MERHUM, MUSTAFA ÇIRPANLI HOCA’ MIZ !...
Merhum, Mustafa Çırpanlı,1910 yılında Alanya’da doğdu. 23 Aralık 1980 yılında, Alanya’da ebediyyete intikal etti. Kabri, Alanya’da, Bektaş Kabristanlığı’ndaki aile makberindedir. Mustafa Çırpanlı, Alanya’da mütedeyyin bir aile’nin çocuğu olarak, büyüdü, askerlik vazifesini ifa etti, Helal rızk kazanmak üzere, küçük bir manifatura dükkanı açtı,Dayısının kızı Müzeyyen Hanım ile evlendi, mes’ud bir yuva kurdu. Küçük manifatura dükkanında, bir taraftan müşterilerini ağırlarken, boş kaldığı vakitlerde, te’min edebildiği, dinî kitap’ları okuyordu. O devirde, bölge’de ilkokul daihil tahsil yapanların sayısı oldukça azdı. Buna rağmen, Mustafa Çırpanlı, İlkokul çağına geldiğinde, Alanya, Hayate Hanım İlkokulu’a kaydını yaptırır, aynı okul’dan, 1939-1940 öğretim yılında, pekiyi derece ile me’zun olur. Bu devirde, Diyanet İşleri Reisliği bünyesinde vazife yapan pekçok müftü ve vaiz’in zâtî dosyasında, Eğitimi durumu, “okuryazar,” iken, Mustafa Çırpanlı Hoca’mızın zâtî dosya’sındaki Tahsil durumu, “İlkokul me’zunu,” idi. Okuduğu kitaplarda, sohbetlerine katıldığı büyüklerin sohbetlerinde, “Zamanının imamına, bir mürşid-i Kâmil’e bağlanmanın zaruretini anlamış, mürşid-i kâmil’lerin vasıflarına vakıf olmuştu. Bir mürşid-i kâmil aramalıydı, bulmalıydı ve derhal kendisine kapılanmalıydı.Hatta, mürşid-i Kâmil’i bulabilmek için, askerliğini yaptığı, Konya’ya gidip-gelmiş, araştırmalarda bulunmuştu.
Dinî hassasiyyeti yüksek, tasavvufî mevzu’u’larda da az-çok bilgisi olan, “Şıh’ın Hacı Ahmed Efendi,” dükkanı’na gelir: “Mustafa Efendi, senin bir mürşid-i kâmil aradığını, hatta, ba’zı yerlere gidip- geldiğini duydum. Sen, zaman zaman, İstanbul’a mal almak için gidip-geliyorsun. Ben sana İstanbul’daki oğlum Mehmed’in adresini vereyim, İstanbul’a gittiğinde onun yanına bir uğra, görüş, belki onun bildiği ve tanıdığı bir zât olabilir, der, oğlu Mehmed Akçelioğlu’nun adresini verir. Bir müddet sonra manifatura çeşitleri almak üzere, İstanbul’a gider, İlk işi, “Şıh’ın, Hacı Ahmed Efendi’nin kendisine verdiği adrese gitmek olur, gider, Mehmed Efendi’yi bulur, Kendisini tanıttıktan sonra babası’nın selamını söyler, hal-hatır sorduktan sonra, Alanaya’da olup-bitenlerden, ölüp-kalanlardan biraz sohbet ettikten sonra,” bir mürşid-i kâmil aradığını, zâhîrî ve bâtınî ilim’lerinden istifade etmek istediğini, Konya’da, Adana’da mürşid-i kâmil oldukları iddia olunan kimselerin yanına gittiğini ve fakat onların hiçbirisinde herhangi bir kemâlât görediğini, onun için de onlardan hiçbirisine intisap etmediğini söyler. Mehmed Efendi, Mustafa Çırpanlı’nın samîmî olduğunu, gerçek’ten bir mürşid-i kâmil aradığına kâni olduktan sonra,” Benim tanıdığım Mübârek bir Zât var, İstanbul’un Selâtîn Cami’i’lerinde va’az ediyor, bugün de Yeni Cami’i’de va’az edecek, beraber gidelim, hem bir gör, hem de va’az’ını dinle, bakalım, nasıl bulacaksın.” Yeni Camiye giderler, ön saflara geçip namaz eda edildikten sonra, kürsüye yakın bir yerde yan-yana oturup, o Mübarek Zât’ın kürsü’ye çıkmasını beklerler. Nihayet, uzun boylu, me’zun kâmetli, nud-ryüzlü, el parmakları uzun ve me’zun, o Mübarek Zât, kürsü’ye çıkar, va’az’a başlamadan, uzun mir müddet cemaati gözüyle süzer, cemaatte bulunan her bir ferd de kemâl-i Hürmetle gözlerini o Mübârek zâta dikerek, konuşmasını dinlemeye başlarlar. Cami’de, feyiz ve ruhaniyyet o kadar yüksektirki, Konuşması zaman zaman, cemaatin arasından galeyana gelen ba’zı kimselerin yüksek sesle “Allah! Allah!,” nidalarıyla kesilir. O Mübârek Zât’ın, kürsü’ye yürüyüşü, cemaate bakışı ve konuşması, Mustafa Çırpanlı’yı çok büyük bir te’sir altında bırakmış, yanında oturan Mehmed Efendi’ye” Mehmed Bey! İşte benim aradığım mürşid-i kâmil bu zât olmalıdır,” der, Kuş gibi hafiflemiş, sevincinden neredeyse uçacaktı. Kürsü’nün dibinde kalabalık cemaat, elini öpmek, hayır du’a’sını almak için sıra beklerlerken, Mustafa Çırpanlı, biraz geride, Mürşid-i kâmil’i bulmanın sevinç ve heyecaniyle, mahzun, mahcup ve mütevâzî bir şekilde bekliyorken, Süleyman Efendi Hazret’leri kendisini görünce,” Gel, bakalım, Mustafa Efendi! Çok aradın, değil mi? Der. Mustafa Çırpanlı’nın neredeyse kalbi duracaktır, Aradığı mürşid-i kâmil’i bulmuştur, Mürşid’i’nin bu da’vetine fırlamıştır, o Mübârek Zât, elindeki cübbe-sarık çantasını kendisine uzatıp, “Al bakalım, Mustafa Efendi, sevinçle ve heyecanla çantayı alır, O Mübârek Zât, önde, Mustafa Çırpanlı Hoca arkasında Cami’i’den ayrılırlar. Böylece, Mustafa Çırpanlı Hoca fi’ilî, olarak Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazret’lerine intisab etmiş oldu…