Kimi insan önce düşünür sonra konuşur; kendilerine gıpta etmem benim gerçeğimi değiştirmiyor, maalesef.

Ben; konuşarak düşünürüm! Aynı durum yazı yazarken de geçerlidir, duygu ve düşüncelerimi öyle toparlarım. Bu konuda anlaştığımızı varsayarak ülkemizde yaşananlar hakkında duygu ve düşüncelerimi toparlamak istiyorum izninizle.

15 Temmuz 2016’da darbe adı altında bir felaket yaşandı ülkemizde.

Aylarca darbeyle yatıp, darbeyle kalktık. Üzerimizde yarattığı etkisi hala geçmiş sayılmaz.

Hiç bitmek bilmeyen o kara gecede, ne olmuştu? Kısaca hatırlayalım.

15 Temmuz akşamı saatler 22-30 civarlarında cep telefonlarımıza garipsediğimiz haberler gelmeye başlamıştı. Zamanla gelen haberler ülkemizin bir darbeye doğru gittiğini anladık. Ama bir tuhaflık vardı. Taşlar yerine oturmuyordu. Bir taraftan asker çeşitli yerlere el koyuyor, bir taraftan hükümet yetkilileri beyanatlar veriyordu.

Bir iki saat içinde durumu çözmeye başladık, önceden planlanmış darbe girişimini yaşıyorduk. Darbe kelimesi soğuktur, insanı tedirgin eder. Canımız sıkıldı, keyfimiz kaçtı. İlerleyen dakikalarda Cumhurbaşkanımızın cep telefonuyla konuşmasını dinledik. O aralar TRT ekranlarından Darbe ile ilgili zorunlu açıklama yapılıyordu.

Zaman ilerledikçe taşlar yerine oturmaya başlamıştı, başarıya ulaşması imkânsız olan, kimin ne için yaptığı belli olmayan bir darbe girişimi yaşanıyordu.

Türk halkı istemeyerek de olsa son 15 yıldır birçok hareketli günler, saatler geçirme tecrübesi kazanmıştı. 15 Temmuz gecesi de böyle bir geceydi. Yöneticilerimiz halkı sokaklara, meydanlara çağırmasıyla millet sokaklara döküldü. Aldığı emrin nereye varacağını bilmeyen asker zor durumda kalmıştı. Korkuyu yenen, tanka yürüyen, vücudunu siper eden Türk milleti, ülkesine, geleceğine kasteden yerli apoletli, kravatlı teröristlerin hain emellerine dur dedi.

Sınandığımız anlar vardır; gün gelir sevgisizlik, an gelir parasızlık ile sınanırız. Sağlık ile sınandığımızda çok olur ama acısı bitince unutur gideriz. Ve bugün hepimizin hafızasında yer eden, paradan, sevgiden hatta ve hatta sağlığımızdan bile üstün tuttuğumuz ülkemiz ile sınandık.

Neyse! Eskiden, şerefsizliğin bile bir ölçüsü olurdu. Ama o da kalmadı. Son yıllarda ülkemizde yaşanan olaylara şahit oldukça, eskinin en şerefsizlerinin şerefsizliklerini bile arar olduk. Hani son zamanlarda moda bir deyim var ya. "Sözün bittiği yerdeyiz" diye. Öyle şerefsizlikler yaşanır oldu ki, artık bu ülkede en şerefsiz adamlar bile, zemzem suyuyla yıkanmış kalır. Abarttığımı düşünmediğinizi çok iyi biliyorum. Biliyorum çünkü, hepimiz benzer düşünceler içerisindeyiz. Karısını satan birçok adamın haberini okudum, öz kızına tecavüz edenlerin de. Para için türlü şerefsizlikler yapana da bizzat şahit oldum. Ama kendi ülkesini, milletini, , haysiyetini dış güçlere peşkeş çekene ilk defa rastlıyorum.

Neresinden bakarsanız bakın içler acısı bir durum.

Babam her zaman biz evlatlarına şunu öğütlerdi. Hayat çoğu zaman insanlardan yana olmayabilir. Belki ileride aç kalacaksınız, ya da, sokaklarda yaşamak zorunda kalabilirsiniz. Ne yaşarsanız yaşayın ne kadar zorluk çekerseniz çekin, kimseye boyun eğmeyin. Onurunuzdan, şerefinizden ödün vermeyin. Benim ve Annenizin arkasından sakın ola kötü söz getirtip kemiklerimizi sızlatmayın derdi.

15 Temmuz zamanı babamın sözleri kulaklarımda çınladı. Ve darbeci Askerlerin ailelerini düşündüm.

Hayatları boyunca onursuz bir şekilde yaşayacak olmaları ne fena. Belki de ölmüş olan annelerinin ve babalarının kemikleri sızlıyordur mezarlarında. Ne acı değil mi?

Tüm bunları düşününce iç sesim bangır, bangır bağırıyor. Değdi mi he değdi mi! Gazetelerde, ekranlarda yan yana konulmuş iki resim düşünün. Bir resim rütbeli, ihtişamlı, gururlu, öteki resim ise merdivenlerden düşmüş bir halde. Yorgun ve perişan. O rütbeli, o ihtişamlı adam ne hale gelmiş dedim içimden.

Amiral! General! Okunuşu bile ürpertiyor insanı. Neydi derdin, ne olurdu sanki adabınla otursaydın bulunduğun makamda.

İtibar sende, ihtişam, kuvvet, asalet sende. Apoletini görenin sesi kısılır. Araban altında, evin devletten, emrinde nice subay, asker.

Para sıkıntısı da çekmiyorsun, çünkü her şey devletten.

Ne kalmıştı emekliliğine şunun şurasında. Peki ya ölümün. Kaç yıl daha yaşayacaksın ki?

Kumpaslar kurduğunuz, seksen milyonun ahını aldınız bu dünyada. Oysa Kul'a kulluk etmek yerine Allah’a kulluk edip şanınla şerefinle ölmeyi seçebilirdin.

Çok merak ediyorum! Ne olacaktı darbe başarılı olsaydı? Üç günlük dünya da, bunlardan daha fazlasına mı ihtiyacın vardı? Senin görevin vatanı dış mihraklardan korumak değil mi. Tekrar soruyorum. Ne olacaktı darben sonuç bulsaydı? Tarihe mi geçecekti adın. Türk milletinin kanı üzerinden kahramanlık destanı mı yazacaktın. Yazık çok yazık!

Oysa ki şerefsizliğin bile bir ölçüsü olur.