Çocukken, zaman zaman bitmesin diye yudum yudum okuduklarım da, coşkuyla ve heyecanla resmen beyin hücrelerime dokuduklarım da, düşünce ve sorguladığım felsefi konuların izini sürdüklerim de, motive eden, yaşama ışık olan biyografilerde de başıma gelirdi bu!

Sadece bu saydıklarımda değil okul – sınav döneminde çalıştığım ders kitaplarının kapağını kapattığımda, aklımda aynı soru; ‘İyi de, kısa bir süre sonra hafızamda kalmayacak gözlerime nakşettiğim bilgiler, olgular, satırlar’ diye devam eden…

Hayat patikasında yol alırken, zamanla ilerlerken anlayacaktım böyle olmayacağını yani unuturum sandığım okuduklarımın uçup gitmeyeceğini! Tam tersi belki iki ay, belki yıllar sonra bir sohbette, bir yazıda, bir durumda, yaptığım bir röportajda, bir görüşmede, öyle bir şekilde başını uzatıp kendini göstereceğini!

Yani diyeceğim o ki;
Okuduklarımız unutulmuyor, tortusu kalıyor. Beyin hücrelerimizin kıvrımlarında yerini alıyor, zamanı geldiğinde de kendiki var ediyor.
Nasıl mı?
‘Üstad, o kadar çok kitap okudum ki ama çoğunu unuttum. Öyleyse, okumak ne işe yarar?’
Bu, meraklı bir öğrencinin samimi sorusuydu.
Üstat cevap vermedi.
Sadece sessizce ona baktı.
Birkaç gün geçti.
Nehrin kenarında oturuyorlardı.
Yaşlı adam aniden dedi ki:
‘Susadım. Bana biraz su getir ama yerde duran şu eski süzgeci kullan’
Öğrenci şaşkınlıkla ona baktı.
Bu mantıksız bir istekti.
Delik deşik bir süzgeçle nasıl su getirilirdi ki?
Ama bunu söylemeye cesaret edemedi.
Süzgeci aldı ve denedi.
Bir kez…
Sonra bir kez daha…
Ve tekrar…
Koştu, doldurdu, yolda suyun hepsini kaybetti.
Daha hızlı gitmeye çalıştı.
Parmaklarıyla delikleri kapatmaya çalıştı.
Açı değiştirdi.
Hiçbir şey işe yaramadı.
Bir damla su bile kalmadı.
Bitkin ve umutsuz, üstadın yanına geri döndü.
‘Üzgünüm. Başaramadım. İmkansızdı’
Üstat ona şefkatle baktı ve dedi ki:
‘Başarısız olmadın. Süzgece bak’
Öğrenci gözlerini kaldırdı. O kirli, eski, kararmış süzgeç şimdi parlıyordu.
Su, defalarca içinden geçerken onu temizlemişti.
Ve üstat ekledi:
‘Okumak budur işte!
Okuduklarının hepsini hatırlamamış olman önemli değil. Bilginin hafızandan süzgeçten akan su gibi akıp gitmesi önemli değil. Çünkü okurken, zihnin arınıyor.
Ruhun yenileniyor.
Düşüncelerin aydınlanıyor.
Ve farkında olmasan bile, içten dönüşüyorsun.
İşte okumanın gerçek amacı budur.
Hafızanı doldurmak değil,
Ruhunu yıkamaktır!’