Toplumda son yıllarda sıkça tartışılan konulardan biri de sosyal proje adı altında verilen para ödülleridir. Özellikle 40 bin ile 50 bin TL arasında değişen ödül miktarlarının, bazı platformlarda “başarı” ya da “ödül” olarak sunulması, farklı bakış açılarını da beraberinde getirmektedir.
Benim kişisel görüşüme göre, sosyal sorumluluk ve topluma fayda amacı taşıyan projelerin temel motivasyonu maddi kazanç olmamalıdır. Çünkü bu tür çalışmaların özü, insanlara ve topluma katkı sunma fikridir. Bu nedenle, ödülün para üzerinden şekillenmesi, zaman zaman bu ruhu gölgeleyebilmektedir.
Elbette emek veren, proje üreten ve zaman harcayan kişilerin desteklenmesi önemlidir. Ancak bu desteğin ölçüsü ve amacı doğru belirlenmelidir. Aksi halde, bazı durumlarda hak ediş tartışmaları, adalet algısı ve emeğin değeri konusunda soru işaretleri oluşabilmektedir.
Bu noktada daha yapıcı bir yaklaşımın, verilen ödüllerin doğrudan toplumsal faydaya yönlendirilmesi olabileceğini düşünüyorum. Örneğin bu tür bir kaynak; ihtiyaç sahibi kurumlara, eğitim projelerine, Mehmetçik Vakfı gibi toplumsal dayanışma alanlarına veya engelli bireylere yönelik çalışmalara aktarılabilir. Böylece ödül, bireysel bir kazançtan ziyade kolektif bir faydaya dönüşmüş olur.
Eğer bir ödül verilecekse, bunun emeği görünür kılan ama aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten bir sistem içinde olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü gerçek değer, sadece kazanılan para ile değil, bırakılan etki ile ölçülmelidir.
Sonuç olarak; sosyal projelerde en büyük ödül, toplumda bırakılan iz ve oluşturulan faydadır.