taraftara dek herkesin bir şekilde temas ettiği bu alan temizlenmedikçe, sahada ne oynanırsa oynansın kimse tatmin olmaz. Çünkü güvenin yok olduğu yerde keyif, keyfin olmadığı yerde futbol olmaz.
Belki de artık futbolun, kendi geçmişine dönüp aynaya bakmasının zamanı geldi. O aynada yıllar öncesinin saf neşesini, masum sevincini, kaybolan heyecanını hatırlaması gerekiyor. Çünkü bu oyunu yeniden ayağa kaldıracak olan şey, milyonluk sponsorluklar kadar, topla ilk tanıştığımız günü hatırlatan o temiz duygular olacak.
Futbol, tüm bu karanlık yükleri üzerinden atabilirse, belki o eski ışığını tekrar yakar. Bizler de tribünlerde, ekran karşısında, sokakta, içimizdeki o çocuksu heyecanı yeniden hissederiz.
Hoşçakalın…