Ortadoğu’da savaş büyüyor, Hürmüz Boğazı alarm veriyor. İran’dan ABD’ye füze saldırısı, petrol fiyatlarında sert yükseliş… Dünya yeni bir enerji krizinin eşiğinde.

Dünya yeni bir savaşın içine doğru sürüklenirken, gözler bu kez yalnızca bombaların düştüğü bölgeye değil, Hürmüz Boğazı’na çevrildi.

İran ile ABD arasındaki çatışma giderek büyüyor.

İran, Ürdün’de ABD tarafından kullanılan bir askeri üsse balistik füzelerle saldırdığını duyurdu. Aynı saatlerde Hürmüz Boğazı çevresindeki bazı ticari gemilere yönelik saldırılar gerçekleşti.

ABD de İran’a ait petrol tankerlerini hedef aldığını açıkladı.

Ortadoğu’da tansiyon yükselirken dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda ticari gemi trafiğinin ciddi biçimde yavaşlaması, piyasaların da alarma geçmesine neden oldu.

Ve ardından beklenen oldu:

Petrol fiyatları 100 dolar sınırına dayandı.

Bu rakam yalnızca petrol piyasasının takip ettiği bir sayı değil.

Çünkü petrol yükseldiğinde bunun faturası, kısa süre içerisinde dünyanın her yerinde hissediliyor.

Türkiye de bundan kaçam

Hürmüz Boğazı neden bu kadar önemli?

Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Körfezi ve açık denizlere bağlayan dünyanın en stratejik enerji geçiş noktalarından biri.

Körfez ülkelerinin petrol ve doğal gaz ihracatında hayati öneme sahip.

Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi enerji üreticilerinin dünya pazarlarına ulaşmasında bu güzergâhın önemi çok büyük.

Bu nedenle Hürmüz'de yaşanan her gerilim, yalnızca İran ile ABD arasındaki bir askeri mesele olarak görülmüyor.

Çünkü burada yaşanabilecek uzun süreli bir kesinti, dünya enerji piyasasının dengelerini değiştirebilir.

Gemiler geçemezse petrol arzı daralır.

Arz daralırsa fiyat yükselir.

Petrol yükselirse taşıma maliyetleri artar.

Taşıma pahalanırsa gıda ve tüketim ürünlerinin maliyeti yükselir.

Ve sonunda savaşın etkisi, kilometrelerce uzaktaki insanların mutfağına kadar ulaşır.

Türkiye’nin cebine ne zaman yansır?

Türkiye açısından en kritik soru bu.

Petrolün 100 doların üzerine çıkması halinde ilk gözlerin çevrileceği alanlardan biri akaryakıt fiyatları olacak.

Benzin ve motorin fiyatları yalnızca araç kullananları ilgilendirmiyor.

Çünkü Türkiye’de taşımacılığın önemli bölümü karayoluyla yapılıyor.

Kamyon…

Tır…

Otobüs…

Taksi…

Kargo…

Servis…

Hepsi akaryakıt maliyetinden etkileniyor.

Akaryakıt arttığında yalnızca otomobil sahibinin deposu pahalanmıyor.

Marketteki ürünün raf fiyatından şehirlerarası taşımacılığa kadar zincirin tamamı etkileniyor.

Domatesin tarladan markete gelişi…

Ekmek için kullanılan hammaddenin taşınması…

Kargonun adrese ulaşması…

Bir ürünün fabrikadan depoya götürülmesi…

Hepsinin içerisinde enerji maliyeti bulunuyor.

Bu nedenle Hürmüz’deki savaşın Türkiye açısından en önemli başlığı aslında petrol değil.

Hayat pahalılığı.

Dünyayı korkutan senaryo: Hürmüz kapanırsa ne olur?

İşte piyasaların asıl korktuğu soru bu.

Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması ya da gemi trafiğinin uzun süre ciddi biçimde aksaması, küresel enerji arzında büyük bir şok yaratabilir.

Petrol fiyatının yalnızca 100 dolar seviyesinde kalıp kalmayacağı değil, çok daha yukarı çıkıp çıkmayacağı tartışılmaya başlanabilir.

Böyle bir durumda ülkeler stratejik petrol rezervlerini kullanmak zorunda kalabilir.

Enerji şirketlerinin maliyetleri yükselir.

Havayolu şirketlerinin yakıt faturası büyür.

Nakliye maliyetleri artar.

Üretim pahalanır.

Ve merkez bankaları yeni bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya kalabilir.

Türkiye açısından ise zaten yüksek seyreden yaşam maliyetlerinin üzerine yeni bir enerji şoku eklenmesi anlamına gelebilir.

Savaş artık yalnızca Ortadoğu’da değil

Ortadoğu’daki çatışmanın genişleme ihtimali de piyasaların en büyük endişelerinden biri.

İran ile ABD arasındaki gerilim bölgedeki diğer aktörleri de içine çekiyor.

Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar ve enerji tesisleri çevresindeki gelişmeler, çatışmanın coğrafi olarak genişleyebileceği endişesini artırıyor.

Bu nedenle dünya artık yalnızca:

“İran ile ABD arasında ne olacak?”

sorusunu sormuyor.

Yeni soru şu:

“Bu savaş daha kaç ülkeye yayılacak?”

Çünkü Ortadoğu’da savaşın sınırları genişledikçe enerji güvenliği de tehlikeye giriyor.

Türkiye ne yapabilir?

Türkiye’nin bu krizde en önemli avantajlarından biri coğrafi konumu.

Ancak enerji ithalatına olan ihtiyaç nedeniyle Türkiye küresel petrol fiyatlarındaki yükselişten tamamen bağımsız değil.

Dolayısıyla Türkiye açısından mesele yalnızca savaşın diplomatik boyutu değil.

Enerji arz güvenliği…

Döviz…

Akaryakıt…

Enflasyon…

Ulaştırma…

Gıda fiyatları…

Hepsi aynı zincirin halkaları.

Bu nedenle önümüzdeki günlerde petrol fiyatlarının seyri, Ankara’nın ekonomi yönetimi açısından da yakından takip etmek zorunda olduğu başlıklardan biri olacak.

Bir litre benzinle başlayan hikâye

Dünyanın öbür ucundaki bir savaşın Türkiye’de nasıl hissedileceğini anlamak için aslında çok uzağa gitmeye gerek yok.

Bir aracın deposuna bakmak yeterli.

Petrol yükselir.

Akaryakıt yükselir.

Nakliye yükselir.

Üretim maliyeti yükselir.

Market fiyatı yükselir.

Vatandaşın cebinden daha fazla para çıkar.

İşte savaşın görünmeyen cephesi budur.

Bombalar Ortadoğu’da patlar.

Ama ekonomik etkisi İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da, Van’da, Antalya’da hissedilir.

Şimdi dünyanın gözü Hürmüz’de

İran-ABD çatışmasının önümüzdeki günlerde hangi noktaya ulaşacağı bilinmiyor.

Fakat bilinen bir şey var:

Hürmüz Boğazı artık dünyanın en kritik kriz noktalarından biri.

Petrol 100 dolar sınırına dayanmış durumda.

Gemi trafiğindeki yavaşlama piyasaları tedirgin ediyor.

Çatışmanın bölgeye yayılma ihtimali konuşuluyor.

Ve Türkiye bütün bu gelişmeleri uzaktan seyreden bir ülke değil.

Çünkü Türkiye’nin ekonomisi de, vatandaşın günlük hayatı da dünya enerji fiyatlarından etkileniyor.

Bugün Ortadoğu’dan gelen haberlerin başlığı belki de tek cümlede özetlenebilir:

Petrol 100 dolara dayandı. İran ABD üssünü vurdu.

Ve dünyanın aklındaki soru artık şu:

Bu savaş daha nereye kadar büyüyecek?