Son yıllarda meydana gelen olumsuzlukları ülkemizde hep “Z” kuşağına yükler olduk. Bugün ele aldığım konu olan kitap okumuyor oluşumuz, ülkece kitap okuma oranımızın günden güne, yıldan yıla azalması konusu da toplumumuzda “Z” kuşağına yüklenmiş durumda. Sanki tek suçlu bu çocuklar. Sanırım bu “Z” kuşağı bir gün ağzı ile kuş tutsa yaranamayacak topluma. Bırakalım sorumluluğu üzerimizden atma taktiklerini, yemezler.

Çıkıyor bir tanesi ama sokak röportajında ama bir sosyal ortamda, “Artık gençler okumuyor, hepsi yirmi dört sosyal saat medyada, hepsinin elinde telefon, günlerinin tamamını bu şekilde boş geçiriyorlar ve hiç kitap okumuyorlar, bu toplum nereye gidecek?” diyor.

Sen ne yapıyorsun? Ya da onların bu duruma gelmemesi için sen ne yaptın? Ülkemizdeki kitap okuma oranının düşmemesi için, gençlere kitap okuma alışkanlığını kazandırmak için sen ne yaptın? Bırak, çok da uzağa gitme, kendi çocuğuna ya da yeğenine kitap okuma sevgisini aşılamak için sen ne yaptın? Ahkam kesmek kolay, at suçu “Z” kuşağına, şimdiki nesil okumuyor, bu toplumdan hiçbir şey olmaz. Yok ya? Biz de yedik.

Öncelikle kabul etmemiz gereken büyük ve acı bir gerçeklik var, biz ülke olarak okumuyoruz. Dünya istatistiklerinde evinde bulunan kitap sayısında, kişi başına düşen yıllık kitap okuma rakamında, ülke olarak kitap okumaya ayırdığımız günlük zaman konusunda hep altlardayız. Bu istatistikleri vermek benim bir görevim de değil, paylaşmam da doğru olmaz ancak biraz merak eden bu istatistikleri bulacağı yeri çok iyi biliyor.

Sosyal medyaya, televizyona, keyif yapmaya, gezmeye ve oyunlara ayırdığımız zamanlardan biraz kısıp da kitap okumaya zaman yaratamıyoruz. Herkesin dilinde o meşhur iki bahane, “Kitap okumaya zamanım yok.” ya da “Bir vakit olursa okuyacağım.”

Burada taşın altına elimizi toplum olarak koymamız gerektiğinin artık farkına varmamız gerekiyor. Bu zamana kadar neleri yanlış yaptık, hangi basamakları atladık ve ne gibi durumlarda ihmale düştük? Bunları önce bireysel olarak sentezlememiz ve bireysel olarak görevlerimizi yerine getirmemiz gerekiyor. Böylesine önemli bir toplumsal konuda bu şekilde atılan bireysel adımlar bir gün ben değil biz farkındalığına ulaşırsa, bizleri o taşın altına elimizi her zaman her durumda toplumsal olarak koyma evresine geçirir. Ancak şu an bu sinerjiyi göremiyorum ve yakın gelecekte bunun hayalini kuramıyorum, yine de bir yerden başlamamız gerektiğini biliyorum. Sadece tek sorun “Z” kuşağının kitap okumaması değil, bunu idrak etmek bizlere olaya geniş açıdan bakmayı sağlayacaktır.

Her şeyi geçtim, kişi önce işe kendinden başlamalıdır. Bırak evladına kitap okuma alışkanlığı kazandırma çabalarını; iyi bir ebeveyn olarak evladına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsan önce sen okuyarak örnek olacaksın. Bırak bir öğretmen olarak öğrencilerine kitap okuma alışkanlığı kazandırma çabalarını; örnek bir öğretmen olarak öğrencilerine kitap okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsan önce sen okuyarak örnek olacaksın. İşin en geneline gidelim, bırak bir akıl hocası olarak önünde seni dinleyen gence kitap okuma alışkanlığı kazandırma nasihatlerini, bunu göstererek, sen okuyarak, sen örnek olarak en öncelikle sen uygulayacaksın.

Öncelikle bireysel olarak bizler başlayacağız okumaya. Okuma alışkanlığı kazanma ya da düzenli okuma kültürü edinme ile ilgili geçmiş dönemlerde birçok yazı yazdım ve bu konuya girerek, ana konunun hedefinden sapmasına sebep olmak istemiyorum. Dolayısıyla kıymetli ebeveynim, öğretmenim, abim, ablam ya da örnek alınan bir akıl hocam, her kimseniz; kitap okumaya önce kendinizden başlıyorsunuz. Kural bir budur. Önce sizler yapacaksınız, nasihat ve sözlerinizle değil, örnek profil olarak sizler direkt uygulayarak bunu hayata geçireceksiniz.

Şimdi bunun aile tarafında nasıl uygulanması gerektiğini masaya yatıralım. Mevcut bütün bahaneleri bir kenara bırakıyorsunuz. Haftada en az iki akşam ama uygulayabilirseniz üç akşam, evinizde akşamları birer saat sürecek okuma aktivitesi yapıyorsunuz. Herkes kendine göre uygun olan kitabını alıyor, cep telefonu ve televizyondan uzaklaşıyor, herkes salonda oturmuş kitabını okuyor. Kimse öyle bireysel olarak çalışma odasına ya da başka bir yere geçmiyor. Herkes aynı odada, beraberce okuyor. Bu uygulamayı bir aile kültürü haline getirirseniz, önce ebeveynler olarak sizler bir okuma alışkanlığı kazanmış olacaksınız, sonrasında da evlatlarınız daha çekirdekten okuyan bir ailede, okuma kültürü içerisinde yetişerek, kitap okuma alışkanlığı kazanmış bir birey olarak topluma atılacak ve o da başkalarına örnek olacaktır.

Gelelim aileden sonra pastada büyük bir pay sahibi olan kıymetli öğretmenlerimize. Görevleri çok kutsal, ülkemizin geleceğinin temellerini atıyorlar. Her birine kendi uzmanlık alanlarında verdikleri eğitimleri ile sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak hadi gelin biraz da kitap okuma konusunda örnek olalım minik yavrularımıza. Sosyal medyamda olsun, etrafımdaki arkadaş çevremde olsun biraz sonra yazacağım satırları uygulayan çok kıymetli öğretmen arkadaşlarım var ve onları ayrıca tebrik ediyorum. Öncelikle her öğretmen sınıfına girerken elinde okuduğu kitabı ile girerek başlangıcı yapmalıdır. Burada ders anlarında belki onlara verdiği ödevler esnasında kendisine yarattığı zamanlarda kitap okuyarak, nöbetçi olup da başka bir sınıfa girdiği zamanlarda kitap okuyarak ya da kendi derslerinde sınıfı ile belirli periyotlarla kitap okuma saatleri düzenleyerek öğrencilerine her anlamda örnek olmalıdır. En önemlisi ise öğle molalarında, nöbetçi olduğunda bahçe molalarında kitap okuyarak öğrencilerine örnek bir öğretmen profili oluşturmalıdır. Önce bunları kendisi kanıtlayıp, öğrencilerine göstererek, ardından da nasihat ve tavsiyeleri ile onlara kitap okuma sevgisini kazandırmalıdır.

Bu iki kısım pastada büyük paya sahipken, gelelim elimizi taşın altına bireysel olarak koyacağımız ve kitap okumaya örnek olacağımız diğer ince detaylara. Çalıştığınız iş yerinde molalarınızda ya da boş anlarınızda kitap okuyarak, kendinizden küçük meslek arkadaşlarınıza, yanınızda bulunan stajyerlere ya da kendi yaşıtınız bir iş arkadaşınıza bile kitap okuma merakını çok rahat aşılayabilirsiniz. Benim direkt uyguladığım ve üzerine düştüğüm konu kendi açımdan budur. Çalıştığım şirkette yanımda bulunan stajyerlere her zaman önce kendim okuyarak sonra da bunun önemini anlatarak örnek olmaya çalışıyorum.

Bunun dışında da sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşmektedir. Toplu taşımalarda, çeşitli park ya da bahçelerde, plajlarda, sosyalleşmenin çok kolay olduğu hemen her yerde, özenle seçilmiş belirli kafelerde bu konu toplumsal bir proje olarak masaya yatırılıp, çok yaratıcı fikirlerle karşılığını bulabilir.

Kısacası sorunumuz, “Z” kuşağının kitap okumaması değil sevgili okurum, bilmem anlatabildim mi?