Her kuşak, bir sesiyle büyür. Kimimiz için o ses bir türkücüdür, kimimiz için bir öğretmen, kimimiz içinse bir spikerin sesidir… Ümit Aktan işte o sesti.

Mikrofonun başında bir hayatı geçirdi; maç anlatmadı yalnızca, ruhumuzu anlattı, ülkenin nabzını, çocukluğumuzu, coşkumuzu anlattı. Şimdi o ses sustu. Ama ne yankısı kolay diner, ne bıraktığı iz silinir. Ümit Aktan, ekranın karşısında dik duran adamlardandı. Onun sesini duyduğunuzda, anlatılan maçtan ötesini hissederdiniz. Bir ciddiyet, bir edep, bir zarafet... Klişelere kaçmadan, bağırmadan da anlatılabileceğini gösterdi herkese. Bağırmadı ama sesini duyurdu; çünkü sesiyle güven verirdi.

Onunla büyüyenler bilir, hangi takımı tuttuğunuz önemli değildi, çünkü onun tarafı belliydi: Futbolun ve dürüstlüğün tarafı. Zaman geçtikçe ekranlar değişti, spikerlik başka bir şekle büründü. Ama Ümit Aktan değişmedi. Eski toprak derler ya, işte öyle biriydi. Ekrandaki varlığıyla, insanın içini ısıtan bir güç gibi duruyordu orada. Onu dinleyenler bilir: Yalnızca bir maç değil, bir dönem anlatılırdı onun sesinde. O güzel Türkçesiyle, her kelimesini tartarak kurduğu cümleleriyle, konuşurken gözümüzün önünde canlanan o sahnelerle hafızamızda kaldı.

Maçı izlemiyorsanız bile açar dinlerdiniz. Çünkü anlatımı, anlatılanın önüne geçmeden anlatabilen ender ustalardandı. Futbolun sadece skor olmadığını, bir kültür, bir insanlık hâli olduğunu bilenlerdendi. Belki de bu yüzden sessiz sedasız gitti. Çok gürültüde kaybolacak kadar naifti çünkü. Ama işte şimdi, tam da sustuğunda anlıyoruz kıymetini. Çünkü bazı insanlar ancak sustuklarında anlaşılır. Bir dönem, bir ses, bir zarafet devri sona erdi. Ümit Aktan artık anlatmayacak. Ama onu dinleyerek büyüyenler, bir şeyleri aynı zarafetle aktarmaya devam edecek. Çünkü gerçek ustalık yalnızca konuşmakta değil, iz bırakmakta saklıdır.

Hoşça kal Ümit Aktan. Sesin sustu ama biz hâlâ seni dinliyoruz.