Türkan Saylan, ölmeden önce Ayşe Kulin’den kendisi hakkında bir roman yazmasını vasiyet etmiştir. Mayıs 2009’da Türkan Saylan hayatını kaybetmiştir ve aynı yıl Ayşe Kulin de bu biyografiyi ortaya çıkarmıştır. Ayşe Kulin, Türkan Saylan’ın özel mektupları ile zenginleştirdiği bu biyografide, Saylan’ın başardıklarını, çektiği zorlukları, aşk hikâyelerini, başaramadıklarını, insanlar için yaptıklarını, mesleğine olan aşkını, konu yapmak istedikleri ise o durumda oluşan hırs ve arzusunu, kısacası baştan sonra Türkan Saylan’ın hayatını ele almıştır.

Bu kitabın sayfalarını okurken ve Türkan Hanım’ı tanıdıkça, sanki Türkan Hanım’ın evinde kendisinin bir ev arkadaşıymışım, ailesinden biriymişim ve onunla yaşıyormuşum gibi yakın hissettim kendimi Türkan Hanım’a, hayatındaki tüm hikâyelerde sanki ben de onun yanındaymışım ve o hikâyelere şahit olmuşum havasındaydım. O kadar yalın, içten ve akıcı bir üslup vardı ki kitapta, sayfalarda gezinirken Türkan Hanım’ın ailesinden bir parça oluveriyorsunuz.

Bizlere Türkan Saylan’ı bu kadar yakından tanıttığı için, kendisi hakkında birçok detayı öğrenmemize vesile olduğu için, bu zamana kadar Türkan Hoca hakkında hiç bilmediklerimizi kaleme aldığı için, buradan da Sayın Ayşe Kulin’e çok teşekkür etmek istiyorum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık Ayşe Hanım.

2003 yılında Ayşe Kulin, Türkan Saylan ile doğu illerine doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuklarındaki amaçları, Türkan Hanım’ın hayata geçirdiği ve adını Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları olarak koyduğu ancak sonradan Ayşe Hanım’ın adını Kardelenler olarak değiştirdiği projenin kitabını yazmaktır. Sonrasında ilerleyen dostlukları neticesinde de Türkan Hanım, Ayşe Kulin’den biyografisini yazmasını ister.

Aslında başlarda yani yıllar 2008’i gösterirken Ayşe Kulin, lepra dünyasına dair bir kitabı Türkan Hanım üzerinden ele almayı düşünür. Ancak bu süreçte hem Ayşe Hanım’ın geçirdiği bir rahatsızlık hem de Türkan Hanım’ın yaşadığı çeşitli olumsuzluklar bu projenin ertelenmesine sebep olur.

2009 yılında Türkan Saylan’ın evi basıldığında kitaplarına, yazılarına, mektuplarına el konulur. Bundan sonra Türkan Hoca hırsla bitirmesi gereken projeleri adına canla başla yola koyulur. Bu süreçte Ayşe Hanım’ı da yanına çağırarak, kitapla ilgili bazı özel isteklerini dile getirir. Burada ise en önemli detay Türkan Hoca vefat ettikten sonra, Türkan Hoca’nın en eski ve en yakın arkadaşlarından Gökşin Sanal’ın, Türkan Saylan ile on üç yaşından beri yazıştıkları mektuplardan seçtiklerini Ayşe Kulin’e vermesiyle başlar. Bu mektuplar üzerine Ayşe Hanım’ın kitabının içeriği değişir. Ayşe Hanım’ın ele alacağı biyografi, Türkan Hoca’nın hayatının bugüne kadar kaleme alınmamış kesitlerini içerirken, aynı zamanda Türkan Saylan’ın içinde yaşattığı çocuğu ve insani yanını öne çıkaracaktır.

Biyografide Türkan Saylan’ın geçirdiği çocukluk yılları; o dönemlerde gördüğü aile baskısı, özellikle üniversite yıllarında bu baskının boyutlarının artması ve ailesi tarafından yaşadığı zorluklar; başkaları tarafından başarısızlık olarak görülse de ayrılıkla biten yaptığı iki evlilik ancak burada Türkan Hoca’nın ilkeleri ve çizgilerinin önemi; çocuklarıyla geçen bir ömrü, Londra macerası; cüzam hastalığında başardıkları ve bu konuda insanlık için yaptıkları; cüzam hastalığını yenenleri topluma kazandırmak için sıfırdan yarattıkları; Uğur Dündar ile cüzam hastalığı konusunda bir röportajı ve ardından gelişen olaylar; ülkesi ve insanı için verdiği mücadelesi; Lepra Pavyonları için sonuna kadar vazgeçmeden ilerleyişi; durumu olmayan insanlar için yaptıkları ve yardımları; mesleğine olan aşkı ve bu konudaki azmi; bir hedef belirledikten sonra onu o hedeften asla vazgeçirmeyen arzusu ve hırsı; kendisinin basamakları bir bir çıktığı muhteşem bir kariyer hayatı ve bu yolculukta geçtiği tüm zorlu yollar; kız çocukları başta olmak üzere binlerce çocuk için yaptıkları; tüm bunların yanında da kendi yaşadığı hastalıklarla hayat boyu verdiği mücadele anlatılıyor.

Biyografi alanında son derece çağdaş ve aydınlatıcı bir roman olmuş, ayrıca Türkan Hanım’ın arkadaşı Gökşin Sanal ile olan mektuplaşmalarının bu biyografinin içerisine monte edilmesi, biyografi tarzına çok tatlı ve duygusal bir hava katmış. Çünkü okuyucu birçok bilinmeyeni keşfedecek. Sadece bir biyografi olmakla kalmayıp, Türkan Hanım’ın başına gelen olaylardan dolayı Türkiye’nin yakın geçmişine ışık tutan, laiklik tartışmalarına dem vuran, her kadının başına gelebilecek toplumsal sorunlar sebebiyle de kadın haklarını tema edinen bir eser olmuş.

Mektupların, Türkan Hanım’ın anılarıyla, kariyer ve özel hayatıyla, sosyal yaşamıyla harmanlanması, film tadında bir biyografi ortaya çıkarmış. Yalnızlık hissini kendi özel dünyasında ve kalbinde her zaman yaşayan, ama sosyal yaşamda hiçbir zaman yalnız kalmayan; duygusal çalkantıları ile kırmızı çizgileri ve güçlü iradesinin hayatı boyunca çatışması sonucunda kendine has karakterini ortaya çıkaran ve bu yarattığı karakterle de Türk kadınının modernleşmesine ışık tutan bir Türkan Saylan.

İşte o Türkan Saylan şöyle diyordu:

“Tüm insanlığın akıl ve vicdanın aydınlattığı yolda yürümeyi seçeceği gün, er veya geç gelecekti. Buna bütün kalbimle inanıyordum. Sabrımı ve sükunetimi, bu inançtan alıyordum. O güne kadar, başa her gelen çekilecek! Oyunun kuralı böyle! Yaşam oyununun! Ne demiş şair: ‘Yaşamak şakaya gelmez…’”

Kitaptan aldığım iki güzel alıntıya yer vererek, Türkan Hoca’nın insanın yüreğine dokunan cümlelerini paylaşmak istiyorum:

“Dinleyebilme; başkalarını anlayabilmek ve kalpleri kazanmak hususunda en kudretli anahtardır.”

“Üstün insan, ezen, öldüren kumandan değil; yücelten, kurtaran, yaşatan hekimdir!”

Türk gençliği ve Türk kadını için örnek alınması gereken bir kadın; inançları, değer yargıları ve ilkeleri doğrultusunda çizgisinden asla taviz vermeyen; kimsenin yanında yer almayan, her zaman tek başına olan ama hiçbir zaman yalnız olmayan bir kadın. İnsanların sadece fiziki acılarını değil, yürek acılarını da dindirmeye uğraşan muhteşem bir Türk kadını. Sevgi, saygı ve özlemle Sayın Türkan Saylan…

Bu kitabı lütfen okuyunuz, lütfen kütüphanenizde biyografiler bölümünde bu kitap da yerini alsın. Hatta bu kitabı okumakla kalmayın; okunması için, Türk gençlerinin okuması için, Türk kadınının okuması için de lütfen vesile olun. Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…