Burası dünya; kimi zaman bir oyun sahnesi, kimi zaman sonsuz bir savaş alanı. Üzerine doğduğumuz, adım attığımız, nefes aldığımız en kadim sahne.
Burada herkesin payına düşen bir rol var: Kimi suskun, kimi çığlıklarla var ediyor kendini. Kimi güldüğüyle iyileştiriyor, kimi gözyaşıyla yük oluyor havaya.
Dünya, bir yandan acımasız bir öğretmen; hataları yüzümüze vura vura ders veriyor. Diğer yandan şefkatli bir anne; toprağıyla besliyor, suyuyla serinletiyor, gökyüzüyle avuturken yıldızları önümüze birer hayal kırıntısı gibi seriyor.
İnsan buraya gelirken boş ellerle geliyor, giderken de boş ellerle gidiyor ama ortasında, yani yaşamak denen o kısacık aralıkta, ellerine neler sığdırdığıyla imtihan ediliyor. Kimileri eline taş alıyor, başkalarının yolunu kapatıyor. Kimileri eline çiçek alıyor, karanlık kalplere ışık bırakıyor.
Burası dünya; ne mutlak sevinç yeri ne de mutlak keder durağı. İkisini de yan yana barındıran, insanı sürekli sınayan bir ara durak. Çünkü dünya kalıcı değil; burası yalnızca bir yol, bir köprü, bir imtihan sahası
Dünya, aslında bize şunu fısıldıyor: “Ben geçiciyim. Asıl olan senin içindekiler.”
Burası dünya ve burada hiçbir şey sonsuza dek aynı kalmaz. Ne mevsimler, ne insanlar, ne de kalbin yaraları. Her şey dönüşür, her şey başka bir şekle bürünür; acı şefkate, kayıp umuda, karanlık ışığa evrilir.
Dünya, sabırla sınar bizi. Kimi zaman beklemediğimiz bir yerden kırar, kimi zaman hiç tanımadığımız bir yüzle şifa verir. Bir gün bizi sevindiren şey, ertesi gün gözyaşına sebep olur.
Burası dünya; yolları çetindir ama her yolun sonunda biraz daha kendine varırsın. Bir dostun gülüşünde, bir yabancının bakışında,
Bir çocuğun masumiyetinde bulursun kendini.
Toprağa düşen her adımın, gökyüzüne uzanan her duanın bir iz bıraktığını öğrenirsin.
Burası yalnızca bir misafirhane. Bizler, gelip geçen yolcularız. Ne kadar bağlansak da, ne kadar sahip olduğumuzu sansak da, her şey elimizden kayıp gider. Sevdiğimiz kadar varız, incittiğimiz kadar eksiliriz. Gözlerimizden süzülen yaş değil, kalbimizden dökülen izdir bize kalan
Ve dünya, en sonunda kulağımıza fısıldar:
“Neyle geldin ki, neyle gideceksin?
Hepsi, üç karış toprağa sığacaksın.”