Dünya Kupası tüm heyecanıyla sürüyor ve milyonlarca insan da ekran başında bu büyük şöleni takip ediyor. Kimi ülkeler yeni yıldızlarını dünyaya tanıtıyor, kimi ekipler sürpriz sonuçlarla dikkat çekiyor, bazıları ise yıllardır süren planlamalarının meyvelerini topluyor.

Ne var ki bizler için bu turnuvanın tadı biraz buruk. Çünkü büyük umutlarla geldiğimiz Dünya Kupası'nda A Milli Futbol Takımımız, kimsenin beklemediği iki yenilgiyle turnuvaya erken veda etti. Daha grup aşaması tamamlanmadan havlu atmak, sadece bir sportif başarısızlık olarak değil, aynı zamanda Türk futbolunun mevcut durumuna dair önemli mesajlar da içeriyor.

Aslında yıllardır benzer tartışmaları yapıyoruz. Bir başarılı sonuç geldiğinde geleceğe dair umutlarımız büyüyor, bir başarısızlık yaşandığında ise aynı sorunları yeniden konuşmaya başlıyoruz. Ancak görünen o ki sorunlarımızı konuşmakla çözmek arasında hâlâ ciddi bir mesafe bulunuyor.

Bugün Dünya Kupası'nda mücadele eden birçok ülkeye baktığımızda, başarıların tesadüf olmadığını açıkça görebiliyoruz. Sahaya çıkan oyuncuların arkasında yıllar süren altyapı, eğitim, futbol kültürü ve uzun vadeli planlamalar bulunuyor. Futbol artık yalnızca yetenekle kazanılan bir oyun değil. Disiplin, bilim, organizasyon ve sürdürülebilirlik de en az yetenek kadar belirleyici hale gelmiş durumda. Biz ise çoğu zaman günü kurtarmaya çalışıyoruz.

Kulüpler ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor. Teknik adamlar kısa vadeli sonuç baskısı altında görev yapıyor. Genç oyuncuların gelişimi yerine anlık başarı beklentileri öne çıkıyor. Futbolun temel değerleri yerine farklı hesapların konuşulduğu bir ortamda ise kalıcı başarı üretmek giderek zorlaşıyor.

Üstelik futbolun ruhunu zedeleyen bahis düzeni de oyunun doğal yapısını gölgelemeye devam ediyor. Futbolun heyecanı, sahadaki emeğin ve mücadelenin sonucunda ortaya çıkmalıdır. Ancak günümüzde oyunun etrafını saran ekonomik çıkarlar ve bahis merkezli bakış açıları, futbolun özündeki samimiyeti her geçen gün biraz daha aşındırıyor.

Milli takımın aldığı Avustralya ve Paraguay yenilgileri elbette tüm emeği yok saymamızı gerektirmiyor. Bu formayı taşıyan oyuncuların ve Montella’nın ortaya koyduğu çabayı küçümsemek de doğru olmaz. Ancak gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmak da çözüm değil.

Dünya Kupası bize bir kez daha şunu gösterdi: Futbolda artık mazeretlerin değil, sistemlerin kazandığı bir dönemdeyiz. Başarı, bir turnuvada yakalanan birkaç iyi sonuçla değil, yıllar boyunca oluşturulan sağlam temellerle geliyor.

Günün sonunda başarısızlığı kişilere yükleyip dosyayı kapamak olmamalı amaç.

Önemli olan, yaşananları özümseyip, kalıcı ve sürekli başarı arayışında olmak.

Hoşçakalın…