Kapsamlı bir kara harekatı gerçekleştirilemediği takdirde, bundan sonraki gelişmeler, sınırlı operasyonlar, hava saldırıları, istihbarat/özel kuvvet operasyonları ve bölgesel dengeleme politikası gibi karşı tarafı yormayı hedefleyen uygulamalar şeklinde olacaktır.

ABD’nin dört ülkeden toprak koparıp “bağımsız devlet” kurma girişimi de, bölgesel güç dengeleri dikkate alındığında, oldukça düşük bir olasılıktır. Çünkü böyle bir girişim, çok büyük savaş anlamına gelir ve bölge ülkelerinin ortak refleks göstermelerine neden olur..

İran operasyonuna ABD ile İsrail farklı açılardan bakıyorlar; ABD bölgenin enerji kaynaklarını kontrol altına almak ve Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’nin önüne bir barikat daha kurmanın peşinde. “Demokrasi götürmek” sloganı, 2003’te Irak’ın işgalinde olduğu gibi, operasyonun gerekçesi olarak kullanılıyor, Amerikan halkının olası tepkisi törpülenmeye çalışılıyor.

Bunun için de teolojik soslu gösteriler dahil, pek çok algı operasyonları düzenlenerek, özellikle Kasım ayındaki ara seçimlerde seçmenlerin yüzde 30’unu oluşturan Evanjelikleri memnun etmeye çalışıyor. Birkaç gün önce Beyaz Saray’da düzenlenen “Trump’ı kutsama” töreni de, bu amaçla düzenlenmiş bir etkinlikti.

Bütün bu gösteriler, ABD kamuoyunda İran operasyonuna verilen desteğin yüzde 70’lere yükselmesini sağlamış olsa da, İran’la girişilen savaşın ABD lehine sonuçlandırılması için yeterli değil. ABD, hava saldırılarıyla, dini lider Ali Hamaney’i ve askeri yönetim kadrosunu bombalayıp öldürmekle İran’da bir rejim değişikliği yapılamayacağını yaşayarak gördü. Bölgedeki askeri yığınağını artırarak B, C, D.. planlarını uygulamaya hazırlanıyor..

İran Venezuela değil; İran köklü bir devlet geleneği olan bir ülke. İranlılar, bir rejim değişikliği istiyor olsa bile, Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz olayından ders almış olmalarından dolayı, bunun bir dış müdahaleyle olmasına razı değiller.

KARA OPERASYONU KOLAY DEĞİL

Dini liderini ve askeri yönetim kadrosunu bombalayıp yok etmekle İran’ın teslim olacağını sanan ABD şimdi de, yıllarca eğitip donattığı, beslediği PKK, SDG ve hatta PJAK’ı kullanarak bir kara harekatı yapmayı hedefliyor. Hedefliyor, ama kendisini ABD için ateşe atacak birilerini bulmakta zorlanıyor. Parçalayıp parsellediği Irak’ın kuzey dilimini armağan ettiği, “devlet başkanı” yaptığı Mesut Barzani bile, “Biz bu işte yokuz” dedi.

TOM BARRACK ve BRAD COOPER NEYİN PEŞİNDELER?

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile İran operasyonun komutanı Brad Cooper’ın SDG komutanı Mazlum Abdi ile, Trump'ın da Kuzey İrak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani ile görüşmelerinin olası sonuçları Türkiye ve bölge ülkeleri tarafından dikkatle izleniyor. ABD’nin, bugüne kadar eğitip donattığı PKK/YPG/SDG ve PJAK’a, İran’a düzenlenecek bir karara harekâtına katılmaları karşılığında, Suriye, Irak, İran ve Türkiye'den koparılacak topraklar üzerinde bir Kürdistan vaad ettiği artık herkesin bildiği bir sır. Geçen gün, CNN International’da, bu görüşmelere, bu aadlere ilişkin bir de harita yayınlandı.

Parsellenmesi düşünülen ülkelerdeki varlıkları, toplam nüfusun yüzde 20’sini geçmeyen azınlıklarla bir bağımsız devlet kurulabilir mi ve bu devlet yaşayabilir mi?

Kürtlerden devşirilen militanlar İran'a yapılacak bir kara harekatında ne kadar başarılı olabilirler?

Kürtlerin büyük zayiat verme olasılığı yok mudur? ABD, Kürtleri cepheye sürerken bu zaiyat ihtimalini dikkate almıyor mu?

Sorular, bölgesel kaygıların daha da derinleşmesine neden oluyorlar.

DÖRT ÜLKEDEN TOPRAK ALINARAK KÜRDİSTAN KURMA SENARYOSU NE KADAR GERÇEKÇİDİR?

Suriye, Irak, İran ve Türkiye’den toprak alarak bağımsız bir devlet kurulması jeopolitik açıdan son derece zordur. Çünkü, bu dört ülke de böyle bir bölünmeye askerî ve siyasi olarak karşı çıkacaklardır.

İran ve Türkiye, böyle bir yapılanmayı ulusal güvenlik tehdidi sayar. Irak’ta 2017’deki bağımsızlık referandumu sonrası Erbil’in geri adım atmak zorunda kalması, bölgesel dengelerin ne kadar duyarlı olduğunu göstermişti. Büyük bir güç desteği olmadan bu ölçekte sınır değişimi mümkün değildir. Büyük güç desteği olsa bile, Türkiye, Rusya ve İran bölgesel dengenin bozulmasına izin vermeyeceklerdir.

YÜZDE 20’LİK BİR NÜFUSLA KURULAN DEVLET BAĞIMSIZ YAŞAYABİLİR Mİ?

2003’te, Irak’ın işgali sırasında, Irak’ın kuzey bölgelerindeki yerleşim birimlerinde (özellikle Musul, Kerkük ve Erbil’de) nüfus ve tapu dairelerindeki kayıtlar bilinçli olarak yakılmıştı. Çoğunluğu Türk olan yerli nüfus göçe zorlanmış, taşımalarla bölgenin demografik yapısı değiştirilmişti. Bugünkü Kuzey Irak Kürt Yönetimi bu operasyonlar sonucunda oluşturulabilmişti.

Bir devletin yaşayabilirliği yalnızca nüfus oranına da bağlı değildir. Toprak bütünlüğü, ekonomik sürdürülebilirlik, enerji ve su kaynakları, dış tanınma, güvenlik kapasitesi gibi belirleyici unsurların rolü de önemlidir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi örneği de gösteriyor ki, özerk yapı mümkün; fakat tam bağımsızlık çok daha zordur.

TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DE DÖNMEZ, DEVLET DE KURULAMAZ

Dört ülkeye dağılmış nüfusu birleştirmek, sınır savaşı demektir, sürekli askerî çatışma riski demektir ve sonuçta bölgesel istikrarsızlık gündeme gelir. Bu koşullarda kurulacak bir devletin ilk yılları ağır askerî ve ekonomik baskı altında geçer. Sonrası bilinmezdir.

İRAN’A KARA HAREKATI GERÇEKÇİ BİR SENARYO MUDUR?

85 milyon nüfusu, güçlü konvansiyonel ordusu, Devrim Muhafızları, füze kapasitesi, asimetrik savaş deneyimi dikkate alındığında, İran’a dışarıdan yapılacak bir kara harekâtı risklidir, çok yüksek maliyetlidir ve uzun süreli yıpratma savaşına neden olabilir. Hepsinden önemlisi, bu çatışmanın bölgesel savaşa dönüşme olasılığı da oldukça yüksektir. Böyle bir sonuç, bölgedeki sorunları biran önce sonuçlandırarak, olmazsa kontrollü bir kaos ortamı oluşturarak gerçek hedefi olan Pasifik’e yönelmek isteyen ABD açısından pek de istenen bir durum değildir.

Ayrıca, PKK/YPG/SDG ve PJAK gibi yapıların sabotaj ve yerel kontrol deneyimi vardır, ancak İran ölçeğinde bir devlete karşı geniş çaplı konvansiyonel harekât yürütme kapasiteleri sınırlıdır. PKK/YPG ve PJAK militanlarının, ülkeleri günlerce ABD tarafından bombalanan İran halkını, rejime karşı ayaklandırabilmeleri kolay mıdır?

AMERKA AŞKINA CAN VERİLİR Mİ?

Eğer büyük bir devletle doğrudan kara savaşı yaşanırsa, asimetrik güçler, özellikle hava üstünlüğü karşı taraftaysa, doğal olarak daha fazla kayıp verirler. Irak, Afganistan, Suriye iç savaşlarında, yerel milis güçlerin büyük güçler karşısında büyük kayıplar verdikleri görülmüştür. Dolayısıyla böyle bir senaryoda can kaybı olasılığı küçümsenemez.

Büyük güçler genellikle doğrudan askerî kayıp vermek yerine yerel müttefik güçleri kullanma stratejisini, yani ateşteki kestaneleri “maşayla” tutmayı tercih ederler. Bu taktik jeopolitikte “proxy warfare” (vekalet savaşı) olarak anılır.

ABD kamuoyu uzun kara savaşlarına çok hassastır. İran gibi bir ülkeye doğrudan kara savaşı açmak, ABD için de son derece risklidir. Bu nedenle geniş çaplı işgal senaryosu düşük olasılıklıdır.

GERÇEKÇİ OLASILIK NEDİR?

Kapsamlı bir kara harekatı gerçekleştirilemediği takdirde, bundan sonraki gelişmeler, sınırlı operasyonlar, hava saldırıları, istihbarat/özel kuvvet operasyonları ve bölgesel dengeleme politikası gibi karşı tarafı yormayı hedefleyen uygulamalar şeklinde olacaktır.

ABD’nin dört ülkeden toprak koparıp “bağımsız devlet” kurma girişimi de, bölgesel güç dengeleri dikkate alındığında, oldukça düşük bir olasılıktır. Çünkü böyle bir girişim, çok büyük savaş anlamına gelir ve bölge ülkelerinin ortak refleks göstermelerine neden olur..

STRATEJİK GERÇEKLİK

Bölgede Türkiye, İran, Irak merkezi hükümeti, Suriye yönetimi aynı anda karşı çıkarlarsa, dört parçalı bir Kürdistan haritasını hayata geçirmek son derece zor olur. Jeopolitikte kalıcı devletler güç dengesiyle uyumlu kurulur. Büyük savaş riskine rağmen değil, güç uzlaşısıyla mümkün olabilir.

Çadır kurar gibi devlet kurulamaz. Çadır kurmak bile belli bir deneyim ve bilgi birikimi gerektirir.

SONUÇ OLARAK..

Sonuç olarak, İran’a geniş çaplı bir kara harekâtı düşük olasılıktır. Dört ülkeden toprak kopararak devlet kurma girişimi de, bölgesel dengeler dikkate alındığında oldukça zayıf bir olasılıktır. Böyle bir girişim olursa zayiat riski yüksek olur. Büyük güçler yerel aktörleri kullanabilir, fakat maliyet–risk hesabı her zaman yapılır ve yapılmaktadır.

Dört devletten koparılacak topraklar üzerinde kurulacak bir devletin bağımsız olarak yaşama şansı oldukça azdır. Fakat, ABD ve İsrail açısından ve de bu oluşumun hayata geçirilmesine destek verecek İngiltere ve Fransa gibi emperyalist devletler açısından, kurulması hedeflenen bu devletin bağımsız olması zaten istenen bir şey değildir. Bu sözde bağımsız devleti oluşturmaya çalışanların, ekonomik olarak kendilerine bağlı olacak bu oluşumun yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamaktan başka bir hedefleri yoktur.

CNN INTERNATIONAL NE MESAJ VERİYOR?

Geçtiğimiz günlerde CNN International’da gösterilen harita, Papa’ın Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ni ziyareti dolayısıyla bastırılan pullardaki “Kürdistan” haritandan farklıdır; Sivas ilimiz de haritaya dahil edilmiştir. Sevr haritasında olduğu gibi, Türkiye’nin Türkistan coğrafyasıyla olan ilişkisi kesilmiştir.

CNN’den sonra Fransız televizyonlarında da yayınlanan bu haritanın arka planındaki niyet ve çalışmaları dikkatle izlememiz gerekir. Enerji ve su kaynaklarının, nadir elementlerin giderek önem kazandığı günümüzde yaşanan gelişmeler, her zamankinden çok daha dikkatli olmamızı gerektirmektedir.

ABD’nin bölgede dört devleti kapsayan bir “Kürdistan” haritası oluşturma çabasının arka planında, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’nin Kaşgar-Gvadar koridorunun önüne de bir barikat kurma hazırlığının olduğu gözardı edilmemelidir. CNN International’ın haritasındaki Belücistan da bu amaca yönelik bir parsellemedir. Pakistan Belücülerinin bir süre önce bağımsızlıklarını ilan etmeleri de, ABD’nin Kaşgar-Gvadar koridorunun önüne bir set çekme hedefiyle ilişikliydi.

Ne yönden bakarsak bakalım, ABD/İsrail’in İran saldırısı, hem bölgemiz hem de ülkemiz açısından çok zorlu geçeceği anlaşılan bir sürecin başlamasına neden olmuştur.

Bundan sonraki gelişmelere, ABD’nin oluşturmaya çalıştığı Kürdistan haritasına karşı Türkiye ile İran’ın ortak refleksi, İsrail’in “vaad edilmiş topraklar”a ulaşma konusundaki çabaları, Rusya ve Çin’in tutumları, petrol ve su kaynaklarıyla enerji ve ticaret koridorlarına gösterilen “ilgi” yön verecektir.

Gelişmeleri, arka plandaki bu gerçek dinamikler çerçevesinde izlememiz gerekiyor.