Gazetecilik sonradan öğrenilen bir meslek midir, yoksa insanın ruhuna doğuştan işlenmiş bir refleks mi?
Mesleğin eski ustalarından Şinasi Nahit Berker yıllar önce bu soruya öyle bir cevap vermişti ki, bugün hâlâ tartışmanın merkezinde duruyor:
“Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur.”
İşte bu cümlenin ardından gelelim haftanın yazı konusuna…
EuroLeague sahnesinde, Fenerbahçe Beko ile Zalgiris Kaunas arasında oynanan ve Sarı Lacivertlilerin yenilgisiyle sonuçlanan karşılaşmanın ardından yaşanan bir basın toplantısı ve Fenerbahçe koçu Jasikevicius ile bir muhabir arasında geçen kısa ama anlamı uzun bir diyalog.
Muhabir, sorusunu İngilizce olarak telefondan okuyarak yöneltiyor.
Soru uzun, verilecek cevaptan uzun…
Ama asıl mesele uzunluğu değil, doğallığını kaybetmiş olması.
Jasikevicius’un tepkisi oldukça sert: “Bu tarz soruları telefondan sormak için mi gazetecilik okuluna gittin? Bu sence doğru bir davranış mı?”
Peki, hocanın bu davranışı şık mı?
Tabi ki değil.
Bir teknik adamın, özellikle de uluslararası bir organizasyonda, bir gazeteciye böyle yanıt vermesi yanlış. Daha yumuşak, daha öğretici bir dil tercih edilebilirdi…
Ancak madalyonun bir de diğer yüzüne de bakmak gerek.
Gazetecilik, ezberlenmiş cümleleri mikrofondan geçirmek midir?
Yoksa bu kutsal meslek; gözlem yapmak, yaptığı gözlemi anlamak ve de en en önemlisi, doğru soruyu doğru anda ve doğaçlama sormaktır.
Ayrıca, soru eğer cevaptan uzunsa bir şeyler zaten yanlış başlamış demektir.
Çünkü iyi bir gazeteci, sorusunu önce zihninde kurar, sonra süzer sadeleştirir ve en yalın haliyle dile getirir.
Kâğıttan, ekrandan, telefondan okunan sorular, röportajda, planlı ve özel içeriklerde yer bulabilir.
Oysa basın toplantılarında düşünce, mesleki refleks ve içgüdü devreye girer ve bu durum “Gazeteci doğulur” tanımlamasının altını tam da tam burada doldurur.
Bugün gelinen noktada, ne yazık ki mesleğin bu refleks tarafı giderek törpüleniyor.
Hazıra kaçan, ezbere sığınan, dijital ya da yapay zekâ desteksiz cümle kuramayan bir anlayış ve bunun doğal sonucu olarak da ortaya çıkan mesleki zafiyetler…
Yineliyorum; Jasikevicius’un tepkisi doz olarak tartışılır ancak işaret ettiği şey gerçek. Mesele bir koçun öfkesi değil, mikrofonun arkasındaki sorumluluğun ne kadar taşınabildiğidir.
Gazetecilik, sadece soru sormak değil, doğru soruyu, doğru biçimde, doğru zamanda sorabilme sanatıdır. Ve o sanat ne telefona sığar, ne de kağıda…
Hoşçakalın.