Etem Sevik

SEVGİLİ OKURLAR: Kafasının içinde küçük bir panayır taşıyan, cebinde kelime misketleri gezdiren, sustuğunda bile gözleri konuşmaya devam eden o harika komedyenler… Onlar en çok hangi sanat dalının konusudur diye sorarsanız, cevabı nettir: Stand-up ve Meddah Geleneği.

Çünkü bu insanlar yazmaz, yaşarken doğaçlar. Onların sanatı kalemle değil, nefesle icra edilir. Her cümle bir ip cambazı gibi dengede yürür; bir kelime düşse, şaka bozulur, bir mimik gecikse, kahkaha eksik kalır.

Şimdi sizi böyle bir Komedyenin sahnesine götüreyim;

Mikrofonu eline alır almaz başlar:

Ben çok düşünmem aslında… Düşünceler beni düşünür. Gece yatarken, kafamın içinden sıra numarası alıp geçiyorlar. Dün biri dedi ki, ‘Seni sabah uyandıracağım.’ Sabah kalktım, ortada yok! Demek ki o da ertelemiş.”

Seyirci güler. O ise, gülüşleri cebine koyar, bir sonrakini çıkarır.

“Bizim mahallede herkes filozof. Bakkal amca veresiye defterine bakıp, ‘Hayat da böyle evladım, hep yazıyoruz, ama kimse silmiyor’ dedi. O günden beri ekmek alırken, varoluş krizi yaşıyorum.”

İşte bu, sözlü mizahın kalbidir. Gündelik olanı büyütmek. Küçük bir ayrıntıyı alıp büyüteçle evrensel bir hakikate dönüştürmek. Komedyen kişi, aslında toplumun nabzını tutan bir söz cambazıdır. O konuşurken sadece eğlendirmez, ayrıca fark ettirir.

Bir bardak çayı anlatırken bile destan yazar:

“Çay ince belli bardakta içilir diyorlar. İnce belli bardak olmasa çay karakterini kaybedecek sanki! Dök kupaya, yine çay. Ama biz romantik milletiz; Bardağın beli var diye çaya kişilik yüklüyoruz.”

Bu sözler yazılı edebiyatta “mizah yazısı” olurdu. Tiyatroda “monolog.” Gelenekte “meddah hikayesi.” Modern dünyada ise, mikrofonlu bir itiraf seansı: Stand-up.

Harika komedyenlerin sırrı çok konuşmalarında değildir! zekice konuşmalarıdır. Kelimeleri rastgele savurmazlar, görünmez bir matematikle dizerler. Bir cümleyi üç katmanlı kurarlar: İlkinde kahkaha, ikincisinde ironi, üçüncüsünde hafif bir sızı.

“Ben planlı bir insanım,” der mesela. “Plansızlığımı bile planlarım. Geç kalacağım günleri önceden belirlerim ki, sürpriz olmasın.”

Gülersiniz. Ama bir yandan kendinizi düşünürsünüz.

İşte Sözlü Mizah Sanatı budur: Dinleyeni hem eğlendirmek, hem de aynaya yaklaştırmak.

O harika Komedyenler aslında toplumun sesli günlüğüdür. Kafalarındaki ıvır zıvır dediğimiz şey; Gözlemler, çelişkiler, küçük trajediler ve büyük saçmalıklardır. Onları alır, cümlelerin ipine dizerler. Biz de kahkaha atarken, farkında olmadan hayatı sindiririz.

Ve sahneden inerken son bir laf bırakırlar:

“Ben geveze değilim, sadece düşüncelerimi yalnız bırakmaya kıyamıyorum.”

Alkış yükselir. Çünkü herkes biraz gevezedir ama herkes sanatçı değildir.

Sanat, kelimeyi eğlenceye dönüştürebilme cesaretidir. Ve o cesareti taşıyan her harika Komedyen, sözlü mizahın yaşayan bir eseridir.