2023-2024 sezonunda Fenerbahçe, İsmail Kartal yönetiminde sezona bomba gibi başlamıştı. Alınan peş peşe galibiyetler, takımı ve taraftarları çok iyi bir havaya sokmuştu. Ancak alınan 99 puan ve atılan 99 gole rağmen, Fenerbahçe saha dışını kazanamadığı için şampiyonluktan edilmişti. Burada saha içinde İsmail hoca eleştirilirken, bu eleştirilerin bir kısmını ben de haklı görüyorum. İsmail hocanın sınırlı sayıda hatası vardı, sezon genelinde başarılıydı. Ancak hatalarından en büyüğü ilk Olympiakos maçındaki kadro tercihiydi. Fred, Ferdi ve İsmail’in ilk on birde olmayışı ve ilk yarıda yenilen o iki gol, bize turu kaybettirdi. İkinci hatası ise ligde sıkıştığımız maçlarda Dzeko’nun yanına Batshuayi’yi alıp forveti ikilemek yerine, Dzeko’yu çıkarıp Batshuayi’yi alarak tek forvet sistemi ile devam etmesiydi. Fenerbahçe yeri geldiğinde ikinci ya da üçüncü golü bulmak adına, geçtiğimiz sezon çift santrafor çok rahat oynardı. Fred’in yokluğunda ve bir dönem stoper krizi yaşadığımızda ise maalesef bir çözüm yaratamadı ya da hocanın denedikleri tutmadı diyelim.

Ardından çok konuşulan bir başkanlık seçimi yaşadık ama burada kazanan Fenerbahçe oldu. Aziz Yıldırım ve Ali Koç’un birleşmesi muhteşem bir hikâye oldu. Aziz Yıldırım’ın Şükrü Saraçoğlu’na maçlara gelmesi, Ali Koç ile beraber maçları izlemesi takıma, yönetime ve taraftarlara ekstra güç verecekken, Fenerbahçe düşmanlarına ise korku salacaktır. Birlik ve beraberlik Fenerbahçe’mize yarayacaktır.

Sonrasında ise muhteşem bir transferle yeni sezon hazırlıklarına geçildi. Dünyaca ünlü teknik direktör Jose Mourinho resmen Fenerbahçe’nin hocası olmuştu. Sansasyonel bir imza töreni ile Türkiye’de Galatasaray’ın şampiyonluğu gölgede bırakılmıştı. Artık sıra futbolcu transferlerine gelmişti. Zaten geçen sezondan takımın iskeleti belliydi. Müthiş bir sezon geçiren Livakovic, Ferdi, Djiku, Becao, Osayi, Fred, İsmail, Mert Hakan, İrfan Can Kahveci, Tadic, Szymanski ve Dzeko kadronun vazgeçilmezleriydi. Özellikle İrfan Can Kahveci, geçen sezonun en iyisiydi ve geçmiş yıllarda tribünle olan kırgınlıklar unutulmuş, aksine Saraçoğlu neredeyse her maç “İrfan İrfan” diye bağıran bir stadyum hâline gelmişti.

Kadronun eksikleri net bir şekilde belliydi. Santrafor, sol açık, altı numara ve stoper bölgesine net hamleler yapılması gerekiyordu. Sol bekin de alternatifi olmadığı için, oraya da bir destek yapılacaktı. Hemen hemen hepsi tamamlandı. Forvet transferi En-Nesyri ve sol açık transferi Saint-Maximin ile bombaları patlatan Fenerbahçe, stoper için de Çağlar transferini bitirmişti. En gerekli transfer olan altı numara transferi kalmıştı. Bu transferin şu ana kadar tamamlanmaması, bizi oynadığımız maçlarda hâlâ sıkıntıya sokmaktadır ve üzerine Fred sakatlığı da eklenince, orta saha krizi yeniden patlak verdi. Bir türlü bekleneni veremeyen, temaslı bir oyunla alakası olmayan ve topun olduğu yerlerde ortadan kaybolan Krunic, büyük bir hayal kırıklığı oldu Fenerbahçe için. 12 numaranın artık Krunic’e sabrı kalmamıştı ve bu konu son Lille maçı ile tam anlamıyla noktalandı. Acil bir şekilde, en kısa sürede altı numara transferini bitirmemiz gerekiyor.

Orta saha tandeminde, Fred’in yokluğunda ise şu an en iyi alternatiflerin Djiku, Mert Hakan, İsmail ve Syzmanski’den yapılacak bir ikili olduğunu düşünüyorum. Zaten hoca da Adana Demirspor maçında İsmail, Syzmanski ikilisini monte etti. Keşke ilk Lille maçında da bu oyunculardan bir ikili yapabilseydik. Mesela Djiku ve Mert Hakan ile daha temaslı oynayan bir tandem yaratılsaydı ilk Lille maçı çok daha farklı olur muydu?

Fenerbahçe’nin oynadığı ilk dört maça göz atacak olursak da Lugano maçlarında takım ilk yarılarda çok tutuktu; devre arası konuşmalarıyla ve sonradan yapılan oyuncu değişiklikleri ile Mourinho etkisi kendisini gösterdi ve takım ikinci yarılarda daha istekli ve golü arayan bir takım kimliğine büründü. Sezonun başlangıcı olması nedeniyle, takımın daha oturacak olması nedeniyle ve ne olursa olsun yediğinden fazlasını atabilen bir Fenerbahçe olması nedeniyle, Lugano maçlarının iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

Ben bu yazımı 13 Ağustos sabahı gazeteye teslim edeceğim için, yazım sanırım 15 Ağustos Perşembe günü çıkacaktır. Bu arada Fenerbahçe ise Lille maçı rövanşını oynamış olacak ve umarım sahamızda oynayacağımız Lille maçını farklı kazanarak, harika bir galibiyetle Şampiyonlar Ligi’nde yolumuza devam ederiz. Sizler bu yazıyı okurken, Fenerbahçe’miz inşallah turu atlamış olacak. İlk Lille maçında kaçırdığımız fırsatları ise umarım ikinci maçta aramayız. Yediğimiz iki gol ise tamamen şanssızlık eseriydi. Geçen sezona kaldığı yerden devam eden İrfan Can Kahveci’nin füzesi ise harikuladeydi. Daha disiplinli ve temaslı oynayan bir orta saha tandemi ve takıma biraz daha alışmış Maximin ve Nesyri katkıları ile ikinci maçta turu geçen taraf olmamız dileğimle.

Adana Demirspor maçına bakacak olursak ise herkes gibi benim de beklentim bol gollü bir galibiyetti. Hele ki maç kadrosunun açıklanması ile beraber sekiz numara pozisyonunda Syzmanski hamlesini görünce herkes “Oh be, fark atacağız.” dedi. Ancak takımın performansı bu beklentilerin altında kaldı. Maximin, harika bir asistle galibiyetin mimarlarından oldu, Dzeko ise muhteşem bir tek vuruşla, santrafor bölgesindeki rekabette en güçlü adaylardan biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Kalemize hiç isabetli şut gelmemesi savunma anlamında taraftarları mutlu ederken; yaratıcılıkta eksik kalmamız ve kısır bir skorla maçı tamamlamamız ise düşündürdü ancak sezonun başı olması sebebiyle endişelenecek bir durum yok ve hücum konusunda sistemimizin çok yakın zamanda oturacağını düşünüyorum. Jose Mourinho farkını mutlaka hissedeceğiz. Bu arada Adana Demirspor’un henüz 15-16 yaşlarında olan kalecisi Deniz Eren Dönmezer’i, maçtaki performansından dolayı, daha o yaşta bu atmosferi yılların kalecisiymiş gibi geçirmesinden dolayı yürekten tebrik ederim.

Son olarak taraftarlarımıza seslenmek istiyorum. “Kadıköy Cehennemi” diye adlandırdığımız Saraçoğlu atmosferini son yıllarda maalesef yaratamıyoruz. Geçen sene stada gittiğim maçlarda, bu durum dikkatimi fazlasıyla çekti. Ne yazık ki taraftar bağırmıyor, 90 dakika boyunca destek yapan belli bir grup var ki onların ağızlarına sağlık. Ancak eski günlerimize dönmemiz için tüm stadın 90 dakika boyunca desteklemesi gerekiyor. Maç öncesi ve devre arası haricinde de ne olur cep telefonları cebimizde kalsın. En önemlisi de sabırlı olmamız gerekiyor çünkü bizi ayrımcılık bölüyor, gruplaşma bölüyor, takımımıza zarar veriyor. Yaşanacak olumsuzluklarda hemen futbolcuları protesto etmek hiçbir şeye fayda sağlamıyor, aksine zarar veriyor. Evet eleştireceğiz yeri geldiğinde ancak yapıcı eleştirelim, takıma sürekli destek olalım. Uzun maratonda sabırlı olmak ve yapıcı olmak en doğrusu.

2024-2025 sezonuna inancımız tam, hocamıza ve futbolcularımıza güvenimiz sonsuz. Yolun sonu lig şampiyonluğu olsun, Avrupa’da başarılarla dolu bir sezon olsun. Futbol haricinde basketbol, voleybol ve diğer tüm amatör branşlarımızda kadın ve erkek tüm takımlarımıza sonsuz başarılar diliyorum. Tüm branşlarda kupalarla dolu bir sezon geçirmemiz dileğimle.

Yaşa Fenerbahçe.